Rum Ustalar Yunanistan’dan da mı Göçtüler

Yayın tarihi: 07.11.2006

Rum Ustalar Yunanistan’dan da mı Göçtüler?   

 

Murat Germen bir Yunanistan gezisinin izlenimlerini aktarıyor. Mimarlıktan gastronomiye uzanan hızlı değinmelerin oluşturduğu görsel bir izlenimler dizisi...

 

Fotoğraflar: Murat Germen

 

Murat Germen n Yazın sonunda, en önemli mimarlık ve bilgisayar uygulamaları konferanslarından biri olan eCAADe’nin (www.ecaade.org)

24. toplantısına katılmak ve veri görselleştirmesinde üçboyutlu hacim/mimarlık ilişkileri üzerine sunum yapmak üzere Yunanistan’ın Volos kentine gittim. Yunanistan’a daha önce üç kez gitmişliğim olduğu için tanıdık bir yere gidiyorum hissi vardı, ama gene de bu seyahat bana yeni boyutlar kazandırdı. Daha önceki tecrübelerimde olduğu gibi, kendimi Yunanistan’da evimde hissettim ve hiç yabancılık çekmedim. İspanya ve İtalya’da duyduğum tarzda bir rahatlama, hayattan zevk alma hali içindeydim ve gerçekten mutluluk duydum gezi sırasında; Akdenizlilik, Egelilik hisleri herhalde.

 

Çok olumlu ve mutlu ayrılmama karşın bana ilginç gelen bazı gözlemlerim oldu ve bu yüzden bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Bildiğimiz gibi “Rum, Ermeni ustalar gitti, bu ülkede mimarlık, inşaat bitti” şeklinde mottolaştırılan nurtopu gibi bir mitosumuz vardır. Gerçekten de Rum ve Ermeni ustalar müthiş inşaatlar yapmış, yüksek kalitede mimari eserlerin ortaya çıkmasını sağlamış ve ustalığın üst düzey örneklerini vermişlerdir, bunun tartışılacak bir tarafı yok. Fakat bu topraklardaki kültürel üretimin tüm icraatını bu ustalara maletmek ve onların azalması, göçmesi ile birlikte bu icraatın bütünüyle durduğunu varsaymak da bence hayli taraflı ve eksik bir bakış açısı. Kalite düşmesini ırk düzeyinde çözmeye çalışmanın bir yerden sonra tıkanacağını düşünüyorum. Kültürlere has ve genelleştirilebilecek bazı özellikler (örneğin her daim karşımıza çıkan tembelliğimiz) şüphesiz etkili olmuştur/olmaktadır, ama bozulmada ekonomik bazı boyutların da devreye girdiğine inanıyorum.

 

Son günlerde Orhan Pamuk’un Nobel ödülü almasıyla yine gündeme gelen eziklik hissimizin böyle düşünmemizde etkili olduğunu varsayıyorum. Bu yüzden de arada farklı bakabilmemiz ve yol alabilmek için kendimize duyduğumuz özgüvenin artması gerektiğini sanıyorum. Batılılaşma sevdası ve özentisi bizi o derece sarmış ki, hemen yanımızdaki “bizden biri” komşumuzu bile sırf batımızda olduğu için kendimizden uzak görüyoruz. Halbuki Yunanistan’a dikkatli gözlerle bakarsanız, kendi topraklarımızda şikayetçi olduğumuz ve sadece kendi kültürümüzde olduğunu düşündüğümüz birçok sorunun orada da olduğunu görmek zor değil. İnşaat ve mimarlık kalitesi, betonarme canavarının kentleri teslim alma biçimi, trafiğin yürüme(me)si, fiyasko ile sonuçlanan bazı projeler, Avrupa Birliği’nden gelen paranın harcanma şekli gibi, ya kendi gözünüzle görebileceğiniz ya da üç beş sokak sohbeti sırasında öğrendiklerinizle, durumun bizden farklı olmadığını biraz sevinerek biraz da hayıflanarak anlıyorsunuz. Atina’da Akropol bölgesinin hemen yakınındaki beton denizine yukarıdan baktığınızda, bizim gecekondu bölgeleri bile neredeyse daha iyi duruyor gözünüze; çünkü gecekondu oluşumlarında münferit beton kutular arasından yeşillik fışkırır bastırılamaz bir biçimde, halbuki burada sözkonusu olan monolitik bir beton kütle.

 

Kalite oluşturmak sadece ırk, kültür işi değil; gerekli ekonomik altyapıyı da sağlamak gerekiyor. Zaten gelir yüksek oldukça zevk ve kültür ister istemez gelişiyor; hayat mücadelesini günlük bazda düşünmek zorunda olmayan birey, sanata, tasarıma daha çok yaklaşıyor ve zevkini rafine ediyor. “Biz fakir bir ülkeyiz, bu gördüğün Avrupa Birliği’ne dahil olduktan sonra ihya olmuş halimiz, gerisini sen düşün...” dedi konuştuğum bir otel sahibi. Yunanistan’da birçok yerde gözlemlediğim kalite eksikliğinin bir nedeninin de bu olduğu açık. Ama bu durum, turizmden çok büyük gelir elde eden Yunanistan’daki otel fiyatlarına beklenilecek şekilde ucuzluk olarak yansımamış, genelde otel fiyatlarını hayli pahalı ve pahasına da değmez buldum. 2005 yılında Madrid’te kaldığım

120 avroluk otel, butik otel kalitesinde ve gerçekten akılda kalacak derecede sade ama zevkli tasarlanmış olmasına karşın; bir ay önce Santorini’de kaldığım 140 avroluk otel odası, Bodrum’daki

2.-3. sınıf pansiyonlardaki odalarla yarışır ancak.

 

Mimarlık, inşaat ve kent plancılığı bir yana, hayatın asıl keyif alma vesilesine gelelim. Bol miktarda seyahat eden birisi olarak en önem verdiğim şeylerden biri, gezmekte olduğum yerin mutfağını olabildiğince tadabilmek ve çeşitli seçenekleri deneyebilmektir. Yunanistan’da da bu merakımdan hiç geri durmadım tabii, hele hele damak tatları bu kadar benziyorken. “Zarhana” diye telaffuz edilen zargana balığının tavası, bizdeki humus misali krater oluşturacak biçimde tabak kenarlarına itilerek ortası halis zeytinyağı ve soğanla doldurulan fava, blok beyaz peynir ile sunulan müthiş salatalar (peynir, şömine kibriti kutusu büyüklüğünde), patlıcanlı yemekler, küçücük “cherry” domatesin içine pirinç doldurularak yapılan dolma, bir canlının yavrusunu yemek insanı çok kötü hissettirse de ızgara köpekbalığı yavrusu eti, keçi etinden yapılan et yemeği, sirkede bekletilerek yapılan kuşbaşı füme domuz eti şu an için aklımda yer eden bazı yemekler.

 

Fazla uzatmadan sözü fotoğraflara bırakmakta fayda var diye düşünüyorum. Yazıyı bitirmeden bir konuyu açıklığa kavuşturmak isterim. Son zamanlarda batımızda yer alan herhangi bir kültür için eleştiri getirmek çok yanlış şekillerde algılanır oldu. Bu metin kesinlikle Yunan kültürünü eleştirmek için yazılmadı. Sadece ekonomik refahın inşaat kalitesine etki yaptığını ve kalitesizliğin dünyada sadece belli kültürlere has olmadığını anlatabilmek üzere düşünüldü. Yazının başlığı ise şuna dikkat çekmek üzere oluştu: Şayet “Rum ustalar gitti ve Türkiye’de inşaat bitti” diye düşünüyorsak, o zaman “Rum ustalar Yunanistan’dan da gittiler mi?” gibi bir soru sormamız gerekiyor. Yunanistan, başta da belirttiğim gibi, gitmekten her zaman zevk aldığım/alacağım, kendimi evimde hissettiğim ve en yakınlık duyduğum kültürlerden biri. n Murat Germen, Sabancı Üniversitesi, SSBF.

 

Hanya, Girit. Tabela, klima cihazı, antenler derken ortaya çıkan görsel karmaşa.

 

Hanya, Girit’te, Süreyya Plajı’nda 20 sene önceki beton parmaklıkları anımsatan bir görüntü.

 

Santorini. Evlerin mimarisinin yalınlığını algılamamızı engellemek üzere her türlü detay düşünülmüş gibi...

 

Atina Akropolü’nden beton denizine bir bakış.

 

 

Mimarlık » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler