Kır Evleri Örencik

Yayın tarihi: 11.04.2007

Kır Evleri Örencik

 

Emine ve Mehmet Öğün İstanbul’un 19. yüzyıl yapı stoğunu vareden ahşap kaplamalı ahşap karkas konstrüksiyonun bugünkü yaşama koşullarını tartışan bir deneme yaptılar. Çatalca yakınlarında inşa etikleri bu yerleşme, yeni teknik olanakların eskileri tümden devre dışı bıraktığı biçimindeki Erken Modern kavrayışı tartışmak için anlamlı veriler sağlıyor.  

 

 

 

Tasarım:

Mimari proje:

Emine Öğün, Mehmet Öğün

Statik:

Gülsun Parlar, Niyazi Parlar

Mekanik:

Müjdat Sayın

Elektrik:

Pertev Erdi

 

Uygulama:

Kalfa:  

Abidin Aydın

Kalfa yardımcısı:

Ahmet Özşalap

Ahşap strüktür ve doğrama:

Ali Kuru, Mehmet Kuru

Ahşap strüktür uygulama yard.:                  

Şenol Aydın

 

“Nasıl istersen öyle dinle, bakın,

Dalların zirvesindeyiz ancak,

Yarı yoldan ziyade yerden uzak.

Yarı yoldan ziyade maha yakın”

 

Yarı Yol, Ahmet Haşim

Mehmet Öğün n Kır Evleri projesinin başlangıcında, evlerin müstakbel sahipleriyle depremden daha az etkilenecek tek katlı yapılar inşa etmek, küçük ölçülü mekanlarla bütçe tasarrufu sağlamak, yeşille yakın ilişki kurmak hususlarındaki mutabakatlarımızı hızla sağladıktan sonra, doğrudan biz müelliflere yöneltilen “nasıl bir mimari?” sorusuna cevabımız, doğal kaynakları yok etmeyi hak sayan, oluşan küresel yıkımın sonuçlarını görmezden gelen, tüketimi gelişme olarak sunan küresel anlayışın teşvik ettiği ayartıcı, kışkırtıcı olmanın cazibesiyle üretilmiş tasarım dünyasının dışında kalmak konusundaki kararlı duruşumuz oldu.

 

Bu yaklaşım, Ahmet Haşim’in şiirindeki gibi, varılan her zirvenin, başlangıç ile varış arasında, bazen “yere”, bazen “maha” daha yakın bir ara-durak olduğu, ne kadar uzun süre yol kat edersek edelim, arkada bırakılana yakın bir mesafenin önümüzde varlığını hep koruyacağı bilincinden besleniyor; başka bir deyişle, meseleye geçmiş ve gelecek sorumluluğu içerisinde çözüm üretmeyi önerirken; tutumlu ve alçakgönüllü olmak kaydıyla tabiattan yararlanmaya izin veriyor; geçmişe önyargısız ve kompleks duymadan başvurmayı öğütlüyordu. Bu durumda da sade bir mimari dil adeta kader haline geldi.

 

İnşai olarak, 1920’li yıllardan sonra sadece restorasyonlarda zorunlu olarak başvurulan geleneksel ahşap bina tekniklerinin, “baloon frame” ya da çelik strüktür yanında bir seçenek olup olmayacağını, yerel tarihi tecrübenin günümüzdeki kullanımının nostaljik yaklaşımlar dışında, verimli sonuçlar doğurup doğuramayacağını Örencik projesi vesilesiyle araştırmayı kararlaştırdık.

 

Farklı büyüklük ve şemalarda hazırladığımız elliden fazla plan ev sahiplerine tanıtılarak seçim yapmaları sağlandı. Müstakbel kullanıcıların projenin genel yaklaşımıyla çelişmeyen özel istekleri dikkate alındı; seçtikleri ön ev tasarımları revize edilerek kesinleştirildi.

 

Tarlalar, bodur meşelikler ve çalılarla bezeli olarak kuzeydoğuya doğru uzanan vadinin batı yamacında yer alan

65 dönüm büyüklüğündeki arazi,

5.000 metrekarelik parsel şartı ve maksimum %5 inşaat emsaline uygun olarak 9 parsele ifraz edildi. Tasarım sürecinin tamamlanmasını takiben izinlerin alınmasıyla 2001 sonbaharında inşaata başlandı.

 

 

İnşaat dönemi

Strüktürde, cephe, tavan ve döşemelerinde yerli çam, doğramalarda ise meşe kullanılmasına karar verilerek, satın alınan yeterli miktarda ahşap, dört kuşaktır dülgerlikle hayatlarını kazanan Arhavili kardeşler, Mehmet Kuru ve Ali Kuru’nun usta ellerine emanet edildi.

 

Bir yandan dikme, başlık, tabanlar, payandalar, kaplama tahtaları gibi ahşap elemanlar ve doğramalar atölyede hazırlanırken, diğer yandan betonarme temel hatılı ve üst hatıl ile takviye edilmiş Roma betonu subasmanlar, kalfamız Abidin Aydın’ın denetimindeki ekipler tarafından itina ile üretildi.

 

Ahşap dikmeler, payanda ve yatay destekler, İbrahim Demiröz’ün maharetle hazırladığı 10-15-25-30 cm boyunda konik kesitli dövme demir mıhlarla, mıhların çakılmasını kolaylaştırmak amacıyla, geleneksel sıcak uygulama yerine özel olarak tasarlayıp imal ettiği konik matkap ucu kullanılmak suretiyle çakıldı.

 

Taşıyıcı elemanların çatılıp çakılması sırasında ekipler arasında hoş bir rekabet ortamı oluştu. Bu süreçte yaklaşık

150 m2’lik bir binanın ahşap strüktürünün iki haftadan kısa bir süre içerisinde tamamlandığı memnuniyetle görüldü.

 

Kiremit altı tahtalarının döşenmesini takiben membran sermek suretiyle suya karşı korunan çatıların üzerine, Çorum’da özel olarak imal ettirdiğimiz alaturka kiremitler harçla uygulandı. Duvar içleri ve bölücü duvarlar, bağdadi çıtalarının çakılması ve üzerlerinin kıtıklı harç ile sıvanmasından sonra, ağırlıklı olarak beyaz renk tercih edilerek boyanırken, dış cephelerde kırmızı aşı boyası tercih edildi.

 

Dış cephe tahtaları ile dikmeler arasına yerleştirilen taş yünü ile dış duvarlar, ısı ve sese karşı izole edildi. Subasman içinde kalan hava boşluğunun ısı izolasyonu görevini daha iyi yapabilmesi için dökülen grobeton sathının üzeri naylon ve styrofor levhaları ile kaplandı.

 

Kombi ünitelerini barındıran 6 metrekare büyüklüğündeki tesisat odacıkları, ahşap yapıları yangın tehlikesinden korumak amacıyla yığma taş olarak inşa edildi. Evlerle tesisat odaları arasındaki tesisat bağlantısı kanallarla sağlandı. Lpg tankları evlerden 10 m uzakta toprağa gömüldü.

 

Eğimli arazi ile yapılar arasındaki ilişki açık sarı yöre taşı kullanılarak oluşturulan setlerle kuruldu. Gölgelerinden faydalanmak amacıyla az sayıda yetişkin (boyları 10 m üzerinde) sığla ve akça ağaç yanında, çok sayıda erguvan, defne, servi, çınar, atkestanesi, karayemiş ve çeşitli meyve ağacı fidanları genel peyzaj karakteriyle uyum sağlayacak şekilde yer seçimi yapılarak dikildi.

 

Yörede kullanılan saz dam geleneğine, bahçe çardaklarının örtülerinde yer verildi. Yapıların oturduğu alanlar ve ev sahiplerinin bahçe ve bostan olarak değerlendirecekleri yaklaşık birer dönümün dışında kalan arazi bölümünün ortak kullanım alanı olarak eskiden beri süre gelen tarımsal faaliyete açık tutulması kararlaştırıldı.

 

 

Bugün

Tercih ettiğimiz geleneksel “aşı boyası”, yeşilin etkili olduğu doğal çevre içerisindeki yapıların, kübik kitleleriyle daha belirgin tezyini unsurlar olarak hissedilmesini sağlıyor. Güneş ışınlarının açısına bağlı olarak, kah coşkuyla kıpırdaşan gelinciklere, zaman zaman da koyu şarabi tüllerin arkasına gizlenmiş utangaç bir havaya bürünmesi onları kimlik değiştirebilen yaşayan varlıklara dönüştürüyor.

 

Açık sarı renkli taşlarla dökülmüş Roma betonuyla oluşturulan subasmanların üzerindeki kırmızı aşı boyalı yapı kitleleri, adeta yere değmeden “parmakları üzerinde sessizce duruyorlar”1. Bu özellik evleri narin, hafif ve geçici kılıyor.

 

Çatıların alaturka kiremitlerinin narin kıpırtıları yamaçlardaki sürülü tarla satıhlarıyla birleşerek doğa ile insan ürününü bütünleştiriyor. Narin ahşap kayıtların çerçevelediği kare gözün tekrarıyla oluşan pencereler, kapılar ve boy kapılar, güneş ışığının odalara cömertçe dolmasına müsaade ederek, aydınlık, huzurlu iç mekanlar, dış dünyaya açılan farklı çerçevelerden “bir şeylere şahit olma arzusuyla evlerin içinden dışarı doğru bakıldığında tabiatın güzellikleri iç mekana oradan da insanın içine akıtılmış” oluyor2. İç mekanlar beyaz renkleriyle ev sakinlerinin çok renkli tabiatı daha etkileyici bir biçimde algılamalarına imkan veriyor.

 

Halen hafta sonlarında ve kısa süreli tatillerde kullanılan evler, sahiplerine ileride daha uzun süreler için kucak açacak gibi gözüküyorlar. n Mehmet Öğün.

 

 

Notlar:

1, 2 H. İbrahim Düzenli-Evrim Düzenli, (2007) “Kıyısından Metropole Fısıldananlar ya da Örencik Kır Evleri Nasıl Değerlendirilmeli?”, 1. Türkiye Mimarlık Eleştirisi Örnekleri Seçkisi, TMMOB, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi.

 

 

 

 

 

 

 

 

Arredamento Mimarlık Nisan » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler