Türkiye-Macaristan Milli Futbol Takımları Karşılaşması 19 Şubat 1956

Yayın tarihi: 13.10.2006

Türkiye-Macaristan Milli Futbol Takımları Karşılaşması 19 Şubat 1956

    

1956 yılının şubat ayında, İstanbul’da kış, çok sert geçiyordu. O kadar çok kar yağmıştı ki Dolmabahçe Stadının kale direkleri neredeyse tümüyle kara gömülmüştü. Bu durum, futbol sahası içindeki rüzgar akımlarının bir sonucu olarak kar, kale direkleri ve ağları çevresinde birikerek meydana gelmişti.

Macar Milli Takımı, başta, sonradan Real Madrid’de futbol kariyerini üstün başarı ile sürdürecek ünlü Puşkas olmak üzere Hidekuti, Buzanski, Lantoş, Grotris, Cibar, Bozik gibi bütün as oyuncularıyla tam kadro gelmişti. Tek istisna ise “altın kafa” lakaplı sol iç oyuncusu Koçis’di.

O sıralarda Macarlar dünyanı en iyi takımıydılar: yüz yıldır kendi sahalarında Londra-Wembley’de yenilmemiş olan mağrur İngilizleri orada 6-3 ve bu maçın Macaristan’daki rövanşında ise 7-1 yenerek perişan etmişlerdi. Almanya, Brezilya, İspanya karşısında da farklı sonuçlarla maçları kazanmışlardı.

Hava muhalefeti dolayısıyla maç ileri bir tarihe ertelendi ve İstanbul’a gelmiş olan Macar Milli Takımı, vakit geçirmek için İzmir’e gönderildi. Belki de bizim yöneticilerimiz onları biraz yormak istemişlerdi.

İzmir’de yaptıkları maçta, İzmir karmasını 8-0 yendiler; öylesine silindir gibi ezip geçen bir takım. Yaklaşık bir hafta sonra İstanbul’a döndüler, hava düzelmiş, Dolmabahçe sahası temizlenmiş ve maça hazır hale getirilmişti. Milli takımımız da hazırdı; tek seçicimiz Eşfak Aykaç, takımımızı şöyle tertiplemişti.

Turgay (GS), Nusret (BJK), Naci (FB), Ahmet (BJK), Ali (GS), Coşkun (GS), Mustafa (AG), Kadri (GS), İsfendiyar (GS), Metin (GS), Lefter (FB).

Takımımız, Ankara Gücü’nden gelen “Beton” namıyla maruf Mustafa’nın dışında, BJK-FB-GS karması şeklinde olup gerçekten de form grafikleri en üst düzeyde oyunculardan kuruluydu. Fakat doğal olarak bütün futbol otoriteleri Macarları favori gösteriyorlardı.

 

Efsane Takım: (soldan sağa) Kadri Aykaç (GS), İsfendiyar Açıksöz (GS), Metin Oktay (GS), Lefter Küçükandonyadis (FB), Mustafa Erkan (AG), Coşkun Özarı (GS, Ahmet Berman (BJK), Ali Beratlıgil (GS), Naci Erdem (FB), Nusret Ülük (BJK), Turgay Şeren (GS) (Kaptan).

 

Maç günü hava çok soğuktu; iki-üç saat öncesinden zorlukla stada girerek kapalı tribünde yerimi aldım. O zamanlar maçlar daima gündüz oynanırdı; henüz geceleri sahayı aydınlatma düzeni yapılmamıştı.

İlk devre Macarlar deniz tarafındaki kaleyi almışlardı ve maçın başlama düdüğüyle birlikte bizi ablukaya aldılar, hemen goller atmaya alışmış bir takımdı. Eşfak Aykaç da orta sahayı kalabalık tutuyor, onlara geçit vermiyordu.

O devirde futbol, genellikle W.M. sistemiyle oynanırdı; günümüze uyarlarsak 3-4-3 gibiydi. Kalede Turgay, geri üçlüde Ahmet, Naci, Nusret; orta sahada Kadri, Mustafa, Ali, Coşkun; ileri üçlü’de de Lefter, Metin, İsfendiyar yer alıyorlardı.

Macarlar genellikle yerden kısa paslarla, ver-kaç’larla, üçgen örgüler yaparak oynuyorlardı. Zaten böylece, uzun ve havadan paslarla oynayan İngilizlere iki maçta tam 13 (on üç) gol atmışlardı.

Takımımız, zaman zaman 7-0-3 düzenine dönerek savunma yapıyordu; ve ileri üçlüde, santrforda Metin, sol açıkta Lefter, sağ açıkta da İsfendiyar’la kontratak futbolu deniyordu.

İşte o sırada, geriden İsfendiyar’a uzun bir pas geldi ve hızla koşarak adam geçen futbolcumuz, sağ açıktan havadan bir orta yaptı ve top sol çaprazdaki Lefter’e doğru süzüldü; o da topun gelişine öyle bir sol vole vurdu ki, bir füze gibi giden top, kaleci Grotris’in uçmasına rağmen köşeden Macar ağlarına takıldı!

Öylesine bir gol sevinci ki stad yerinden oynadı; fakat gol atsak da sonuç değişmeyecekti; Macarlar şimdi gollerini sıralamaya başlarlardı. Böylece biraz umutlu; daha çok endişe ile maçı izliyoruz.

Oyun aynı minval üzerine devam ediyor, onlar bastırıyor, biz de savunma yapıyoruz.

Çok geçmeden, bu kez uzun bir pas, sol iç yerindeki Lefter’e geldi; yanında yardımlaşabileceği arkadaşı yoktu ve o da karşısındaki iki beki, Buzanski ile Lantoş’u öyle kısa çalımlar atarak geçti ki, 18 pas çizgisi içine giren ve kaleci Grotris’le karşı karşıya kalan futbol ordinaryüsümüzü durdurabilmek için onu arkadan çelmelemekten başka çareleri kalmamıştı: Lefter yüzükoyun yerde, net bir penaltı! Eğer günümüzdeki kurallar elli yıl önce geçerli olsaydı, onların bekinin de kırmızı kart görerek oyundan atılması gerekecek, on kişi kalacaklardı.

Lefter topu penaltı noktasına koydu; herkes nefesini tutmuş, staddan çıt çıkmıyor. O da, her penaltı vuruşunda yaptığı gibi biraz gerildi ve yavaş koşarak topa sol ayağının içiyle vurup onu sağ üst köşeye-çatal’a gönderdi.

Grotris uçmuş, fakat top ağlarla kucaklaşmıştı bile. Düşünüyorum da, iki ayağına bu derecede hakim kaç futbolcu vardır?

Stad yıkılıyordu, artık bayağı ümitlenmeye başlamıştık. Arkadan Metin de golünü atıp skoru 3-0  yapınca galibiyeti garantilemiştik.

Maçın sonlarına doğru Puşkas bir şeref golü attı ve maç 3-1 zaferimizle bitti.

Stadtan çıktığım zaman bağırmaktan sesim kısılmış ve paltomun da üstüne giymiş olduğum ince naylon yağmurluk parçalanarak yok olmuş, sadece kollarımda bazı parçaları kalmıştı!

Bu tesadüfen kazanılmış bir başarı değildi; o zamanlar çok iyi futbolcularımız vardı ve Eşfak Aykaç, gerek strateji, gerekse taktik yönlerinden takımı çok başarılı yönetmişti.

Ertesi gün, bazı yabancı gazeteler maçı Macarların 3-1 kazandıklarını yazmışlar, Türkler’in zaferine inanamamışlardı.

Büyük mutluluk yaşadığım o günden 28 yıl sonra, 14 Kasım 1984’te yine aynı statta, İngiltere’ye 8-0’lık skorla yenilgimizi işkence içinde seyrettim.

Gözlerim Lefter’i, Turgay’ı, Metin’i, Kadri’yi, Coşkun’u… o efsane takımı aradı; çimlerde kramponlarının izine bile rastlayamadım.

Bu da gittiğim son futbol maçı oldu.

Kaybolan İstanbul - Enis Kortan » Konu Başlıkları

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler