Maçka Parkı

Yayın tarihi: 13.10.2006

Maçka Parkı

    

Maçka caddesinden deniz yönüne doğru yürürken, İnönü’lerin villasını geçince sol tarafta, ortasında at üstünde denize bakan İsmet İnönü heykelinin yer aldığı parktır.

Kare şeklinde olan bu parkın dört kenarında, eni yaklaşık 1.5 metre olan beyaz, kesme taştan yapılmış çepeçevre yürüyüş yolu vardır fakat üzerinde iri çukurlar ve kırıklar olduğu için rahat yürünemez; oysa 55 yıl öncesinde çok düzgün, pürüzsüz bir yüzeyi vardı.

Lise öğrencisi olduğum o yıllarda, yolun düzgün ve gönyesinde kesilmiş olan taşlarını birbirine bağlayan demir kenetler dikkatimi çekmişti. Kenetler U şeklinde olup yanyana konan iki taşı birbirine bağlıyordu. Taşlarda yeterince büyüklükte oyuklar açılıp demir kenetin bir ucu bir taştaki oyuğa, diğer ucu da öteki taştaki oyuğa sokulup sonra kurşun dökülerek boşluklar dolduruluyor ve mükemmel bir bağlantı yapılıyor, depremde birbirlerinden ayrılmaması temin ediliyordu.

O zaman, yürüyüş yolu olarak kullanılan bu yerin, gerçekte büyük bir caminin derin temel duvarlarının toprak üstünde görünen yüzeyleri olduğunu anlamıştım.

Peki, neden yapının sadece temelleri yapılıp sonra inşaat durdurulmuş ve devam edilmemişti? Bunun sebebini şöyle açıkladılar.

Burası Dolmabahçe Sarayı’nın tam arkasında yer almakta olup, ondan yaklaşık 30 metre yüksektedir. Cami yapıldığı takdirde, minarelerdeki şerefeler çok daha yükseklerde olacak ve ezan okuyan müezzin efendi, oradan padişahın harem dairesini dikizleyebilecekti!

İşte, camiden vazgeçilmesi için bundan daha güçlü bir gerekçe olabilir miydi?

Oysa o devirde, günümüzde olduğu gibi, müezzinlerin asla zahmet edip minareye çıkmadan ve yorulmadan oturdukları yerden düğmeye basarak, minerelerin dört bir yanına takılarak onları çirkinleştiren huni biçimindeki hoparlörlerden gümbür gümbür gelen mekanik seslerle arapça ezan okutturuyor olsalardı padişahın inşaatı durdurmasına gerek kalmayacaktı!

İkinci Dünya Savaşı (1939-1944) ve hemen sonrasındaki yıllarda yoksulluk o ölçüdeydi ki, yalın ayaklı çocukların murç ve çekiçle kurşunları ve demir kenetleri söküp seyyar eskicilere satarak para kazandıklarını görmüştüm. Doğal olarak işlem sırasında dikkatsiz bir şekilde çalıştıkları için, taşlar üzerindeki oyukları kırarak daha da genişletip çukurlaştırıyorlardı.

Neden şimdi o çukurları taş renginde yüksek dozlu çimento harçla doldurup yolu düzgün bir yüzey haline getirmezler? Neden parktaki kırılmış oturma yerlerini onarmazlar? Neden kuşların pislikleriyle kötü bir görünümde olan İnönü’nün heykelini ve çevresindeki kirden kararmış ama gerçekte beyaz mermer kaplı meydanı yıkayıp temiz tutmazlar? Neden, neden, neden! Burası park haline getirilmeden önce temellerin inşaatından arta kalan kırık taş parçalarıyla dolu düzensiz bir alandı; bu nedenle “Taşlık” adı verilmişti.

Parkın ortasındaki heykele gelince: Eskiden Taksim kışlası ve Taksim stadyumu olan alan, 1943 yılında, şehircilik uzmanı Henry Proust’un yapmış olduğu projeye uygun olarak zamanın Vali ve Belediye başkanı Dr. Lütfü Kırdar zamanında gezinti yeri ve park olarak düzenlenmiş ve ‘İnönü Gezisi’ denilmişti. Gezinin, Etap Marmara Oteli’nin karşısına gelen kenarına da İnönü’nün heykelinin dikilmesi düşünülmüş ve heykelin üstünde durduğu taştan yapılmış kaidesi konmuştu.

 

Maçka Parkı’nda “İsmet İnönü” heykeli.

 

Bu kaide uzun yıllar orada, heykeli taşımaya hazır halde bekledi durdu; fakat heykel Taksim’e hiçbir zaman konulmadığı gibi kaidenin iki geniş yüzüne kabartma harflerle yazılmış olan yazılar görülmesin diye üzerleri tahta kapaklarla kapatılıp çivilendi.

Evet bu olay, Demokrat Parti yöneticilerinin, İsmet İnönü’ye duydukları nefretin boyutları hakkında bir fikir verebilir. Yıllar sonra Taşlık alanı Maçka parkına dönüştürüldüğü zaman, Taksim’deki kaide şimdiki yerine; İnönü’lerin villasının yakınına, 1982’de, heykeltraş Belling’in yapmış olduğu at üstündeki heykeliyle birlikte konuldu.

Devir değişmiş, Demokrat Parti, kurucularıyla birlikte yok olup tarihe karışmış ve kaide üstündeki yazıları örten tahtalar da sökülüp atılmıştı. Yıllar sonra, bir zamanlar çok merak etmiş olduğum yazıları okudum.

Kaidenin doğu cephesinde şunlar yazılıdır:

“Bütün tarihi alemde sizin İnönü Meydan Muharebelerinde deruhte ettiğiniz vazife deruhte etmiş kumandanlar enderdir. Milletimizin istiklal ve hayatı, dahiyane idareniz altında şerefle vazifelerini gören kumanda ve silah arkadaşlarınızın kalp ve hamiyetine büyük emniyetle

istinat ediyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs talihini de yendiniz”.

 

Ankara, 1 Nisan 1921

Mustafa Kemal

 

Heykelin kaidesi için 1943 yılında bir yarışma açılmış ve Feridun Akozan ile M. Ali. Handan’ın önerisine birincilik ödülü verilmişti.

 

Kaidenin batı cephesinde de şu yazılar vardır:

Savaşta büyük asker, barışta büyük devlet adamı ve diplomat, İnönü, Sakarya Muharebeleri’nde ve Afyon Karahisar taarruzunda cephe kumandanı Büyük Millet Meclisi Hükümetinin Hariciye Vekili ve Lozan murahhas heyetinin reisi, Cumhuriyet Hükümetinin on dört yıl başvekili, hayatını ve dehasını yalnız yurt ve halk hizmetine veren yapıcı ve kurucu Cumhurreisimiz ve Milli Şefimiz İsmet İnönü’ye İstanbul şehrinin sevgi, saygı ve minnet duygularıyla.

Evet, Türk halkının bunları okuması bir süre için DP tarafından kaba bir biçimde önlenmişti. Düşünüyorum da, Atatürk ve İnönü’den sonra, ülkemiz bir daha da gerçek bir ‘Devlet Adamı’ görmedi.

Kaybolan İstanbul - Enis Kortan » Konu Başlıkları

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler