Mimarlık Okulları Uygulama Öğretebilir mi

Yayın tarihi: 09.01.2007

Mimarlık Okulları Uygulama Öğretebilir mi?

    

 

Uğur Tanyeli n Hayır, öğretemez; öğretmemeli de... Her tür mimari pratiğin öğrenilmesi, o pratiğin gerçekte de icrası için gerekli olan özgül araçları kullanma alıştırmalarıyla mümkündür. O alıştırmalar sayesinde, mimar adayı o belirli pratiği gerçek bir talep ortaya çıktığında da icra edebilen bir meslek adamı olarak yetişecektir. Onun içindir ki, tasarım öğrenmek ve öğretmek için tasarımın araçlarıyla alıştırma yapılır. Örneğin, bir yandan kağıt, kalem, bilgisayar, software, maket vs.; öte yandan da, daha önce yapılmış tasarımların temsilleri (basılı ya da sanal ortamdaki imgeleri) kullanılır. Temsillerden temsiller üretilir. Tasarım tasarımlarla ve tasarlaya tasarlaya öğrenilir. Çizim öğrenmek için çizmek gerekir. Mimar adayı gelecekte hangi araçlarla çizecekse, çizmeyi o araçlarla çize çize öğrenir. Sadece somut değil, soyut bilgiler de öyle öğrenilir. Teori öğrenmek demek, onun araçları olan dili, yazıyı ve metni kullanan alıştırmalar yapmak demektir. Kuramsal metinler okunur ve kuramsal metin denemeleri yazılır. Mimarlık tarihi öğrenmek için, tarihi yazmak için kullanılan malzemeyle çalışılır. Yani, tarih metinleri, toplumsal bilimler metinleri ve tabii ki tarih verileri okunur/toplanır. Ama ardından mutlaka tarih metin(cik)leri yazılır. Tarihin pratiği yazıyla yapılıyorsa, tarih metni yazma alıştırması olmaksızın tarih öğrenilmez. Dolayısıyla, ezber bir tarih öğrenim aracı olamaz. Çok yalın bir nedenle olamaz: Tarihyazım pratiği ezber aracılığıyla değil, tam aksine sürekli metinlere başvurarak ve o başvuru metinleriyle “hesaplaşılarak” yapılır. Hesaplaşılan metinlerse ezbere anımsanarak değil, titizlikle okunup doğrudan nakledilerek kullanılırlar. Mimarlık tarihi budur.

 

Mimari uygulama pratiği de diğer pratikler gibi öğrenilir: Kendi özgül araçlarıyla kendi özgül “medium”u üzerinde (kendi mecrasında) yapılan alıştırmalarla... Bunun anlamı, mimar adayının bir yapıyı nasıl inşa edeceğini de, tıpkı öteki mimari pratikler gibi, ancak inşai etkinlik yapa yapa öğrenebileceğidir. Sorun da burada doğar. Çizerek öğrenmek için çizim alıştırması yapılabilir; tasarlama alıştırması yaparak tasarım öğrenilebilir; kuramsal etkinlik öğrenmek için kuramsal üretim alıştırması da yapılabilir; ama, mimarlık okullarında inşaat yapa yapa inşaat alıştırması yapılamaz.

 

İşte tam bu noktada mimar adaylarına uygulama öğretmek için onları inşaat alanında yetiştirmeyi önerdiğim sonucu çıkarılmamalı. Yaz tatilinde bir-iki aylık uygulama etkinlikleriyle ya da şantiye stajlarıyla öğrenilemeyenin tüm mimarlık öğretimi şantiyeye taşınarak öğrenilebileceğini iddia etmiyorum. Anlatmaya çalıştığım şu: Uygulama/inşaat hariç tüm (tasarımsal, kuramsal ve historiyoğrafik) mimari pratikler bir anlamda simülasyonlarla, taklit ederek öğrenilirler. Mimarlık öğrenimi 17. yüzyıldaki ilk mimarlık okullarından başlayarak bir taklit pratiğidir. Gerçek mimari etkinlik taklit edilir. Ortada sanki gerçekten projelendirilecek bir ürün varmış gibi proje yapılır. Gerçek bir kuramsal sorun üzerinde yaratıcı irdeleme yapılıyormuş “gibi kuram yapılır”. Hakiki bir mimari historiyoğrafi konusu çözüm bekliyormuş gibi düşünülür ya da yeni bir historiyoğrafik değerlendirme ortaya koyarmış gibi düşünmek denenir. İnşaatınsa simülasyonu olmaz. İnşaat eylemi taklit de edilemez. Bunu bildikleri ve görmezden gelmeye çabalamadıkları için, ilk Alman “Technische Hochschule”lerine kadar tüm mimarlık okulları (beaux-arts/güzel sanatlar kurumları) ders programlarında uygulama alanına değinmezler bile. Tasarım ve teori antrenmanı yaptırırlar. Uygulamanın mezuniyetten sonra kendi pratiği içinde öğrenileceğini varsayarlar. Zaten 1930’lara kadar, hemen her ülkede mimarlık öğrenmek için ille okula gitmeye de gerek yoktur. Bir mimarın yanında simülasyon ya da taklit niteliğinde olmayan, gerçek pratiğin tam içinde doğrudan yapa yapa öğrenmek de mümkündür.

Le Corbusier, Mies van der Rohe, Wright mimarlığı okulda değil, böyle öğrenirler. Onun için onlara ve benzerlerine uygulamayı öğretmek diye ayrı bir sorun yoktur. Geç 1920’lerden başlayarak Türkiye’ye de taşınan Alman Technische Hochschule sistemiyse, uygulamayı “Yapı” (Baukonstruktion) dersi kapsamında öğretmeyi amaçlar. Başka bir anlatımla, uygulamanın tasarımın araçlarıyla ve onun mecrasında, yani tasarım temsillerinin yeniden üretme alıştırmalarıyla öğrenilmesini öngörür. İnşaatın yapı ve uygulama projeleri çizdirilerek öğretilebileceği düşünülür. Basit projeler sözkonusuysa, meslek yaşamı içinde bu bir sorun da çıkarmaz. Daha karmaşık ve büyük projelerdeyse, uygulama sorunları inşaatı şantiyede ve büro pratiği içinde öğrenenler tarafından çözülür. Herkesin kolayca tahmin edeceği gibi, 1880’lerden itibaren hiçbir Amerikan gökdeleninin uygulaması mimarlık okulu bilgileriyle yapılmamıştır. Onların uygulama bilgisini proje ve diğer teknik hizmet büroları ile büyük müteahhitlik şirketleri üretir ve taşırlar (çalışanlarına öğretirler); okullar değil.

 

Çok basit bir nedenle bu böyledir: Dünyanın hiçbir mimarlık okulunda, çok sayıda ayrı uzmanın katıldığı giderek karmaşıklaşan ve sürekli değişen uygulama/inşa etme bilgisine derinlikli olarak sahip olan yoktur; olması da gerekmez. Çünkü, bu bilgi de kendi özgül pratiği içinde çalışarak üretilir. Okullardaki öğretim üyeleri tasarımcı, hatta büro sahibi olsalar da, inşai pratiğin içinde olamayacakları için, inşai pratiği ancak kabaca bilirler. Uygulama alıştırması yaptırabilmek için yapabileceklerinin maksimumu, okulda iyi bir proje/tasarım bürosu simülasyonu ortamı yaratmakla sınırlı olabilir. Öğrenciye, tasarım ve projelendirmenin başka uzmanlara kapsamlı uygulama direktifleri verecek teknik belgeleri hazırlama işi olduğunu gösterebilirler. Onlara, mimari üretimin zemininin diğer pek çok uzmanlıkla paylaşılan bir ortak uzlaşı zemini olduğunu öğretebilirler. Ya da artık hemen her ülkede olduğu gibi, uygulamanın ve onun önhazırlık evrelerinin mezuniyet sonrasındaki birkaç yıllık zorunlu staj devresinde yapa yapa öğrenilmesini beklerler.

 

Özetle, okullar öğretebileceklerini öğretmeli, tasarım, kuram ve tarih üçlüsüne ağırlık vermelidirler. Çünkü sadece onların pratiklerinin simülasyonunu yapma olanağı vardır. Nasıl ki, hiçbir okul mimar adaylarına iş ve müşteri bulma ve onu ikna etme yöntemleri öğretmiyorsa, öğretemiyorsa ve öğretmesi de gerekmiyorsa, bir gün gelecek, uygulama bilgisi öğretme iddialarını da tüm okullar terk edecektir. Kısacası, burada uygulamanın mimarlıkta çok çok önemli olduğu inkar edilmiyor. Anlatılmak istenen, mimarlık okullarının mimarlık için hayati önemde sayısız şeyi öğretmediği ve öğretemeyeceği gerçeğidir. Mimarlık hala ve her yerde büyük oranda okulun dışında öğrenilir; yani, yapıldığı yerde... n Uğur Tanyeli.

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler