Üniversite-endüstri işbirliği şart

Yayın tarihi: 19.12.2008
Üniversite-endüstri işbirliği şart

Üniversite-endüstri işbirliği şart


Üniversite-endüstri işbirliği şart

Bir ülkenin gelişmesi sadece öğretim kurumlarıyla mümkün değil. Endüstrinin de bu kurumlara destek vermesi, yanında olması, bu heyecanı paylaşması gerekir. Biz ayrı kulvarda gidiyoruz, endüstri ayrı kulvarda...

Ülkemizde seramik sektörünün yakın geçmişini değerlendirir misiniz?
Türkiye’de seramik sektörü gerçekten gurur verici biçimde gelişti. Bunu kimse yadsıyamaz. Birkaç firma çok ağırlıklı olarak bunun lokomotifliğini yapıyor. Çok sayıda seramik firması açıldı. Bir kısmı zaman içinde yok oldu. Türkiye’deki seramik endüstrisi sektörü ne yazık ki sadece inşaat sektörüne yönelik gelişti. Seramik endüstrisinin sofra eşyası ve süs eşyası gibi alanları da mevcut. Onlar hiç gelişmedi, birkaç firma ile sınırlı kaldı. Sofra seramiği ve aplik, vazo gibi dekoratif objelerin, kullanım eşyalarının üretildiği firmalarsa bu süreçte kimliklerini kaybettiler ve yok oldular. Şu anda üç tane sofra eşyası üreten firma var belli başlı. Onun dışında da bildiğim kadarıyla üretici kalmadı. Bu da Türkiye’nin sosyokültürel ve sosyoekonomik durumu ile ilgili bir durum herhalde.
50li yılların sonlarında Eczacıbaşı (Vitra) kuruldu. O dönemde bir de belli bir dönem Türkiye’deki inşaat sektörüne hizmet vermiş olan Yarımca Porselen var.. Ama özellikle Eczacıbaşı’nın bu konuda çok büyük bir katkısı olduğunu söyleyebiliriz. İlk defa Kartal Yunus’ta bir fabrikası kuruluyor Vitra. Öyle başlıyor serüven. Ondan sonra da bugünkü noktaya geliniyor. Şu anda Kartal Yunus kapandı. Bildiğim kadarıyla bir kısmı Bozüyük’e taşındı. Bir kısmı da yurt dışında faaliyet gösteriyor. Çanakkale duvar ve yer karosu üretiminde çok uzun yıllar faaliyet gösterdi ve halk arasında ‘Kalebodur’ olarak ün saldı. Şu anda sıhhi tesisat gerçleri de üretilmekte. Toprak bunların hemen arkasından sıhhi tesisat gereçleri ve karo üretimine girdi. 80’li yılların başına kadar sıhhi tesisat sadece Vitra’da üretildi. Serel firmasının sıhhi tesisat alanında üretim faaliyetine geçmesiyle sektör şekillenmeye başladı. Şu anda 20’ye yakın firma sıhhi tesisat konusunda üretim yapıyor. Bunların bir kısmı da yabancı kaynaklı firmaların Türkiye’deki fabrikaları. Buna Duravit’i örnek verebiliriz. Burada en çok sözünü etmemiz gereken konu, tasarım ve sanayinin ilişkisi. Bir takım gelişmeler sağlandı ve sağlanmaya da devam ediyor ancak Türk tasarımı ve tasarımcısı bağlamında Türkiye, elde edilen gelişmenin karşılığı olarak herhangi bir elle tutulur katma değer oluşturamadı. Çok uzun yıllar boyunca yurt dışından gelen form ve desenlerin burada üretilmesi dışında özgün tasarımlar gerçekleştirilemedi. 80’lerin ortalarına kadar bu durum devam etti. O yıllarda uluslararası pazarlara açılmaya başlandıkça, Türkiye’de tasarımın önemi daha iyi anlaşılmaya başlandı. Ve kendi tasarımlarını yaratmak için firmalar kendi tasarım birimlerini kurmaya başladılar. Bununla birlikte yurt dışından tasarımcılara görev vermeye başladılar. Bunun ilk tecrübelerinden birini İstanbul Porselen yaşadı, başarısızlıkla sonuçlandı. Daha sonraki yıllarda İstanbul Porselen kapandı ve bugünkü Porland doğdu.


Tasarım konusunda Türkiye’de yetişmiş tasarımcılara seramik sektörü yeterli değeri vermiyor. Bugüne kadar seramik sektöründe yetişmiş ve onların piyasaya sürdüğü bir tasarımcı olmadı. Hep yurtdışından aldıkları tasarımcıların ismini kullanarak kendi firmalarını belli bir noktaya taşıma eğilimini gösterdiler ve bu yönde çalışmalarını sürdürüyorlar. Ama ben bunun da bir süreç olduğunu, bir süre sonra bunun da yeterli olmayacağına inanıyorum. Nitekim Modelhane’den Tasarım Müdürlüğü’ne uzanan serüvende tasarım olgusu belli bir ivmeyi kaydetmiş durumda. Bu durum Üniversite olarak bizi çok etkiliyor. Şöyle bir söylem içindeler; “sizin yetiştirdiğiniz insanlar yerine parasını verip, yurtdışından istediğimiz tasarımcıya tasarımı yaptırıyoruz ve ürünleri satıyoruz”. Aslında ticari olarak baktığımızda yanlış bir yaklaşım değil, ancak Türkiye’de yetişmiş, Türkiye’den çıkmış bir tasarımcı henüz yok. Asıl önemli olan nokta bu. Çünkü sanayileşmekte olan bir ülkenin ürettiği ürünler kadar o ürünlerin tasarımını yapan tasarımcının da o ülkenin ürünü olması, satılan ürünün değeri ve firmanın gücünü ortaya koyduğu bir durumdur. Farklı bir sektör olsa da Ikea firmasından örnek olarak bahsetmek istiyorum. Firmanın alışveriş merkezlerinden birine gittiğiniz zaman satılan her ürünün yanında tasarımcının tanıtımını da görürsünüz. Bu hem teşvik edici, hem de satılan malı olduğundan daha önemli kılan bir özellik olarak karşımıza çıkıyor. Seramik sektörü, tekstil sektörü kadar bu anlamda güçlü olamadı.  Düzenlediği çeşitli yarışma ve etkinliklerle tekstil sektörü Türk tasarımcısının yetişmesi için çok önemli katkılarda bulunuyor. Gençleri teşvik ediyorlar, yüksek para ödülleri verilen yarışmalar düzenliyorlar. Bir seramik firması Kore ve Japonya’daki Dünya Kupası’na bütün bayilerini götürdü. Ama “bizden iki asistanı, üç öğrenciyi şu yurtdışı fuarına götürür müsünüz?” dediğimizde bütçemiz yok cevabını alıyoruz. Seramik sektörünün çok uzun yıllardır düzenlediği hiç bir yarışma yok. Eğitim kurumları ile sistemli hiçbir ilişkileri yok ve geleceğe yönelik hiçbir planlama yapmıyorlar. Kişisel ilişkilerden kaynaklanan işbirliklerini ve yardımlaşmayı bunun dışında tutmak istiyorum.  Ancak süreç içinde seramik sektörünün de bir süre sonra, dışarıdan ithal ettikleri tasarımcılar gibi Türkiye’de yetişmiş tasarımcıların da isimlerini kullanacaklarını tahmin ediyorum. Bu da benim temennim…
Şimdi bir ülkenin gelişmesi sadece öğretim kurumlarıyla mümkün değil. Endüstrinin de bu kurumlara destek vermesi, yanında olması, bu heyecanı paylaşması gerekir. Biz ayrı kulvarda gidiyoruz, seramik sektörü ayrı kulvarda gidiyor. Türkiye’de yaklaşık 20’yi aşkın seramik bölümü var. Bu bölümden mezun öğrenciler belirli iş kollarında istihdam edilmeyecekse bu bölümler neden açılıyor? Neden bu bölümlere öğrenci alınıp bu insanlara diploma veriliyor? Hiç bunlara gerek yok. Her şey bir yana, bir verimlilik ilkesi vardır. Verimliliğin bir takım ölçütleri vardır. Devlet bu insanlara kaynak ayırıyor, belli süreler içerisinde para harcıyor ve mezun ediyor. Belirli bir katma değeri oluşturmuyorsa bu mezuniyet, sokağa atılmış para/kaynak demektir. Burada iki tarafın da birlikte hareket etmemesinden dolayı çok ciddi bir sorun yaşıyoruz. Şunu diyebilirler: “Eğitim sisteminiz bizim sanayi yapımızla uymuyor.”  O zaman biz şunu yaparız: Eğitim sistemi ile sanayinin uyumunu sağlarız. Üniversite-sanayi işbirliği bu değildir. Ortada beraber geliştirilen bir proje yoksa, bir işbirliğinden bahsetmek mümkün değildir. Bu yardımlaşmadır. Bana göre de çok büyük bir eksiklik.

Yurt dışında durum nedir?
Batıda seramik sektörü üretimi üçüncü dünya ülkelerine kaydırıyor. Avrupa ülkelerinde fabrikalar giderek azalıyor. Gerek üçüncü dünya ülkelerinde işgücünün ucuzluğu sebebiyle, gerek yarattığı çevre kirliliği sebebiyle durum böyle. Avrupa’da eğitim kurumlarında seramik bölümleri yavaş yavaş kapanıyor veya küçülüyor. Dengeyi sağlıyorlar.

 

 

Teknolojinin endüstriyel sürece katkısından bahsedebilir miyiz?
Şimdi insanlarda yeni teknolojiye bir merak vardır. Şu anda firmaların hemen hepsinde bilgisayar destekli tasarım uygulamaları mevcut. Başka türlü bu hızı yakalamaları mümkün değil. Ancak şu var; seramik ürün yapısı olarak çok da bilgisayar teknolojisine uygun değil. Zira çok uzun bir gelişim süreci var. Tasarım yapılıyor. Model oluşturuluyor. Aslında direkt kalıp yapılıyor şimdi. Deneme pişirimleri yapılıyor. Seramik ürünler pişirim sırasında hatırı sayılır biçimde deformasyona uğrarlar, özellikle yüksek derecede(1200->) Malzemenin belirli toleransları vardır. Kabul ettiğiniz sınırlar vardır. Çeşitli düzeltmelerle kabul edilebilirlik sınırlarına çekersiniz. Yani malzeme fırına girdiği andan itibaren bu hassaslığını yitirir. Isı en yüksek noktaya geldiğinde seramik hammaddesi (Vitreous China) camlaşmaya başlar. Latincede VITRO cam anlamına gelir. Ürün fırının en sıcak noktaya ulaştığı anda camlaşmaya ve kendi ağırlığıyla çökmeye başlar. Bu özellik her ürün için farlı değişkenler yaratır. Son yıllarda Fire Clay adıyla bilinen ve deformasyonun en az düzeyde tutulduğu maseler de yaygın olarak kullanılmaya başlamış olsa da, hiçbir zaman sıfır olamıyor ve burada oluşan sorunlar, daha önceden kazanılan tecrübelerle giderilerek kusursuz ürünler elde ediliyor. Bilgisayarla bütünleşik üretim anlamında bu problemleri çözebilen bir yazılım şu anda dünyada yok. Mevcut otomobil firmaları tarafından kullanılan yazılımlar kullanıyorlar. Bir fırının teknik olarak her yeri aynı sıcaklıktadır ama uygulamada değildir. Ürünün geometrisi, fırına yükleniş şekli ve buna benzer pek çok etmen bu değişikliklere neden olur. Her form kendine özgü bir durum gerektirir. Bu sebeple seramiğe özel bir yazılım yok. Şu var tabii, bitmiş ürünü ekranda görebilme rahatlığını getiriyor bilgisayar teknolojisi. Bir de şöyle bir katkısı var: Fuarlarda genelde ürünlerin kendileri yerine maketleri sergilenir. Yazılım, gerçeğinden ayırt edilmesi çok zor olan bu ürünlerin yapılmasına yardımcı olabilirler. Bilgisayarın üretim sürecine çok büyük katkısı oldu. Fırın da, sırlama da bilgisayar kontrollü hale geldi. Robotlar çalışıyor birçok yerde. Bu da insan hatalarını minimize etmiş durumda.

Ülkemizde durum nasıl?
Bir kaç yıl önce Toprak Seramik’e ait bir karo fabrikasını gezdim, burada insan çalışmıyor. Şoförsüz forkliftler var. Kendi başına fabrika içinde dolanıyor, malı oradan alıp oraya götürüyor. 3–4 yerde insan var, baskı yapan eleklerin başında işlemin sorunsuz yürüyüp yürümediğini kontrol ediyor. Kalite kontrol yapıyor. Kaldı ki bunu da optik okuyucularla yapmak mümkün. İnsandan daha da hassas yapabilir. Paketleme bölümünde bir işçi var, onun dışında temizlikçiler, muhasebeciler ve bilgisayar sistemini kontrol eden mühendisler var. Başka insan yok. Bu tabi ki ürünün kalitesi açısından çok iyi ancak toplumsal yaşam için çok faydalı bir durum olmadığı görüşünü taşımaktayım.

İstihdamı olumsuz etkileyecek bir gelişme değil mi bu?
Benim gelecek projeksiyonum şu: Eğer ülkeler bireylerini istihdam edecek yöntemler geliştiremezse çok ciddi sosyal problemler yaşanır. Ben çok para kazanan bir X ülkesi olarak her bireyime hiç çalışmadan para da verebilirim. Ancak bir bireyin -özellikle genç olanların- çalışmadan yaşaması mümkün değildir ve bu uzun vadede ülkeler için aşılması mümkün olmayan sorunları da beraberinde getirir. Özellikle işsizlik problemi olan bir ülkede otomasyon sistemlerini fabrikalara soktuğumuz zaman bu durum körüklenecektir. Eskiden yüzlerce işçinin çalıştığı işletmelerde, ürün sayısı hem yeterli değildi hem de kalitesi bugünkü gibi değildi. Günümüzde bilgisayar sistemleri ve otomasyon yaşantımızın her alanına girdiği gibi seramik sektörüne de girdi. Sonuç olarak hayatımız çok kolaylaştı ve hızlandı, artık daha az insan gücü ile yüksek sayılı ve çok kaliteli ürünleri pazarlama imkânı buluyoruz. Kendi ülkemizi ise bu anlamda değerlendirdiğimizde şu paradoks çıkıyor karşımıza: Ne bilgisayardan vazgeçebiliyoruz ne de işsizliği

Benim gelecek projeksiyonum şu: Eğer ülkeler bireylerini istihdam edecek yöntemler geliştiremezse çok ciddi sosyal problemler yaşanır. Ben çok para kazanan bir X ülkesi olarak her bireyime hiç çalışmadan para da verebilirim. Ancak bir bireyin -özellikle genç olanların- çalışmadan yaşaması mümkün değildir ve bu uzun vadede ülkeler için aşılması mümkün olmayan sorunları da beraberinde getirir.

 

 

Söyleşi » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler