1920’ler ve 1930’larda Avrupa Devletleri Ulusu Tasarlamak ve Sergiyi Tasarlamak

Yayın tarihi: 01.02.2007
1920’ler ve 1930’larda Avrupa Devletleri: Ulusu Tasarlamak ve Sergiyi Tasarlamak

 

 

Osmanlı Bankası Müzesi’nde 20 Aralık 2006-20 Mart 2007 tarihlerinde yukarıdaki başlığı taşıyan bir sergi var. Küratörlüğünü Sandrine Bertaux’nun, tasarımını Bülent Erkmen’in yaptığı serginin tasarımını Erkmen ile konuştuk.

 

 

Arredamento Mimarlık: Bu “tehlikeli” bir dönem sergisi. Birinci Dünya Savaşı sonrasında altüst olan bir Avrupa’da yeni doğan bir dizi ortak eğilimi görselleştiriyor. İspanya’dan Sovyetler’e uzanan bir çerçevede kıtanın çoğu yerinde toplumu radikal biçimde tasarlamaya ve dönüştürmeye, hatta yeniden inşa etmeye yönelik eğilimler belirmiş o sırada. Türkiye de bu kervanda yer alıyor. Ama sergide vurgu hiçbir ülke üzerinde yoğunlaşmıyor; küratör belli ki hepsine aynı mesafeden bakmayı yeğlemiş. Böyle bir ortaklık zemini ve mesafe eşdeğerliği nasıl sergileştirilebilirdi?

Bülent Erkmen: Kısaca, bir “milli sergi” havası yaratmaya çalıştım. O dönemde buradaki sergide yer alan tüm ülkelerde bu tür milli sergiler yapma çabası ortak bir eğilimdi. Tüm yönetimler, yeniden tasarlamak, biçimlendirmek istedikleri topluma birşeyler anlatmak ihtiyacındaydılar. Ama, hepsinde de serginin ne söylediğinden önemlisi nasıl söylediğiydi. Görüntünün çarpıcılığı esastı. Bir anlamda o sergilerde yönetimler kitap kapağı tasarlar gibiydiler. “Satacak” bir görüntü olmalıydı ortada. Göstergelerin merkezi önemde olduğu bir dünyaydı o. Şimdi, buradaki sergide de aynı yaklaşıma referans vermeye çalıştım. Hatta bir tıkanıklık izlenimi vermek de sözkonusuydu.

 

AM: Bu söyledikleriniz sergi tasarımına nasıl yansıdı?

BE: Mesela, kırmızının baskın bir kullanımına başvuruldu. Buradaki tüm ülkelerin bayraklarında bu ortak bir renk. Ayrıca, kırmızı hemen daima aktivizmi çağrıştıran bir renk. Yıldız biçimleri de öyle. Tüm sergi görselleri bir biçimde gelip yıldızda sonlanıyor. Adeta küçük patlamalarla tanım kazanıyor sergi. Aynı özellik, tavanın tümünü kaplayan bir tür kırmızı-beyaz patlama gibi yorumlanabilecek boyamada da var. Daha önceki hiçbir sergide bu tür ağırlıklı bir tavan renklendirmesi yapmamıştık. Bu renklendirmenin etkisini her noktada duyurmasını, mekana egemen olmasını hedefledim.

 

AM: Serginin filmi neden sergi mekanının dışında?

BE: Film sergiyle doğrudan bağlantılı değil. Sergiyi bir kez daha hareketli imgelerle de anlatmıyor. Serginin anlattığı şeyin tam anlamıyla bir parçası da değil. Serginin anlattığı dönemi kısaca hatırlatıyor. Bilmeyenler ya da az bilenler için bir ön bilgilendirme aracı o film.

 

AM: Tekrar sergiye ilişkin küratöryel bir yaklaşıma dönelim: Sergi Avrupa’da belirli bir kronolojik aralıkta ortak olan bir eğilimi anlatıyor. Birbirinden tarihsel süreç ve kültürel tavırlar bağlamında epeyi farklı ülkelerde vuku bulan bu ortaklık zeminini nasıl görselleştirdiniz?

BE: Küratör ortak bazı eğilimlerin varolduğunu kaba bağlantılar kurarak anlatmıyor. Paralellikleri üstüne basa basa vurgulamıyor. Tasarımda da aynı yaklaşımı benimsedik. Bu bir ders kitabı değil. Tekil bir okuması yok; olması da istenmiyor. İsteyen istediği gibi okur. Nitekim, kimileri paralellikler değil, tam aksine, dönem içinde büyük benzemezlikler olduğu biçiminde de okudu sergiyi.

 

AM: O yüzden mi bir eleştirmen sergi anlatımını karışık olarak niteleyen bir yazı yazdı?

BE: Serginin anlatımı karışık değil. Küratör neyi ne vurguyla, ne sırayla, hangi ilişkiler içinde anlatmak istiyorsa, burada öyle anlatılıyor. Küratör, birşeyleri altını çizerek anlatmak istememiş. Bence haklı da. Sergiler didaktik bir biçimde bir sözü vurgulaya vurgulaya anlatmanın aracı değil. Okuyana özgürlük tanımalı. Demokratik bir dünyada yaşıyorsak, bir sergiyi de bir zamanların o “milli sergi”lerindeki kesinlikte ve apaçıklıkta okutmaya hakkımız yok. Kaldı ki, böyle tarih sergilerinde ne kadar belirgin bir şekilde okutma ısrarı gösterirsek, okunacak mesajı da o kadar okunmaya değmez kılma tehlikesi var.

 

AM: Ancak, sergide çok çok fazla yazı yok mu? Neredeyse okunamayacak kadar çok.

BE: Doğru. Küratörü bu konuda ikna etmeyi başaramamamın ve bu yoğun metni okutma konusunda daha iyi bir çözüm üretemememin sonucu bu. Sergi için “fazla” olan kitap için yeterli oldu. Bu nedenle de serginin kitabını ayrıca çok önemsiyorum. Kalıcı olan o. Sergi uçucu. Gelecekte de söylediğini söylemeye devam edecek olan kitap.

 

 

Sergi küratörü:

Sandrine Bertaux

Sergi danışmanı:

Edhem Eldem

Sergileme tasarımı:

Bülent Erkmen

Sergileme tasarım danışmanlığı ve sergileme birimlerinin tasarımı:

Yeşim Bakırküre, Ypsilon

Araştırma ve metinler:

Sandrine Bertaux

Araştırma asistanları:

Yavuz Sezer, Duygu Gül, Fırat Bozçalı

Sergi filmi kurgusu:

Aylin Zoi Tinel

Sergi afişi:

Yetkin Başarır

Proje koordinatörü:

Sima Benaroya

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler