Yakın vadede Türkiye avantajlı

Yayın tarihi: 10.11.2006

Yakın vadede Türkiye avantajlı

 

OMSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Tuna;

 

 

Ofis Mobilyaları Sanayi ve İşadamları Derneği(OMSİAD), sektörde yaşanan gelişmeler karşısında yeni fikirlerin üretildiği, var olan sorunlar karşısında çözüm arayışlarının paylaşıldığı bir platformun ihtiyacı olarak kurulmuş. Zaman içinde bu amacını başarıyla gerçekleştiren dernek, bugün yeni açılımlarla sektöre farklı bir perspektif getiriyor.

 

 

 

Bizim sektörümüz daha önce emek yoğun bir sektördü. Ancak bugün, özellikle Gümrük Birliği sonrasında sektör kendini çok yeniledi. Gümrük Birliği ile birlikte yeni yatırımlar yapıldı. Üreticiler önce yabancı ürünleri, ardından da bu ürünlerin nasıl yapıldığını görme fırsatı buldular.

 

Rekabetçi bir ortamda değil sektörün sorunlarını tartışmayı, firmalar bir araya bile gelemezken OMSİAD yöneticileri, yarına yönelik hedefleri için çalışmalarını sürdürüyorlar.

Türkiye pazarından ithalat ve ihracat hacimlerine, haksız rekabet koşullarından önümüzdeki süreçte yaşanabilecek olası gelişmelere kadar sektörde yaşananları İstanbul Sanayi Odası Başkan Yardımcısı ve OMSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Tuna’ya yönelttiğimiz soruların yanıtlarında aradık.

 

 

Ofis mobilyaları sektörü hakkında genel bir bilgi alabilir miyiz? Özellikle Türkiye üreticisinin uluslararası platformda avantajları var mıdır? Varsa bu avantajlar nelerdir?

Sektörle ilgili genel olarak değerlendirme yapabilmemiz için öncelikle ev mobilya sektörü rakamlarına bakmakta fayda var. Yaklaşık olarak 3 milyar dolarlık bir ev mobilya pazarı olduğu varsayılıyor. Ofis mobilyası pazarı da bunun yaklaşık %20- %30’u kadar. O da 600–900 milyon dolar eder ki, yani 750-800 milyon dolar civarında bir pazar payından bahsedebiliriz. Bu oran belki toplam rakam olarak baktığımızda çok büyük olmamakla beraber, bu rakam içerisine olabilecek başkaca ilave üreticiler var. Ben bunları kayıtlı, kayıtsız olarak irdelemek istemiyorum, bizim ana konumuz bu değil ama bu ilave üreticileri de dikkate aldığımızda, bu rakamın %50 kadar daha yukarda olması gerektiğini varsayıyorum. Çünkü ofis mobilya üreticisi olmayıp, ofis mobilya pazarı için üretim yapan çok sayıda kişi, firma ve küçük atölye var. Genel anlamda tadilat dekorasyonla başlayan her türlü firmanın bu tip bir işe aday olduğu görülebiliyor.

Bizim sektörümüz daha önce emek yoğun bir sektördü. Ancak bugün, özellikle gümrük birliği sonrasında sektör kendini çok yeniledi. Gümrük Birliği ile birlikte yeni yatırımlar yapıldı. Üreticiler önce yabancı ürünleri, ardından da bu ürünlerin nasıl yapıldığını görme fırsatı buldular. Bu süreç Gümrük Birliği öncesi başladı ama Gümrük Birliği ile birlikte Türkiye’de yapılabilirliğinin daha kolay ve ulaşılabilir olduğu gözlemlendi. Bu süreçte makine parkları ve yardımcı malzemelerle tüm ekipmanların ithalatı kolaylaştı. Bugün sektördeki birçok firma, yaptığı yeni yatırımlar sonucunda yeni teknolojilere sahip oldu. Bu açıdan baktığımızda ofis mobilyası sektörü, genç ve teknolojisi yeni bir sektör. Henüz sektör tanımını yeni yeni alıyor. Daha önce mobilya başlığı altında olan sektör, bugün yine mobilya ile algılanabilir ama ofis mobilyası kendi içinde önemli bir sektör haline geldi. Bu yeni teknoloji bize yurtdışı ile rekabet edebilme avantajı getirdi. Yani yurtdışındaki birçok Avrupa ülkesinin yapmış olduğu ürünleri, benzer makine parklarını ve benzer yardımcı malzeme ve aksesuarları kullanarak burada da yapma şansı doğdu. Bu, dünya pazarı olarak değerlendirdiğimizde bizim açımızdan büyük bir avantaj tabi.

Bugün Avrupa’ya baktığımızda İtalya sektörde dizayn olarak öncü bir ülke. İşin teknolojisi ve mukavemeti açısından Alman mobilya firmaları son derece iyi firmalar, İsviçreliler benzer şekilde. Belki tüm sektör için bunu söylemek iyimserlik olabilir ama Türkiye’de de sektördeki birçok sayıdaki firma bu bahsettiğim ülkelerin üreticileri ile rekabet edebilecek, ürün kalitesi olarak da bu standartlarda ürün yapabilen firmalar haline geldi. Ve nitekim ihracat olarak değerlendirdiğimizde, bahsettiğim bu firmalar bu ülkelere ihracat yapıyor, bu işi gayet güzel de götürüyorlar.

 

İhracattaki son tablo nedir? Hangi ülkelere daha çok ihracat gerçekleştiriliyor ve pazar payı dikkate alındığında ihracat hacmi olarak Türkiye bu sektörde nasıl bir yerde?

İhracatçı Birlikleri’nin verileri ve elimizdeki bilgiler doğrultusunda ofis mobilyasının 200 milyon dolar civarında bir ihracat payı var. Bunun önemli bir kalemini Avrupa Birliği ülkeleri ve Kuzey Afrika ülkeleri oluşturuyor. Bu ülkeler arasında Fas, Cezayir ve Tunus’un olduğunu biliyorum. Avrupa ülkelerinde Almanya önemli bir pazar. Hollanda, Belçika ve Fransa da önemli satın almacılar arasında yer alıyor. Bunların haricinde farklı sektörler olduğu gibi ofis mobilyaları sektörünün de Türkî Cumhuriyetler ile bir ticaret hacmi var. Bunların içinde; Türkmenistan, Özbekistan ve Azerbaycan ağırlıklı olarak yer alıyor. Tabi bir de Rusya pazarı var. Rusya da bizim için önemli bir pazar.

Toplam pazar yüküne baktığımızda ihracat önemli bir oran. Ben Türkiye’nin bu anlamda çok önemli bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar dönem dönem hızlanıp, dönem dönem yavaşlayan girişimler dünyadaki mobilya pazarının da dalgalanmaları ile ilgili. Bir dönem Avrupa firmaları ürün almak veya işbirliği yapmak üzere çok fazla ziyaretlere katılmışlardı. Ama Avrupa’daki durgunlukla beraber bu süreç tabi doğal olarak yavaşladı. Şimdi tekrar yine böyle bir süreç başladı. Geçtiğimiz süreçlerde İtalyan heyetlerin art arda ziyaretleri, Türk firmaları ile birçok görüşmeleri oldu. Ümit ediyorum bunlarda sektör için katkılarını getirecek faaliyetler olur.

 

 

Peki, sektörde ithalat hangi boyutlarda?

Gümrük birliği ile beraber parça, hammadde ve makine getirdik. Doğal olarak ürün getiren firmalar da oldu. Türkiye’nin hızlı büyüme trendine girdiği bir süreçte ithal ürün getiren firmalar önemli bir pazar elde ettiler. Ancak özellikle 2000 sonrasındaki krizde ithalat her geçen gün giderek azaldı. Bugün bir hesaplama yaptığımda bir oran veremiyorum çünkü kayda değer bir rakam, hesaplanmaya değer bir oran olarak görmüyorum. Yani daha önceki büyük boy işlerde mutlaka birkaç ithal marka karşımıza çıkarken, şimdi belki yılda bir kez iki kez projeli ihale işlerinde yabancı firma ile mukayese edilebilme ihtimali çıkıyor. Onun haricinde ağırlıklı olarak Türk firmaları daha etkin. Burada tabi birçok faktör var, ürünlerin olumlu bir noktaya gelmiş olması, standardın yükselmiş olması, rekabetçi fiyatlar bunlar önemli faktörler.

Buradan ithalatın yanlış olduğu veya buna karşı olduğumuz gibi bir anlam çıkartılmasın. Ki bizim de ithal ettiğimiz ürünler var. Bunlar doğal olarak vardır. Sektördeki bütün firmalar için bu geçerli. Hatta bu süreçte bize ithal gelen ürünlerin önemli bir eğitici süreci de olmuştur. Çünkü yerli üreticiler kendilerini rekabet edilebilir ürün yapmak, tasarımını geliştirmek, daha ekonomik çözümler bulabilmek yönünde geliştirmişlerdir. Bunlar bence sektör için olumlu gelişmelerdir. Bugün de sektörde ithal edilen ve satan ürünler var. Bu son derece doğaldır. Eğer liberal bir ekonomide iseniz bunların olması gerekir zaten.

Merdiven altı üretim hakkında da düşüncelerinizi alabilir miyiz? Bu olgu sizin sektörünüzde hangi boyutlarda?  OMSİAD’ın bu konuda çalışmaları var mı?

Bu sorun tabi ki sadece ofis mobilyacılarının sorunu değil. Türkiye’de başlı başına bir problem. Nitekim bugün ekonomiyi hepimiz takip ediyoruz. Bu işin içinde olan kişiler biliyorlar ki kayıtlı ve kayıt dışı işlerin miktarı arasında ?- ? gibi bir oranlama var. Bizim sektörümüzde de bu oranın böyle olma ihtimalini varsayarsak bu kötü bir rekabet ortamı olur. Çalışan personelinin sigortasını, katma değerini, faaliyetinden elde ettiği kurumlar veya gelir vergisini ödeyen bir firma; bir de vergisini ödemeyen, sattığını alıp cebine koyan bir başka kişi. Bunların ikisinin rekabet etmesi ne adildir ne de etik. Ama böyle bir realite var. Bununla ilgili mücadele tek başına ne OMSİAD’ın ne sektörün sonuç alabileceği bir faaliyet değil. Bu konu ile ilgili bir seferberliğin tüm Türkiye için geçerli olması lazım. Tek başına OMSİAD ancak üye firmalarıyla bir bilinçlendirme yapabilir. Zaten üye firmaların böyle bir süreci yok. Yani OMSİAD’da üye bir kurumun kayıt dışı olma ihtimali herhalde sıfırdır veya sıfıra yakındır. En azından böyle bir hatayı bilinçli olarak yaptığını varsayamayız. Mümkün değildir. Biz bu oranları aynı şekilde Maliye Bakanlığı’na, bağlı bulunduğumuz odalara aksettiriyoruz. Ben kendim de başka sivil toplum kuruluşları içinde olmam sebebiyle bunları birçok yerde paylaşıyorum zaten. Tüm sektörlerin bu anlamda sıkıntıları var ve bunu hepimiz biliyoruz. Ve hepimiz birlikte mücadele edersek üstesinden gelebiliriz.

 

OMSİAD’ın yola çıkarken belirlemiş olduğu hedefleri nelerdi? Bu nokta da hedeflerine ulaşabildi mi?

Birçok sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de önce rekabetçi bir ortam vardı. Rekabetçi ortamda firmaların bir araya gelmesi, bir araya gelip sektörü konuşması pek mümkün olamıyordu. OMSİAD’ın öncelikli amacı; bu firmaların bir araya gelerek sektörle ilgili bilgileri olumlu, olumsuz durumları paylaşıp; “Acaba sektör için ne yapabiliriz?” arayışına girmesiydi. Bu amacını çok ziyadesiyle yerine getirdi. Bununla ilgili hiçbir tereddüdümüz yok, bu mükemmel şekilde işliyor şimdi.

İkinci önemli konu sektör için nelerin yapılabileceğinin değerlendirilmesiydi. Bu önemli konuların başında fuar vardı. Bir sektörün varlığından söz ediyorsanız bu ürünlerin tüketiciye tanıtılacağı bir ortamın oluşması lazım. Bununda en önemli faaliyeti fuarlardır.

Daha önce firmalar, fuar firmaları ile tek tek görüşmelerini ve çalışmalarını yaparken, OMSİAD ile beraber dernek- fuar firması işbirliği başladı. Bu durum önemli bir avantaj sağladı. Üyelerin fuarda ki toplam maliyetleri daha aşağıya çekildi. Görüşmeleri ve tanıtıma yönelik çalışmaları OMSİAD üzerine aldı. Yapılacak tüm ilanlardan duyurulara, davetiye miktarlarından yurtdışından gelecek satın alma heyetlerine kadar, tüm faaliyetler dernek fuar firması işbirliği ile yürümeye başladı. Çok önemli bir faaliyeti başarı ile yerine getirdi

OMSİAD, bunlar haricinde ithalat ve ihracatla ilgili birçok avantajlar sağlıyor. İthalat zorlukları ile ilgili bilinçlendirme ya da hazine dış ticaret müsteşarlıklarına bilgi akışını sağlama, faaliyetleri zaten yapıyoruz. Bunları rutin işlerimiz olarak görüyoruz. Yurtdışı fuar faaliyetleri ile ilgili bize gelen bilgileri veya bizden oluşabilecek bilgilerle ilgili bir köprü görevi görüyoruz. Bu gibi faaliyetlerimiz var.

 

Sektörle ilgili önümüzdeki döneme ilişkin beklentileriniz nelerdir?

Avrupa pazarında önemli bir daralma var. Daralmayla beraber birçok firmanın işlerini bıraktığını, tasfiye ettiğini, Amerikalı firmalara sattığını ve benzeri birçok gelişmelerden haberdarız. Böyle bir atmosferde, oradaki rolüne baktığımızda Türkiye’nin bir avantajı var; Teknolojisi yeni. Duraklama sonrasında hareketlenme başlandığında bence Avrupa açısından en önemli tedarik noktası Türkiye olacak. Ortadoğu gözüyle ise Türkiye teknolojisi açısından yeni bir ülke olduğu için ithal edilebilir ürünleri var.

Avrupa ülkeleri açısından baktığınızda da kalitesi iyi, Avrupa ülkesi standardında ürünler yapabiliyor ve nispeten ekonomik. Böyle değerlendirdiğimizde önemli bir noktada olduğumuzu, gerek coğrafi anlamda gerekse teknolojik alt yapımız anlamında avantajlı olduğumuzu düşünüyorum. Ama dediğim gibi dalgalanmaları kestirebilmek çok kolay değil. Bir yıl öncesinde çok iyi olan pazar bir yıl sonrası için çok daha farklı gelişebiliyor. Ama Türkiye’nin bu anlamda yakın dönemde önünün çok açık olduğuna inanıyorum. Ve zaten bu amaçla da birçok firma yatırımlarını yaptı. Yani Türkiye’nin rekabetçi bir ortama da hazır olduğunu düşünüyorum.

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler