Jazz Şehirleri New Orleans

Yayın tarihi: 13.01.2007

Jazz Şehirleri: New Orleans

    

 

New Orleans: Farklı Kültürlerin Merkezi

 

 

Jazz tarihi boyunca New Orleans jazz müziği için çoğu zaman bir başlangıç noktası olarak kabul edilir. Bunun en önemli nedeni şehrin ya da daha çok bölgenin, tarihsel süreç içerisinde diğer Kuzey Amerika eyalet ya da şehirlerine bakıldığında daha değişik bir tarihinin olmasıdır. New Orleans şehri 1718 yılında bir Fransız Kolonisi olarak kuruldu, ardından 1763’te New Orleans’ın da içinde bulunduğu Louisiana Toprakları İspanyollara verildi ancak daha sonra 1803’te tüm topraklar Fransızlara geri teslim edildi. Ancak Fransız Koloni Yönetimi Louisiana’nın problemli bir toprak olacağını düşündüğü için bu toprakları hemen birilerine geri verme yarışına girdi ve 1804 yılında tüm toprakları Amerika Birleşik Devletlerine sattı. New Orleans’ta İngilizce konuşan protestan kültürü yerine Fransızca konuşan katolik kültürü hakimdi. Creole’ler diye adlandırlan bu kültür eğlenceye, dansa, iyi yemek ve içmeye değer veren eğitimli bir kültürdü. Louisiana’nın Amerikan toprağı olmasının ardından bölgenin ilk valisi Willian Claiborn halkla ilk buluşmasından ve onların yaşayış biçimine alışmakta oldukça zorlanmıştı. Daha liberal bir yaşam biçimine alışık olan ve birçok kültür ile beslenmiş olan toplum Amerika’nın diğer bölgelerinden oldukça farklıydı. Bölgeye Creol’ların dışında Afrika’dan 1720’li yıllarda getirilen köleler Amerikan yönetiminin bölgeyi ele geçirmesiyle beraber New Orleans’ın farklı bölgelerine yerleştirildiler. Şehir bir bakıma bölünmüştü, ırkçılığında etkisiyle şehir farklı sosyal yapılardan insan topluluklarına bölünmüştü. Bu bölünmenin ardından Afrika’dan gelen kültür de asimile olmaksızın kendi etkisini bölgede göstermeye başladı. New Orleans müziği; İspanyol ezgileri ve Fransız Kültürünün ardından Afrika’nın davul ritimleri ve dans tarzıyla birleşmişti. Avrupa ve Afrika karışımı etnik yapıya sahip olan Creol’lara Avrupa’nın diğer bölgelerinden de, Almanya ve İrlanda ağırlıklı olmak üzere, toplumlar gelince New Oleans kendi içinde bir tarz oluşturdu. Ancak jazz, oluşumu süresince toplum tarafından ilk aşamalarında pek ilgi toplamadı. New Orleans’da jazz’ın ilgi toplamaya başlaması ancak yüzyılın sonlarını buldu.

 

Yaşam Tarzı Olarak Jazz

19. yüzyılın sonlarına doğru şehirde jazz’ın gelişmesinin en büyük etkisi olan Jazz Band'ler sokaklarda kendini göstermeye başladılar. Böylece jazz’daki blues havası sokaktaki insanların dans edip eğlenmelerini sağladı ve jazz her kesim tarafından sevilmeye başladı. Jazz artık her yerdeydi; Ulusal toplantılar, resmi geçitler, nehir gemileri ve cenaze ayinleri dahil jazz her duyguyu ifade etmeye başladı ve New Orleans da bundan payını almayı çok iyi bildi. Meydanları dolduran blues grupları, lüks restoranlardaki beyaz jazz’cılar ve şehrin arka mahallelerinde oturan fakir siyahlara kadar tüm halka jazz’la üzülüp jazz’la sevinmeyi, onu bir hayat tarzı olarak benimsemeyi öğrenmişlerdi. New Orleans’ın iyi bir liman olması da jazz’ın gelişimi için oldukça önemli bir etken olarak sayılabilir. Liman şehirlerinin genelde eğlence sektörü oldukça gelişmiş olur, bunun en önemli nedeni şehre gelen yabancıların çok olması ve bu kişilerin kendilerine değişik eğlenceler arıyor olmasıdır.

 

Big Band’ler ve Hareketli Jazz

 

 

20.yy’ın başında New Orleans’ta iyi bir cenaze töreni için iyi bir meblağı cebinizden çıkarmanız gerekiyordu. Ödeyeceğiniz para karşılığı anlaştığınız müzik kuruluşundan hizmet alıyorsunuz. Hizmet cenazeye giden hüzünlü müzik ile başlıyor ve cenaze çıkışında çalınan hareketli uğurlama müzikleri ile devam ediyor. “When the saint go marching in” parçası New Orleans dönüş yolunun en çok çalınan popüler parçalardan sadece biri olarak adlandırılabilir. Müzik üreten ve bunu bir piyasa haline getiren sanatçılar Storyville adıyla anılıyordu. Bu kişiler sokakları yani müziklerini yansıtacakları bölgeleri ayırmışlardı. Herkes kendi bölgesinden sorumluydu. Avrupa’da üretilen ve Avrupa elit koservatuar müziğini temsil eden ilk üflemeli çalgılar New Orleans limanından ilk Amerika topraklarına gelmiştir. Avrupa daha çok Fransız etkisi altında olan New Orleans yeni müzik aletlerini en çabuk kullanmaya başlayan şehir olmuştur. Buddy Bolden ise New Orleans’ın gezici müzisyenlerinin 1900’lerin en başında efsanesi olmuştu. Bolden’ın çaldığı büyük orkestrada nefesli çalgılar askeri bandolardan, klarinet Creol’lardan, banjo ve gitar ise bluesculardan alınmıştı. Orkestra değişik müzikleri her seferinde değişik tonlarda ve sound’larda çalmaya çalışıyordu ilk doğaçlamalarda cenaze sonrası eğlencelerde çalgıların birbiriyle atışmasıyla oldu. Bolden kurduğu Boddy Bolden Band ile jazz müziğini sadece cenaze öncesi ve sonrası çalınan müziklerin ötesine taşımayı başarmıştı. 1900 yılı içerisinde Bolden Lincoln Park bölgesinin müziği ondan soruluyordu. Bolden jazz tarihinde birçok kişi tarafından ilk “jazzcı” olarak nitelendirilir. Lincoln Park’ın ardından şehrin kuzey kesimini de ele geçirmişti. 1907 yılına gelindiğinde arkasında onun yolundan gidecek onlarca sanatçı bırakmıştı şehirde. Aynı yıl Bolden psikolojik hastalıkları nedeniyle yakalandı ve hayatının kalan kısmını hastanede geçirdi.

 

Bolden’ın Notalarının Geldiği Yer

 

 

Sokakta koşturup müzik çalan Bolden artık New Orleans sokaklarından ayrılmıştı ancak onun çaldığı notalar cenazelerde ve sokak törenlerinde çocukların kulaklarını açmıştı bile. Jazz New Orleans’ın göz bebeği olma yoluna girmişti bile. Original Creole Orkestra da Los Angeles’ten New Orleans’ın ününü duyanlardan bir gruptu. Creole sanatçılarından oluşan grup 1908 yılında şehre geldiğinde büyük ilgiyle karşılandı, insanların karşısında Bolden’ın seslerine benzer sesler dolaşıyordu. Bill Johnson Creole Band’ın başındaki kişiydi ve tüm yönetim işlerini o düzenliyordu. Johnson’ın 1914 savaş döneminin başında aklına şehirde çalmaktan daha farklı bir fikir gelmişti: Tüm Amerika’yı dolaşmak. Çünkü jazz artık para ediyordu ve fakirlik içinde yaşayan New Orleans’ın insanları için dolar hayat demekti ve daha fazla dolar daha iyi bir hayat...

 

Original Dixieland Jazz Band

1915 yılı jazz tarihinde bir efsanenin başlangıcı olarak nitelendirilebilir. New Orleans’ın Vieux Carre bölgesinde çalan bir grup genç etrafta duydukları eğlenceli müziğe daha farklı bir yorum getirmeye çalıştılar. Tromboncu Tom Brown tarafından kurulan Original Dixieland Jazz Band kendi doğduğu şehirde ancak 1 sene yaşayabildi. Aynen Creole Band gibi Tom Brown da ünü ve parayı Chicago ve New York’ta görmüştü. 1916 yılında bir yıl sonra tarihin ilk gerçek anlamında jazz albümünü yapacak grup da New Orleans’tan uçup gitmişti. “Stable Blues” 1917 yılında çıkışından tam 4 ay sonra milyon satmıştı bile.

 

King Oliver’s Creole Jazz Band: Louis Armstrong’un Doğuşu

1920 yılına gelindiğinde jazz New Orleans başta olmak üzere Amerika’nın yavaş yavaş her yerine yayılmaya başladı. 1914 yılında 25 milyon adet üretilen jazz plakları 1920’ye gelindiğinde senede 100 milyon olarak belirlenmişti. Müzik endüstrisinin bu büyük gelişimi tabiki de yeni sanatçıların müzik piyasasına girmesine de olanak sağladı. Bolden’ın öğrencisi olan King Oliver kurduğu King Oliver’s Jazz Band ile New Orleans’ın yeni sesi olmuştu. Ancak Oliver’ın bir öğrencisi vardı ki yeteneği jazz’ı ilk dinleyen kişiler tarafından bile fark ediliyordu. Ancak Armstrong’un daha yol kat etmesi gerekiyordu. Yetenekli olan genç adam King Oliver’ın onunla ilgilenmesi ile daha da gelişti ve yavaş yavaş New Orleans’ta parlamaya başladı, ancak o da bir çokları gibi fakir bir şehir olan New Orleans’tan ayrılma kararı alacaktı.

 

Kötü Kaderin Şehri New Orleans

Jazz dünyasına en parlak başlayan şehir olan New Orleans 1925’in ardından yavaş yavaş gözdeliğini kaybetmeye başladı. Bölgenin liman şehirlerinden biri olan New Orleans ırkçı ayrımlar ile uğraşmaktan kendini zenginleştirmeye pek zaman bulamadı. 1961 yılında tüm Amerika’yı dolaşan ünlü jazz yazarı Joachim Berendt şehri şöyle tanımlıyor. “New Orleans’a 100 mil uzaklıkta bir kasabada otobüs beklerken orada tanıştığım bir jazz sanatçısına New Orleans’ta iyi jazz dinler miyim diye sordum. Aldığım cevap karşısında kalakalmıştım: New Orleans 20 sene önce öldü oraya artık gitmeye gerek yok dedi genç çocuk. 100 mili katedip şehre vardığımda 30 sene önce kitaplarda okuduğum manzaranın aynısıyla karşılaştım sokaklar, barlar herşey sanki aynıydı. İnsanlarla konuşmaya çalıştım ve ırkçılık problemleri hala devam ediyordu. Hala jazz’ı siyahların mı yok beyazların mı yarattığı tartışılıyordu sokaklarda. Müziğin bir kişi tarafından yaratılamayacığını söylediğimde ise bağırışmalar ve suçlamalar hemen başlıyordu. Jazz’ın en büyük devi Louis Armstrong’un doğduğu eve gittim, belki de New Orleans’ın en eski ve fakir bölgesiydi, içeri girdim kapıda beni trompet çalan 15 yaşında bir çocuk karşıladı. Louis Armstrong gibi olmak için mi çalıyorsun diye sordum aldığım cevap karşısında yine şaşırmıştım çocuk Armstrong’un adını duyduğunda yüzünde bir hayranlık uyanmamıştı”. Berendt’in bu izlenimleri yazmış olmasının en önemli nedeni 1920’lerin sonlarında New Orleans’da doğan jazz’cıların çoğunun kendilerini daha fazla geliştirmek için Chicago ve New York gibi zengin şehirlere gidip bir daha geri dönmemelerinden kaynaklanıyor. Çoğu sanatçı dünyaca ünlü hale New Orleans limanından çıkarak değil New York limanında açılarak geldi. Bir diğer yandan New Orleans 1940’ların ardından günümüze gelen sürede Amerika’nın belki de tradisyonel yapısını koruduğu tek şehirlerden bir tanesi. 1970 yılından bu yane Nisan ya da Mayıs aylarında her sene New Orleans Jazz & Heritage Festival düzenleniyor ve Amerika’dan ve dünyadan binlerce kişi bu festivale akın ediyor. İlk başladığı yıl 350 kişinin katıldığı Festivale 2001 yılı katılım 650.000 kişi.

 

Katrina ve Sonrası

2005 Ağustos’u Amerika’nın en büyük doğal felaketinin gerçekleştiği ay olarak kabul ediliyor. Katrina Kasırgası New Orleans şehrinin %80’nini sular altında bıraktı. Eski şehir ve geleneksel kasabaların bir kısmı kasırgayla beraber yerle bir oldu. Ancak yaklaşık 10 ay sonra 2006 Mayıs’ın da New Orleans Jazz Festivali’ne ara verilmeden devam edildi. Dünyanın her yerinden 100 binlerce turist yine şehre akın etti. New Orleans’ın kaderi maalesef kurucusu olduğu jazz müziğinin merkezi olma özelliğini yitirdi ancak hala geleneksel olarak dünyanın en büyük jazz festivaline ev sahipliği yapıyor.

45-SAYI_01- Jazz Ocak 2007 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler