Jazz Şehirleri Varşova

Yayın tarihi: 17.10.2006

Jazz Şehirleri: Varşova

    

 

1943 Varşova Getto’sundan Aushwitz’e Giden Yol

Müzikle uğurlanıp, müzikle karşılanmak ve yine müzikle uğurlanmak. Nazi subayları müzikle karşılanmayı ve müzikle uğurlanmayı çok severlerdi. Çünkü savaşta olan bir milletin moral bulabileceği en kolay yol müziktir. Varşova ise Nazi Almanya’sının en önemli merkezlerinden biri olmuştur. 2. Dünya savaşının en büyük gettosu olan Varşova’da yaşayan Yahudiler’den müzik ile ilgilenenler toplanır ve Alman Ordusu’nu eğlendirmeleri için görevlendirilirdi. Aralarında jazz kariyerlerine yeni başlamak üzere olanlar da vardı. Genelde çalınan 30’larda Amerika’dan ithal edilmiş olan ve o zamanlar tüm dünyada yeni olarak nitelendirilen jazz idi. Ancak jazz sadece Nazi Ordusunu eğlendirmek için kullanılmıyordu. 13 Eylül sabahı barlarda çalınan jazz birden sokağa gelmişti. Nasıl Alman ordusunun dinlediği müzik bir anda sokağa düşmüştü. Varşova Getto’sunun taşlı sokağında saksofon, ufak bir davul ve küçük bir piyanonun sesi uğurlamayı simgeliyordu. Ancak bu uğurlama subayların uğurlanmasıyla aynı amacı taşımıyordu. Yüzlerce insan Varşova’dan ayrılıp Polonya’nın bir diğer şehri olan Aushwitz’e taşınıyordu. Ancak aynı Trio Aushwitz’in kapısında da çalıyordu; bu sefer karşılamak için... Birkaç gün sonra trio her sabah soğukta çalmaya başladı bu sefer yeniden uğurlamak amacıyla ancak uğurlamanın bir daha karşılaması olmayacaktı; sona yolculuğun uğurlaması...

 

 

Şanssız Varşova, Stalin ve Doğu Bloku

Varşova 40’ların sonu ve 50’lerin başı itibariyle hiç rahat edemedi. Nazi Almanya’sında çok az sesini duyurabilen jazz savaşın bitiminden sonra Amerikan yapımı bir müzik olduğu için Stalin’in egemenliğindeki Varşova’da tamamen yasaklandı. Varşova artık tamamen Rus Kültürünü benimsemeli ve Stalin doktrinlerinin ağır destekleyicisi olmak zorunda kaldı. Jazz doğu blokunun gizli çocuğu olmayı tercih etti yine. Ne zaman bir savaşla karşılaşsa hangi ülkede olursa olsun aynı stratejiyi seçiyordu: Yeraltında yaşamak. Varşova’da jazz evlerde ve çok özel partilerde yeniden doğmaya ve ilerlemeye çalıştı. Yeraltı jazz’’ının ilk gruplarından biri “Melomani” idi. Melomani Stalin’i reddeden gençler tarafından Lodz Film Okulu’nda kurulmuştu. Yaptıkları müzik teknik ve sound açısında o kadar da kaliteli değildi, hatta neredeyse Amerika’da yapılandan oldukça uzak olduğu bile söylenebilir.

 

 

Rusça Parçalardan Jazz Radyolarına

1953 Stalin’in ölümü ile radyolarda yasak olan jazz müziği Varşova’da yaşayanlar tarafından yeniden duyulmaya başlandı. Polonya hükümeti ülke çapında festivaller düzenlenmesi için organizasyon kurumlarına ve yetkili kişilere onay verdi, böylece Polonya tarihinde yeni bir sayfa açılmış oldu. 1950 yılının ikinci yarısında Varşova’nın çok önemli bir misafiri vardı: Dave Brubeck. Brubeck’in verdiği konser Varşova’da yapılan jazz müziğinin seviyesi için de önemli bir nokta olarak sayılabilir. Varşova gerçek jazz ile kendi çaldıklarının arasındaki farkı gördü ve tüm sanatçılar kendilerini, onlar için yeni olan sisteme uydurmak için çalıştılar. Gelişmeler çok hızlı oldu, 1956’da Varşova’da iki tane jazz kulübü açılmıştı bile. Stodola ve Hybrydy’den yükselen notalar yavaş ama güçlü adımlarla şehri ve ülkeyi etkilemeyi başarıyordu.

3 Jan

Polonya jazz tarihinde iki isim var ki ikisi de Varşova’da jazz’ın gelişmesi için ellerinden geleni yapmış. Bunlardan birincisi Jan Balcerac. Balcerak, Stalin’in karanlık döneminden sonra jazz için önemli bir basın devrimi başlatmış ve 1956 yılında demir perde devletleri arasında ilk Jazz Dergisini çıkarmış, aylık yayınlanan dergi tüm Polonya?da yayınlanmaya başlanmış. İkinci Jan ise Jan Barkowsky. Barkowsky’nin önemi ise jazz sevenler ve jazz’a destek verenler için bir federasyon kurmuş olması. Polonya Jazz Federasyonu’nun kurulması ülkede jazz’ın artık resmi alanlara yayıldığının en önemli göstergesidir. Jan Byrczek ise üçüncü Jan, ünlü basçı, o da 50’li yıllarda Polonya’da Jazz Federasyonu’nun kurulmasında arkadaşı Jan ile ortak çalışmış. Adı unutulmaması gereken bir diğer efsane de Leopold Tyrmand’dır. Tyrmand Varşova’da dünyaya gelmiş ve hayatının büyük bir bölümünü bu şehirde geçirmiş bir aristokrat olarak biliniyor. Ancak jazz’a yazdığı eleştiriler ve yorumlarla büyük katkılarda bulunmuş ve jazz’ın Varşova’da bir kültür haline gelmesi için oldukça çalışmış.

 

 

1960’lar

60’lı yıllar Polonya’nın politik olarak daha düzenli bir dönemi olarak adlandırılabilir. Politik düzen beraberinde daha sabit bir kültürel yaşamı da getiriyor. Bu da sanat dallarının gelişmesi için iyi bir olanak. Bu yıllarda Varşova hiç görmediği bir jazz tarzıyla daha karşılaşıyor. New Orleans tarzı, yani Dixieland Varşova’ya dünyadan biraz daha geç gelsede ulaşıyor. Varşova’da bir çok sanatçı bu müzikte oldukça etkilenmiş ki ilk albümlerini bu yönde çıkarmışlar. Polonya jazz’ında 60’lı yılların efsane jazz sanatçısı Krzysztof Komeda olarak bilinir. Günümüzde bile 38 yıllık kısa yaşamında yaptığı tek albüm (Astigmatic) hala konuşlmakta ve izlenmekte. Komeda sadece çaldığı piyano ile değil, karakteri, yapımcılığı ile de örnek bir sanatçıyı simgeliyor. 1960’ların sonlarına doğru free jazz da Varşova kulüplerinde yeni bir tarz olarak ortaya çıktı. Genç trompetçi Tomazs Stanko’nun yaptığı albüm Brendt tarafından “Avrupa’daki ilk free jazz kombosu” olarak nitelendirildi. Varşova zamanla Ornette Coleman ve John Coltrane’in yoluna girmişti ve artık kalite artmıştı. Helmut Nadolsky, Jacek Bednarek Czeslaw Gladkowsky ve Zbigniew Seifert’ten oluşan Stanko Quintet 1979 yılında dağılmasına kadar Avupa’da oldukça başarılı turneler gerçekleştirdi ve Coleman’dan etkilenen Polonya jazz’ını Avrupa’ya tanıttı.

 

 

Efsane Wroblewsky, Urbanic, Makowicz ve Namylowsky

Varşova’da 1970’li yıllarda yeni bir efsane doğuyordu: Jan “Ptaszyn” Wroblewsky. Bu yıllarda Wroblewsky zaten bir çok grupta çalmıştı. Tenor ve bariton saksofon eğitimi de 70’lerde kendi tarzını oluşturabilecek duruma gelmişti. Polonya’da yaşayan jazz sanatçlarının en önemli özelliği stüdyo ortamında çok çalışmaları, genelde bu zamanlarda birçok sanatçının ayrıca bir müzik stüdyosuyla kurduğu ortaklık jazz’a yapım aşamasında verdikleri desteği de oldukça arttırdı. Birçok jazz sanatçısı stüdyosunda kayıt yapan diğerlerine yol gösterdi ve onlara yardımcı oldu. Ayrıca bu stüdyolar Amerika ve Avrupa’da jazz tartışmalarının ve paylaşımlarının yapıldığı bar görevini de görüyordu. Yeni sound?lar bu stüdyolarda deneniyor ve daha sonra hayata geçiriliyordu. 1973 yılında Michal Urbanic’ın “Fusion” albümü de Varşova’da en çok satılan plaklardan biri oldu. Bu kadar satmasının en önemli nedeni albümün ne sadece Amerikan ne de Polonya tarzı olmasıydı. Fusion tamamen bir karışımdı; içinde Polonya’nın geleneksel folklor müziğinden, modern Polonya tarzına, Amerika klasik sound?undan Slav ezgilerine kadar çeşitli tarzlar bu albümün içinde buluşmuştu. Bir diğer Polonya jazz’ı dahisi de Adam Makowicz’tir. 70’li yıllara hızlı ve cesur tarzıyla damgasını vurmuştur. Namylowsky’nin tarzı ise diğerlerinden tamamen farklıydı. 60’lı yıllarda kurdukları Stanko Quintet Avrupa’yı kasıp kavurmuştu ve Namylowsky 20. yüzyılın yaratıcı sanatçıları arasında hemen yerini aldı. Bir gazeteci Polonya’ya yaptığı ziyarette Namylowsky’yi şu şekilde değerlendiriyor: “Hayatımda ilk defa Polonya’ya geldiğimde, Polonya müziği hakkında bir bilgim yoktu ancak öyle bir müzik dinledim ki sanki tüm kültürü bir anda aldım.”

1980 ve 90’lar

Bu döneme damgasını vuran kişiler “Genç Güç” olarak nitelendirilebilir. Bu hareket elektroniğin Varşova barlarında jazz ile karışmasının sembolü olabilir. Januzs Grzywacz’un Laboratorium albümü bu tarzın en önemli örneklerinden biri olabilir. Adından da belli olduğu üzere bir jazz laboratuvarını andırıyor. Bu albüm klasik Polonya jazz’nın artık değişime uğramaya başladığının en önemli göstergelerinden biridir. Januzs Grzywacz’ın yanında kemancı; Krzesimir Debski’nin “String Connection” ve Jarek Smietana’nın albümleri “Yeni Güç” hareketinin iyi örneklerindendir. Bu yıllarda yeni bir akım daha vardı Varşova kulüplerinde bu akımın adı Invisibles’dı. Kendilerini lidersiz, ideolojisiz olarak tanımladılar. Yapmaya çalıştıkları müzik hiçbir klasik jazz kuralını tanımıyordu. Bu tamamıyla experimental olarak tanımlanabilecek Invisibles tarzı ne Polonya ne de Avrupa’nın diğer ülke ve şehirlerinde izleyici kitlesi bulamadı.

Günümüz ve İlerisi

Günümüz Varşova’sında jazz artık şehir ve ülke kültürünün bir parçası haline geldi. Polonya jazz’ının geldiği nokta son yıllarda daha çok doğaçlama üzerine, Dixieland’den elekronik jazz’a ve diğer tarzlara sürekli değişim gösteren jazz artık şehir sınır ve zaman tanımıyor. Varşova’nın en önemli özelliği de jazz’ın küçük kulüplerde yaşatılıyor olması. Şehirde düzenlenen büyük ve tek festilal uluslarası JVC Jazz Festivali, senenin diğer kalan aylarından ise jazz’ı ayakta tutan ve şehri ısıtan kulüplerdeki uzun geceler.

44-SAYI_02- Jazz Ekim 2006 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler