Güncelle Araya Tarihsel Mesafe Koymak

Yayın tarihi: 07.11.2006

Güncelle Araya Tarihsel Mesafe Koymak          

    

Uğur Tanyeli  Orhan Pamuk Nobel kazandı. Böylece kendi güncel gerçekleriyle kavgalı bir toplum yeni bir dışavurum aracı daha buldu. Basındaki tartışmalara bakılırsa, Pamuk’un Nobel’ine ilişkin sorun Ermeni Tehciri konusunda söylediği ya da söylemediği kimi sözlerle bağlantılı. Böyle olunca, ona yönelik gülünç muhalefetin gerçek doğasını kavramak zorlaşıyor. Çünkü, hemen bildik bir Türkiye gerçeğinin yeni bir örneğiyle karşılaştığımız sonucuna varabiliyoruz: Türkiye’de düşünce özgürlüğü kavramını içselleştiremeyen geniş bir grup, hatta çoğunluk var; ve onlar kendi düşüncelerine karşıt olanlara, hele hele birey olarak davranabilenlere tahammül edemiyorlar. Kuşkusuz bu sonuç yanlış bir çıkarsama değil. Türkiye’de düşünce özgürlüğünün ve çoğul düşünme yolları açmanın önünde sağlam bariyerler var. Ancak, Türkiye’nin bir türlü sempati duyamadığı, daha da önemlisi, soğukkanlılıkla yaklaşamadığı tek kültürel gerçek Pamuk ve Nobel’i değil. Güncel siyasetin tehlikeli girdaplarına yaklaşmayı bile denemeyen başka kültür kişiliklerini de sevemeyen, onların önemine ikna olamayan bir Türkiye anadamarı mevcut. Onlar Ermeni Tehciri konusuyla hiç ilgilenmeyen kültür adamlarına karşı da takdir duygularıyla dolu değiller. Onun için, Pamuk konusunda koparılan yaygaranın gerekçesinin sadece Pamuk’un kişiliği ve -isteyenin katılıp isteyenin katılmayacağı- bazı sözleri olduğuna inanmak zorlaşıyor. Aslında, Türkiye çoğunluğu Pamuk’u da içerecek bir kapsamda, genel bir güncel kültürel değerler sevgisizliğinden, antipatisinden mustarip. 

 

Bununla ne demek istediğimi anlatmak için çok zorlanmam gerekmiyor. Çevremizi kuşatan gündelik ikonografyaya bakarsak, her noktada aynı antipatiyi sürekli olarak nasıl yeniden ürettiğimizi kolay görürüz. Okul kitaplarında tüm kültürel vurgular geçmişin çoktan kapanmış, uzak ufuklarına işaret eder. Banknotların üzerinde Mevlana ve Sinan’dan yakına gelen bir kültürel referans yoktur. Tüm Türkiye’de iyi eğitimliler bile Sinan’dan başka mimar adı sayamazlar. 20. yüzyıl Türkiye mimarlığının en önemli adı Sedad Hakkı Eldem’in ya da Seyfi Arkan’ın ya da Vedad Tek’in adını taşıyan bir cadde veya okul bulunmaz. Kimsenin, suratının neye benzediği hakkında bir fikri olmayan muhayyel eski Türk büyüklerinin çocuksu heykelleri yapılır; ama örneğin, Cevdet Paşa gibi modern Türkiye’ye katkısı dev boyutta olan bir kültür adamının heykeli yoktur. Özetle, Türkiye’de hafıza bunak hafızasına benzer: Uzak çocukluk anıları capcanlıdır; ama dün yenen akşam yemeği unutulur. 

 

Ancak, benzetmeyi fazla ileriye de götürmemek gerek. Çünkü, bu unutuşlar ve hatırlamalar masum değildir. Gündelik siyasal tavır ve pozisyonlara eklemlendirilebilenler unutulmazlar. Yani, bir kültür ya da düşünce adamıyla araya tarihsel bir mesafe konmadığı takdirde o adam unutulmaz. Aksine, her fırsatta anımsanır, anımsatılır. Ne var ki, bu kez de artık anımsama/anımsamama gibi bir sorun kalmaz; tarihsel bir mesafeden bakılamayanlar putlaşır, donar kalırlar. Onlara eleştirel yaklaşma, yapıtlarını yeni gözlerle okuma şansı kalmaz. Örneğin, Nazım Hikmet son yıllarda yavaş yavaş başlayan “normalizasyon”una kadar böyle olmuştur. Yılmaz Güney’in bile sinemasal sınırlılıkları bağlamında açık açık konuşulabildiği söylenemez. Onlar güncel ikonlardır. Yüceltilmeyen, putlaştırılmayan kişiliklerse, tam aksine, ölseler bile güncellikten yalıtılamazlar. Onlarla sanki yaşıyormuşcasına kavga edilir; hatta intikam alınır. Eski Güzel Sanatlar Akademisi (şimdi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi) mezunlarının çoğundan Sedad Hakkı Eldem’in ne kadar kırıcı ve itici olduğunu, Seyfi Arkan’ın “pek de ahlaklı olmadığını” duymak olanaklıdır. Le Corbusier’nin de hodbin ve hodgam olduğu bilinir; ama onu anlatmaya buradan başlayan birini bilmiyorum. Onu anlatanlar, araya işte o tarihsel mesafeyi yerleştirirler. Huysuzluğu da tarihyazımı bağlamında bir veridir sadece ustanın. Oysa örneğin Eldem’i yukarıdaki üslupla anlatanlar, yaşlı bir despotla sanki o artık yaşlandığında, bir zamanlar yapamadıklarını yapıp kolay hesaplaşmalara girişenler gibidir. Onu bir türlü tarihsel bir kişiliğin olağan kimliği içinde düşünemezler. Düşünemeyince öneminin farkına varamazlar. Takdir edemezler.

 

Asıl sorun şu ki, güncel olana araya tarihsel mesafe koyarak bakamayanlar, önemliyle önemsizi veya az önemliyi ayırt etme yeteneği de geliştiremezler. Bu durumda bir değer yargıları sapması yaşanması kaçınılmazdır. Güncel referansları ve politik anlamları olanlar önemsenir; olmayanlar önemsenmez. Sonuç örneğin şöyle olur: İstanbul’da bir Sedad Hakkı Eldem Caddesi yoktur; ama Kemal Ahmet Aru Sokağı vardır. Mimar Vedad Okulu yoktur; ama Ankara’da bir Mimar Kemaleddin Okulu vardır. Bir Ahmed Hamdi Tanpınar heykeli yoktur. Okul kitaplarında, Mecelle’yi hazırlayarak Osmanlı modernleşmesinin hukuki devrimini yapan Cevdet Paşa’nın adı yoktur. Ama, bütün mahkemelerde duvara onun “Adalet mülkün temelidir” biçimindeki özdeyişi anonimmiş gibi yazılır. Erken

19. yüzyılda modern Türkçe bilim dilinin temellerini atan anıt-insan İshak Hoca’nın adını taşıyan bir üniversite yoktur; ama Sütçü İmam Üniversitesi vardır.

 

Türkiye’de önemli olmak için gerçekten tarihsel açıdan önemli olduğu iddia edilebilecek işler yapmak gerekmez. Halen geçerli olan siyasal düşünme örüntülerine referanslı işler yapmak veya öyle yaptığı varsayılmak gerekir. Daha ilk inşa edildiğinde bile çağı dolmuş bir mahalleyi planlayan hatırlanabilirken, Türkiye’nin ilk gerçek kent planlama eylemini başarıyla ve dönemleri için çağdaş yaklaşımlarla planlayıp 1865 Hocapaşa planlamasını gerçekleştirenler, örneğin, Islahat-ı Turuk Komisyonu hatırlanmaz. Şehircilik alanında unutulmaması gereken ürünler veren Osman Nuri Ergin’in adını taşıyan bir sokak veya cadde de bulunmaz. Onlar onurlandırılmazlar; anıtları da yoktur.

 

Toplumbilimsel açıdan hafıza sorunsalını araştıranlar, anımsamanın siyasal bir eylem olduğunu bilirler. Hafıza arşiv gibi çalışmaz. Onun içindir ki, tarihyazımının işi hafızanın bittiği yerde başlar. Güncel değerbilirliğin sarsak yargılarıysa, hatırlamanın bu güvenilmez gündelik siyaset zemini üzerinde yükselirler. O zemin, İshak Hoca’yı, Osman Nuri’yi unutmayı, Pamuk’tan nefret etmeyi, Sedad Hakkı Eldem’i ve Vedad Bey’i şımarık zengin çocukları gibi düşünmeyi sağlayabilir. Ama, ne mutlu ki, tarih belediyelerin sokak adı verme komisyonlarında yazılmaz. Uğur Tanyeli.

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler