Yeni bir iletişim tarzı Tasarım

Yayın tarihi: 21.06.2007
Yeni yıl renkli ve şık sofralarla geliyor

Yeni bir iletişim tarzı: Tasarım...

 

Kendini ifade etmenin yeni yolu

 

Seyhan Özdemir

Sefer Çağlar

Yaşadığınız yer sizi ne kadar ifade ediyor? Yeni bir iletişim tarzı olan tasarım, artık kendinizi en iyi şekilde ifade etmenin araçlarından biri haline gelmiş durumda. Tasarladığı mekanlarla yurtdışında ve yurtiçinde adından son yıllarda çokça bahsedilen Autoban firmasının kurucuları ile tasarım üzerine uzun soluklu bir röportaj gerçekleştirdik.    

 

 

Autoban’ı tanıyabilir miyiz?

İstanbul merkezli olan Autoban, Seyhan Özdemir ve Sefer Çağlar tarafından 2003 yılında kurulmuş bir mimari ofis ve aynı zamanda bir tasarım firması. 15 kişilik bir ekip ile çalışmalarımızı Galata Tatarbey Sokak’taki ofisimizde sürdürüyoruz. Çalışma alanımız çok geniş olduğu için yaptıklarımıza isim verirken dizayn, tasarım, mimarlık diye tanımlamıyoruz. Çünkü mekan, ürün ve görsel tasarımlar çalışma alanımız içerisinde yer alıyor. Bu yüzden bunların hepsini Autoban markası adı altında buluşturduk. İkimiz de Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuduk. Ben İç Mimarlık; Seyhan Mimarlık mezunudur.

 

Autoban’ın tarzı nedir?

Tasarladığımız objeler bir mekan oluşturuyor. Tasarımlarımızdaki en önemli kriter, işlevselliktir. Örneğin lamba tasarladıysak, her şeyden önce bulunduğu mekanı aydınlatmalı, tasarlanan ürün sandalye ise, rahat olması, mühendisliğinin kusursuz olması gerekiyor. Öncelikle önem verdiğimiz şey aslında tasarladığımız tüm objelerin bir ruhunun olması. Sallanan sandalye tasarımında olduğu gibi aynı.  Biz bu ürüne “Uykucu” adını verdik. Çocukluğumuzdaki anılardan yola çıkarak tasarlanmış bir objedir. “1,5 Chair” adını verdiğimiz bir sandalye var. Bunun esprisi ise, bir kişi oturduğunda oldukça rahattır, iki kişi oturduğunda ise biraz sıkışıklık yaratır. İnsanları iletişime zorlar. Bu da dolaylı olarak samimiyeti artırıcı bir etkendir.

 

Malzeme seçiminiz neleri kapsıyor?

Genelde doğal malzemeleri tercih ediyoruz mekanlarda. Masif ağaç, endüstriyel malzemeler ve pirinç kullanıyoruz.

 

 

Mekan tasarımındaki öncelikleriniz nelerdir?

Aslında mekanı tasarlarken sadece masa sandalye olarak bakmıyoruz olaya. Mekanı ilk olarak ikiye ayırıyoruz, iç ve dış mekan olarak. Mekanı meydana getiren her şeyle ilgileniyoruz. Biz aslında yeni bir mekan tecrübesi yaratmak istiyoruz. Tabii ki mekanı meydana getiren şeyler masa, sandalye ve aydınlatmadır. Bunlar olmadan mekan düşünülemez, mekanı yalnızca duvarlar oluşturmaz, objelerle oluşur bir mekan. Van Gogh’un resmettiği mekanı konu alan tablolarına baktığınızda, mekan içinde bir masa, sandalye, parke ya da yatak görebilirsiniz. Mekanı bunlar meydana getiriyor. Biz de dolayısıyla mekanı oluşturan her şeyle ilgileniyoruz.

 

 

Türkiye’de tasarımı nerede konumlandırıyorsunuz?

Cumhuriyetle beraber Türkiye’de tasarımın yeni bir yüzü var. Okullarda tasarım bölümleri kurulması ve çok önemli hocaların yetişmesi Cumhuriyet sonrası olmuştur. Şehirleşmeyle birlikte aslında tasarıma olan ilgi de artmıştır. Doğadan kopmayla birlikte kendini ifade etme sorunu ortaya çıkmıştır. Bunu da bir takım şifrelerle, konuşmadan anlaşma ya da yarattığı markayla diğer insanlarla iletişiminde en önemli etken tasarım olmuştur. Tasarım aslında bir ifade şeklidir. Kişiden kişiye değişir bu. İnsanların nasıl görünmek istedikleriyle ilgili bir şey bu. Tıpkı kıyafet seçiminde olduğu gibi. Giydiklerimizin bizi ifade etmesini isteriz. Böylelikle yaptığı seçimlerle diğer insanlara bir mesaj ulaştırmış olur. Türkiye’de sosyo-ekonomik nedenlerle oldukça geri kalmış bir alan aslında tasarım. Yeni yeni dünyayla yarışır tarzda bir şeyler oluyor. Bunun nedeni de dışımızdaki dünyayla kurduğumuz iletişimdir. Bu iyi bir şey mi,  kötü bir şey mi tartışılır tabii ki.

 

 

Boş bir mekanı mı tasarlamak istersiniz yoksa mimar ile birlikte binayı mı tasarlamak istersiniz?

Bu aslında profesyonel iş hayatında olan bir işbirliğidir. Bir takım sebeplerden dolayı bu yapılamıyor. Bizim bakış açımızda mimarı bir tarz var aslında ve biz mimariyi en önemli öğe olarak görüyoruz. Yaptığımız uygulamalarda da, mimariye dokunmayan, yapışmayan ya da mimariyi kendi başına okunur kılabilen bir tavrımız var.

 

Endüstriyel ürünler tasarlıyor musunuz?

Hayır tasarlamıyoruz. Daha bize ait ürünler yapıyoruz. Kişisel bir tarzımız ve ifade şeklimiz bulunuyor, bunu da Autoban markası ve kimliğiyle somutladık.

 

 

Bir tasarımcının yaratım sürecindeki kaygıları nelerdir?

Bizim yaptığımız işin içine bir şeyler katmak, bunu yaparken her şeyden faydalanıyoruz. Bu eski bir skeç de olabilir sallanan bir çocukta olabilir. Bir mekan yaratırken hedeflediğimiz bir his var, bir görüntü yönetmeni gibi kurguluyoruz da diyebiliriz tasarımlarımızı. Ünlü mimarlardan Aldo Rossi, mimarlığın şiirsel tarafından bahseder ve bu şiirsellik içinde tasarımları gerçekleştirir. 

 

İstanbullu olmanızın tasarımlarınıza etkisi nedir?

Bu etki çok büyük. İç içe geçmiş kültürlerden, yaşadığınız mahalleden etkileniyorsunuz. Bugün Hollandalı bir tasarımcı olsaydım bu etki çok farklı olurdu. Hollandalı tasarımcı bir misafirimiz “Burası inanılmaz bir yer” demişti. “Bizim Hollanda’da etkilenecek hiçbir şeyimiz yok. Arka bahçemizden mi etkileneceğiz…” demişti. Özellikle ofisimiz ve galerimizin olduğu eski Galata bölgesinde etkilenecek çok şeyimiz var. Bu yüzden Galata bölgesini seçtik. Yeni tasarımlara imza atarken, eski temellere oturmayı da tercih eden (burada bir zıtlık yaratmak istiyoruz) bir ofis olduğumuz için, eski mekanlarda yeni şeyler yaratmak bize daha doğru gelmiştir. Böyle daha iyi hissediyoruz kendimizi.

 

 

Kısa sürede yurtdışında pek çok ödül aldınız. Bu ödüllerden biraz bahseder misiniz?

2004 yılından beri yurt dışında fuara katılıyoruz. 2004 yılında Wallpaper’ın, "Best Young Designer / En İyi Genç Tasarımcı" kategorisinde seçtiği yedi kişi arasına Türkiye’den ikimiz girdik. 2005’te Londra’da yapılan "Yüzde 100 Design"ın Bursary Winner (bursa layık görülen tasarımcı) ve "Best New Comer / En İyi Yeni Tasarımcı" ödüllerini aldık. 2006 yılında Wallpaper, "Best New Restaurant / En İyi Yeni Restoran" ödülünü bizim tasarladığımız MüzedeChanga’ya verdi. 2006 Eylül ayında da "Yüzde 100 Design"a yeniden katıldık. Mimari çalışmalarımız yurtdışındaki dergilerde çok ilgi görüyor. Mısır Apartmanı’ndaki loft projemiz Almanya, İtalya, Hollanda, İspanya ve İngiltere’deki yayınlarda yer aldı. Bizim için ödülleri veren jüriler çok önemli. Rakiplerimizi ya da daha önceki sene kazanan tasarımları görseydiniz inanamazdınız. Bu sene İstanbul’da Best City ödülüne layık görülmüştü enerjisinden dolayı, kimse olmadığı için bu ödülü de bize teslim ettiler.

 

 

Mimari projeleriniz neden restoran ağırlıklı?

Aslında sadece restoran ağırlıklı değil, ama genelde bunları yaptık. Yapmak istediğimiz şeyleri kişiye bağlı olmadan markaya bağlı, marka oluşturmaya bağlı topluluğa yaptık. Yapmak istediklerimizi daha rahat yaptığımız için bunu biraz isteyerek tercih ettik. Şu an mağaza ve butik otel yapıyoruz. Vakko’nun yeni konsept mağazalarını biz yapıyoruz.

 

 

Loft/ Beyoğlu

150 yıllık sevimli ve güzel apartman dairesi Beyoğlu’nda yer alıyor. Bölmeler kaldırılmış ve altıgen şekilli kontrplak bloklar yere uzanıyor.

Yemek bölümündeki duvar seramiği (çini) önceki restaurantın mutfağından kalmış.

Banyo Türk hamamının modern versiyonuyla düzenlenmiş.

Bütün işlevsel uygulamalar mobilyalı olarak dizayn edilmiş. Elektrik sistemi galvanizli borularda gizlenmiş ve tüm daireyi dolaşarak ya bir askıya ya da perde askısına (kornişe) dönüşmüş.

 

 

Bir röportajınızda “Zamansız ve eşsiz ürünler yaratmak istiyoruz” demişsiniz. Eşsiz ürünler yaratmak tabii ki her tasarımcının düşüdür. Ama zamansız ürünler yaratmak sizce de biraz riskli değil mi? Zamanda asılı kalmak ya da hiçbir zamana ait olmayan bir tasarım yapmak sizce iyi bir şey mi?

Aslında Salvador Dali’nin tasarladığı yerinden kalkmaz pirinç bir sandalye gibi kullanımı inanılmaz zor şeyler yapmak değil bizim amacımız. Kesinlikle kullanılabilen, işlevini yerine getiren ürünler tasarlıyoruz. Dünyayı ürüne boğmak için tasarlamıyoruz, ihtiyacı olan insanlar kullansın diye yapıyoruz. Tabii ki bunu kendi ifade tarzımızla yapıyoruz. Eski Mısır’dan günümüze uzanan tasarım tarihine baktığımızda, genel olarak bir tasarım kültüründen söz etmek mümkün. Bu ürünler bulunduğu zamana, mekana, malzemeye ve yapan zanaatçıya göre farklılıklar gösteriyor. Zamanında yapılmış ama modası geçmeyen bir çok tasarım bulunuyor. Benim kastettiğimde böyle bir şey aslında, zamanında yapılmış ama zamansız tasarımlar. Zamanı geçmeyen tasarımlar yapmaya çalışıyoruz. Kendi başına değerli ürünler yapmak istiyoruz. Yaptığımız mekanlar ve objelerde sürekli yeni şeyler deniyoruz, bu aslında kendimizi aşma çabamızın bir yansıması. Yaptığımız her mekan ve ürün aslında bir deneme, her birinde bir şey deniyoruz. Bunlara bitmiş bir tasarım gözüyle bakmıyoruz. Her zaman alternatifli çalışırız. Onlarca denemeden sonra bir mekanın ya da ürünün tasarımını bitiririz. Kullanılan malzeme bazen tasarımının gidişatını belirliyor. Örneğin pirinç Galata bölgesindeki ustaların kullandığı bir malzeme, bununla ilgili bir sektör var ve bundan evine ekmek götüren insanlar var. Kapımızın önünden geçiyor bu malzemeler, bunlar yokmuş gibi davranamayız ve bu malzemeleri bizde tasarımlarımızda kullanıyoruz. Tasarım çok fazla dinamikleri olan bir alan. Belçika’da geçen yıl katıldığımız bienalın teması şuydu; tüketime yönelik olmayan, küçük atölyeleri güçlendiren ve ağaç katliamı yapmadan tasarlanabilen yani sosyal sorumluk gerektiren projelerle ilgiliydi. Autoban olarak biz bunları önemsiyoruz.

 

 

Salvador Dali’nin tasarladığı yerinden kalkmaz pirinç bir sandalye gibi kullanımı inanılmaz zor şeyler yapmak değil bizim amacımız. Kesinlikle kullanılabilen, işlevini yerine getiren ürünler tasarlıyoruz.

 

 

B+M-53 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler