Sonuçlar

Yayın tarihi: 15.09.2006

Sonuçlar

 

Gastroenteroloji ile yakın iş birliği içinde yapılan cerrahi uygulamalar, reflü hastalıklarının tedavisinde  son derece başarılı sonuçlar ortaya koymaktadır.

 

Reflü yakınması olup da kendisine ameliyat teklif edilmiş hastaların ve hatta onların hekimlerinin en çok ilgilendiği konuların başında ameliyatın sonucunun ne olacağı gelmektedir. Genel olarak dünyada cerrahi tedavinin başarı oranı %90’ın üzerindedir. Diğer bir deyişle ameliyat olan her 100 hastadan 90’ı sonuçtan memnun kalırken, geriye kalan %10’luk grupta sorunlar yaşanabilmektedir. Bu düşük orandaki grupta, az sayıda hastada reflü yakınmaları sürebilmekte, bir kısmında da reflü yakınması geçmesine rağmen yeni bazı yakınmalar ortaya çıkabilmektedir.

Bu şikayetler genelde yutarken yemek borusunun alt ucunda takılma hissinin olması ya da midede gaz birikimi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ameliyat sonrası erken dönemde normal olarak kabul edilebilen bu yakınmalar kalıcı olduğu zaman elbette hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Ancak bu sorun da çözümsüz değildir. Kalıcı yutma güçlükleri deneyimli bir gastroenterolog tarafından geçişin genişletilmesiyle çözüme kavuşabilmektedir.

Sn. Doç. Dr. Sinan Ersin’in bu yorumlarına birkaç katkıda bulunayım.

Reflü vakalarının % 5 kadarının ameliyat gerektireceği tahmin edilmektedir. Son yıllarda tamamen kapalı yöntemle yapılan bu cerrahi batı ülkelerinde safra kesesi ameliyatından sonra en sık yapılan kapalı ameliyat olarak dikkati çekmektedir. Ne yazık ki ülkemizde az sayıda merkezde uygulanmaktadır. Bunun olası nedenleri tabloda özetlenmiştir. Cerrahinin başarılı olması için Gastroenteroloji ile yakın iş birliği şarttır. Ameliyattan önce manometri ve 24 saatlik asit ölçümü başarı ihtimalini artırmaktadır.

Bir başka ameliyat sonrası mutsuzluk nedeni de ameliyat öncesi tanıdaki hatalar veya hasta beklentilerinin net olarak ortaya koyulamamış olmasıdır. Bazı hastalarda reflünün yanı sıra ek sorunlar olabilir ve ameliyat reflüyü yok etse de yandaş sorunları ortadan kaldıramaz. Bu yandaş sorunlar arasında özellikle vurgulanması gereken iki grup vardır:

 

Fonksiyonel sindirim sistemi hastalıkları

Hazımsızlık hastalığı adı da verilen dispepsi ile spastik kolit gibi tamamen yanlış bir isimle tanınan irritabl bağırsak sendromu bu gruba girer. İlkinde hastada reflü yakınmalarına ek olarak hazımsızlık, şişkinlik, sindirememe, gaz gibi sorunlar vardır.

Verilen ilaçlar reflü yakınmalarını ortadan kaldırırken diğer bulguları etkilemezler ve hasta bu yakınmalarının da ortadan kalkacağını umarak ameliyat olur. Ne yazık ki bu hastalarda ameliyatta mide küçüldüğü için gaz, hazımsızlık yakınmaları daha da artacaktır.

 

Ameliyat, hastanın yaşam kalitesini artırma ve etkili tedavi yöntemi olarak düşünülebilecek ihtimallerden biridir. Ancak ameliyat reflünün beraberinde getirdiği rahatsızlıkları yok etmez.

 

Cerrahideki başarı oranı

Reflü hastalığının tedavisinde 1990 yılına kadar uygulanan açık cerrahi girişimler (Nissen, Toupet, Hill Belysey Mark IV) yaşam kalitesini artırıp, semptomatik iyileşme ve endoskopik bulgular üzerinde medikal tedaviden üstün olduğu gösterilse de yaygın bir kabul görmemekteydi. Ancak dünya genelinde reflü hastalıklarında cerrahi tedavinin başarı oranının % 90'ın üzerinde olması bu yaygın kanıyı ortadan kaldırmıştır. 

 

Somatoform bozukluk gibi değişik tanılar altında toplanabilecek olan psikiyatrik hastalıklar

Bu olgularda bazen reflü vardır fakat bazen de reflüden çok psikiyatrik bulgular hakimdir. Bazı hastaların kendilerini hastalığa inandırdıkları bilinmektedir. Psikiyatristler hastaların bir kısmında içgörülerinin yetersiz olduğunu vurgulamaktadır; yani hasta sorunlarını algılama yeteneğine sahip değildir. Bu algılayamama da bir psikiyatrik sorundur ve istemsizdir.

Sonuçta her iki grup hasta da ameliyattan yarar görmeyecektir. Bu olguların ameliyat öncesi dikkatle saptanmaları gerekir. Bu nedenle 24 saatlik asit ölçümü önemli bir incelemedir. Normal bulunan hastalara genelde ameliyat önerilmez. Bir başka yararı da, ameliyat sonrası memnun olmayan olgularda tekrarlanan tetkiklerde reflünün kaybolduğu gösterilirse, kalan yakınmaların reflüye değil yukarıda sayılanlardan birisine ait olduğunun ortaya konulabilmesidir.

 

Kendini hasta olduğuna inandırmış psikolojik hastaların yönlendirmeleri doğru olmayabilir. Hastanın ameliyattan faydalanabilmesi için hastanın psikolojik durumuyla ilgili bütün detayların dikkatlice saptanması gerekir.

 

Hekimlerin cerrahi tedaviyi düşünmemelerinin olası nedenleri

•          Çalışılan merkezde laproskopik cerrahi yapılamaması veya olgu sayısının kısıtlılığı. Doğal olarak açık cerrahiye hasta verilmesinde isteksizlik.

•          Manometrik veya pHmetrik inceleme yapılabilecek laboratuvarların bulunamaması.

•          Böyle bir tedavi alternatifi geleneğinin bulunmaması, tedavi seçeneği olarak hastaya sunulmaması ve hatta bazen hastaya cerrahiden kaçınılmasının özellikle vurgulanması.

•          Güçlü ilaçların varlığı nedeniyle cerrahinin ancak tedaviye dirençli olgular için bir alternatif olarak görülmesi.

•          İlaç tedavisinin daha ucuz olacağı fikri.

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler