031_40

Yayın tarihi: 11.10.2006
1

31 HIRSIZ KİM?

 

Salomon ve Mişon maça gitmişler. Mişon birden kasayı kilitlemediklerini hatırlatmış. Salomon,

Ne fark eder, ikimiz de buradayız, diye cevap

vermiş.

32. BURASI TEKSAS

 

Teksas’ta; üzerindeki her şey gümüşten bir kovboy bir bara girmiş. Pantolonunun püskülleri gümüşten, mahmuzları gümüşten; kurşunları gümüşten, tabancasının kabzası gümüş... Gümüşi kovboy gümüş bir dolar atıp Arjantin bira istemiş: Yaşlı bir müşteri gümüşten kovboyun yanına takdirle gelmiş: Hoş beşten sonra, kovboydan tabancasını rica etmiş: Kovboy zararsız gördüğü ihtiyara gümüş tabancayı şişinerek vermiş. İhtiyar silahı incelemiş incelemiş,

- Sen bunun arpacığını eğele, demiş.

- Neden, diye ‘sormuş gümüşi kovboy:

- Evladım burası Teksas, silahı insanın kıçına sokarlar, çıkarken yırtmasın, demiş koca ihtiyar.

33. TARZAN’IN SON SÖZLERİ

 

Ormanda Tarzan’dan bir ses:

Aaaaaahhhh, sarmaşıkları kim yağladı?

34. SÜPER TREN

 

Süper tren sonunda gerçekleşmiş, İstanbul ile Ankara’nın trenle arası üç saate inmiş. İşadamının biri İstanbul’dan süpertrene binmiş, tren kalkmış, adam birden bire Ankara’daki toplantı için şart olan belgeyi almayı unuttuğunu farkedip basmış feryadı. Panik içinde trenden inmek istemiş.

- Olmaz, kardeşim, bu tren durmaz, demiş şef kondoktör.

Adam çok sızlanınca,

- Tek şansın var, Gerede’de tren yavaşlayacak o zaman atlarsan atlarsın, yalnız gidiş yönüne atla ve son sürat koşmaya devam et, yoksa parçalanırsın, demiş kondoktör.

Adam söyleneni yapmış, atlamış, son sürat koşuyor. En arka vagondaki restoranda oturan iki kişi, vah zavallı, yetişmek için amma koşuyor diye, kollarından tuttukları gibi trene almışlar adamı.

35. BONAPETİ

 

Gemide bir Rum ve bir Fransız aynı masayı paylaşıyorlar. Rum her seferinde erkenden oturup yemeğe başlıyor. Fransız daha geç gelip,

- Bonapeti, yani Fransızca afiyet olsun, diyerek oturuyor. Rum bunu adamın adı sanıp o da kendini tanıtıyor ve

- Niko di Popolipus, diyor. Ama, adam her seferinde gelip adını niye söylüyor diye bozulup duruyor.

Bir keresinde de çok bozulup Fransız’ın boynuna sarılıyor.

- Dur ne yapıyorsun, diyorlar.

- Adam beni geri zekalı sanıyor, her zaman ismini söylüyor, sanki ben anlamıyormuşum diye, Mösyö ‘ Bonapeti mi ne?

- Yok yahu, o afiyet olsun demek.

- Ne, diyor Rum, alnından vurulmuşçasına, gidip Fransızı buluyor, özür dileyerek,

- Bonapeti, bonapeti, diyor. Fransız da,

- Niko di Popolipus, diyor.

36. KAHVE FALI

 

Adamın basuru varmış. Kahve telvesi tavsiye etmişler, sürmüş ama basur iyice azmış. Doktora gitmiş, doktor,

- Eğil bakayım evladım, demiş, bakmış, bakmış, sana bir kısmet görünüyor, üç gün mü desem üç ay mı, acep?

37. KULAK

 

Doğum evinin bekleme salonunda adamın biri perişan, etrafta bebeğini kucağına almayan baba kalmamış, o perperişan bekliyor. Nihayet karısının doğum odasının kapısı açılıyor. Asık suratlı bir hemşire beliriyor:

- Kız mı oğlan mı, diye atılıyor adam.

- Kız mı oğlan mı diye sormadan önce hayatta mı diye sorulur!

- Özür dilerim, hayatta mı?

- Hayatta ama sevinme, bacakları yok! - Aman Allahım!

- Kolları da yok!

- Anneee... Görebilir miyim onu?

İçeri girer ama gördüğü şey; bacaksız, kolsuz bir bebek değil, kocaman bir kulaktır.

- Yavruuum, diye sızlanır adam.

- Bağır; ağır işitiyor.

38. CİNSİYET FARKI

 

Zeytin dalı taşıyan güvercinin cinsiyetini sormuşlar:

- Garanti erkektir, dişi olsaydı çenesinden dolayı düşürürdü.

39. ÖF NE ŞOFÖRMÜŞ

 

Bardan içeri bir adam girer. Gözleri irileşmiş, panik içindedir.

- Bana bir viski, hemen! Viskisini bir dikişte içer,

- Öff ne şoförmüş. Bir viski daha lütfen. Viskiyi diker. Bir daha. Bir daha...

- Öff ne şoförmüş.:.

- Kardeşim, ne oluyorsun, ne şoförü, diye sorar barmen.

- Arkadaş; barın önüne benim kötü volkswagen’i park etmeye çalışıyordum, arkadan bir korna... Baktım bir TIR, yanaşmaya çalışıyor TIR şoförü,

- Çekil de park edelim, diye bağırdı.

- Buraya park edebilen şoförün kıçını öperim; dedim.

- Sonra?

- Öff ne şoförmüş!

 

40. KURU FASULYE

 

Adamın birinin dediği dedik bir kadın olan sevgilisi kuru fasulyeye düşmanmış. Evlenme teklifini kuru fasulye yememek şartıyla kabul etmiş. Evlilikleri uzun sürmüş. Yirmi beşinci evlilik yıl dönümlerinde kadın,

- Akşama gecikme. Parti veriyorum. Sürpriz var. Akşam eve geldiğinde karısı kapıda adamın gözlerini bir çırpıda bağlamış.

- Sürpriz var, ben demeden bağı açmayacaksın. Adamı elinden tutarak mutfağa götürmüş. O sırada telefon çalmış; kadın sakın açma diyerek telefona gitmiş. Konuşma sürüyor da sürüyor. Adam şöyle düşünmüş, burası mutfak, karım bana kuru fasulye pişirdi. Bu arada feci bir gaz adamı sıkıştırmış. Adam yellenmeye başlamış, nasıl olsa karısı uzakta, telefonda. El yordamıyla pencereyi açmış. Derken pantalonunu ve donunu çıkarmış, sallamış, koku gitsin diye, rahat rahat yellenmiş. Bu sırada telefon kapanmış, kadın gelmiş.

- Gözündeki bağı çözeceğim, sürpriz!

Adamın gözleri ışığa alışınca gördüğü manzara şu: Sofrada kuru fasulye çanağı yerine; masada şaşkınlık içinde oturmakta olan hala, teyze, anne, baba; amca, hayattaki bütün akrabalar...

 

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler