Tarih ve Kültür

Yayın tarihi: 03.09.2007
Renklerin Coğrafyası

TARİH VE KÜLTÜR

 

Hitit döneminde Anzarva Toprakları adıyla anılan bölge daha sonra Pamfilya olarak isimlendirilmiş ve Truva-Troya Savaşı’nın ardından Akha Klanı’nın yurdu haline gelmiş.
Sırasıyla Lidya, Pers, Bergama, Roma, Bizans ve Selçuklu devletlerinin hüküm sürdüğü  kent ve çevresi, en son Osmanlı topraklarına katılarak bugünkü kimliğinin ilk adımlarını atmış.

 

KALEİÇİ

Bugün Antalya’nın “tarihi çekirdek kenti” olan ve “Kaleiçi” adıyla tanınan semti, büyük bir kısmı yıkılmış ve yok olmuş iki surla çevrili. İç sur, yarım daire şeklinde yat limanını kuşatıyor.

M.S. 4 yüzyıla kadar uzanan Helenistik devirden sonra Antalya’nın, 10. yüzyıl Bizans-Seçuklu dönemini yaşadığı biliniyor. Daha sonraki yüzyıllarda (14. ve 15. yüzyıllar) sırasıyla Hamitoğulları, Tekeoğulları beylikleri ve Osmanlı egemenliğine girmiş. 1670 yıllarında kenti gezen Evliya Çelebi, üç tarafı bahçelerle çevrili şehrin kale içinde dar sokaklı ve üç bin evli dört mahalle bulunduğunu; limanın 200 parça gemi alacak genişlikte olduğunu ve çarşının surlar dışında yer aldığını yazmış. Bugün Kaleiçi olarak anılan 42 hektarlık bölgedeki sokak ve evler orijinalleri gibi korunarak eğlence merkezine dönüştürülmüş. Kaleiçi restoranları, kafeleri, barları, konaklama tesisleri, dükkanları, çarşıları ve marinasıyla turistlerin olduğu kadar yerli halkın da en önemli uğrak yerlerinden biri.

Dar sokakları, cumbalı evleri ve yüzyıllardır barındırdığı eserleri ile tarihin bir aynası sayılıyor. Aynı sokakta Roma ve Osmanlı izlerinin ikisine birden rastlayabilirsiniz. Evlerin avlularında, güzelim çiçek kokularıyla birlikte, gelenek ve görenekleri de algılayabilirsiniz. Kaleiçi dünyadaki nadir antik kentlerden biri, belki de en ilginci. Kaleiçi, insanda öyle bir duygu uyandırıyor ki sınırları dışına çıkmayı pek istemiyorsunuz, burası her şeyi ile sizi alıp götürüyor. Kaleiçi’ndeki her sokak ve ev görülmeye değer.

 

KESİK MİNARE (KORKUT CAMİ-İ KEBİR)

Selçuklu Devri eseri olan cami, M.S. 5 yüzyılda Bizanslılar tarafından Meryem Ana adına Panagelia Kilisesi olarak inşa edilmiş ve II. Bayezıt zamanında Şehzade Korkut tarafından camiye dönüştürülmüş. Bunun için Korkut Camii veya Cami-i Kebir adı ile de anılıyor. 1851 yılında bir yangında zarar gören cami yıkıldığı için Kesik Minare adını almış.


Kesik Minare Camii, aynı yapı içinde antik Bizans ve Selçuklu yapı unsurlarını birarada sunma yönünde sıradışı bir örnek.

YİVLİ MİNARE (ALAADDİN CAMİ)

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad’ın 1230 yılında kiliseden camiye dönüştürdüğü Alaaddin Camii’nin minaresi olan Yivli Minare, Antalya şehir merkezinde yer alıyor.

İlk bakışta göze çarpan bir anıt gibi yükselen Yivli Minare, kentin simgesi olarak kabul ediliyor. Gövdesi tuğladan dilimli ve 8 adet yarım silindirik biçiminde yapılmış. Kalın gövdesi, bu yivler sayesinde estetik bir yapıya bürünmüş. Tabanın her yönünde firuze ve lacivert renkli Allah ve Muhammed yazıları yer alıyor.

 


90 merdivenle çıkılan Yivli Minare, 38 m. yüksekliğinde.


SUNA-İNAN KIRAÇ KALEİÇİ MÜZESİ

Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi, Antalya Kaleiçi’nde korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenen iki binada yer alıyor. Suna ve İnan Kıraç tarafından harap durumdayken alınan ve 1993-1995 yılları arasında onarılan bu yapılardan ilki, geç döneme ait geleneksel dış sofalı Türk Evi’nin iki katlı tipik bir örneği. Yapılardan biri 19. yüzyılın ikinci yarısı Kaleiçi yaşamından kesitlerin özel efeklerle birlikte sunulduğu Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiş. Odalarda kahve ikramı, damat traşı ve kına gecesi gibi farklı Anadolu gelenekleri canlandırılmış. Müze bahçesindeki ikinci bina ise, Aya Yorgi (Agios Georgios) adına inşa edildiği bilinen bir Ortodosk Kilisesi. Bir sergi mekanı olarak düzenlenen kilisede Suna-İnan Kıraç koleksiyonuna ait kültür ve sanat eserleri sergileniyor, konserler ve kültürel etkinlikler düzenleniyor.

Tel: 0242 243 42 74.

HADRİANUS KAPISI

Zamanımıza kadar yanlarındaki iki kule ile sağlam kalan tek kapı. Üçkapılar veya diğer adı ile Hadrianus Kapısı, Pamphylia’nın en güzel kapısı. M.S. 130 yılında imparator Hadrianus’un Antalya’ya gelişi onuruna yapılan kapı, sütunları hariç, tamamen beyaz mermerden yapılmış. Oyma ve kabartmalar görülmeye değer.



ANTALYA MÜZESİ

Antalya Müzesi, Türkiye’nin en önemli müzelerinden. Avrupa Konseyi tarafından 1988 yılında “Yılın Müzesi Jüri Özel Ödülü” ile de onurlandırılan müzede Side, Perge, Karataş-Semahöyük ile Elmalı-Bayındır tümülüslerinin kalıntıları sergileniyor. Müze; doğa tarihi ve prehistorya, Frig çağı eserleri, tanrılar, küçük eserler ve sualtı buluntuları ile imparatorlar, lahitler, mozaik, sikkeler, ikonalar ve Etnografya salonları ile tarih meraklılarına gerçek bir hazine sunuyor. Müzeyi, her gün 09.00-18.00 arasında gezebilirsiniz.    

Tel:0242 238 56 88-89



Kaleiçi’nde aslına uygun olarak restore edilen evler eğlence yerleri, pansiyon, hediyelik eşya satan dükkan ve antikacı olarak hizmet veriyor.


ESKİ ANTALYA EVLERİ

Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya’da evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiş. Kaleiçi’ni anlamak için önce evlerden başlamak gerekiyor. Evler, sahiplerinin ekonomik güçleri ve kullanılış amaçlarına göre farlılık gösteriyor. Yine de pek çok ortak özellikleri bulunuyor. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak yapılan evlerin hepsinde bir sokak cephesi ve arka bahçe bulunuyor. Üst katlarda ev ve sokak mimarisine uygun olarak yapılan ve “cumba” denilen çıkmalar yer alıyor. Bu çıkmalar ağaç süslemelerle bezeli. Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye açılan ve taş zeminli “taşlık”lar oluşturuyor. Bu taşlıklarda genellikle ağaçtan dinlenme kanepeleri var. Taşlıklardan zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi, bir merdivenle de üst kata ulaşılıyor. Zemin kat evin daha çok hizmet bölümü. Depo, mutfak gibi odalar burada yer alıyor. Üst katlar yaşamaya ayrılmış. Buradaki odalarının pencereleri daha büyük olduğundan oldukça aydınlık. Odalarda çoğunlukla üst üste iki sıra pencere var. Üst pencereler camsız ve ağaç kafeslerden oluşuyor. Alt pencereler ise açılıp kapanabilir türden. Cumbaların üst pencerelerinde küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunuyor.

PERGE

Perge, Antalya’nın 18 kilometre doğusunda, Aksu bucağının sınırları içinde yer alıyor. Kilikya - Pisidya ticaret yolu üzerinde bulunması, kenti önemli bir Pamfilya (Pamphylia) şehri yapmış.

Deniz kıyısında bulunmadığı için korsanların yağma ve baskılarından uzak kalan Perge, bu nedenle gelişmesini kesintisiz sürdürebilmiş ender kentlerden biri.

Şehrin kuruluşu diğer Pamfilya şehirleriyle aynı zamana rastlıyor. (M.Ö. 7 yüzyıl) Ana tanrıçası Perge Artemisi olan Perge, Hristiyanlar için önemli bir kent. Aziz Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelen ünlü isimler arasında yer alıyor. Magna Plancia gibi zenginlerin Perge’ye önemli anıtlar kazandırdığı biliniyor. Strabon’a göre, kent dışında ünlü Artemis Tapınağı bulunuyordu. Perge yazıtlarında adı geçen; Perge sikkeleri üzerinde resmi bulunan bu tapınağın yerini tespit etmek henüz mümkün olmamış. Strabon tapınağın, kentin ana caddesi üzerinde yer alan üç kabartmalı sütunun doğu tarafında olması gerektiği görüşünde. Perge’de ayrıca nekropol, surlar, gymnasium, hamam ve anıtsal çeşme gibi tarihi yapılar da yer alıyor.


Hititler tarafından kurulan Perge, iki yüksek kulesi, şehir kapısı, bir zamanlar mozaikle kaplı olan ve agorayı çevreleyen sütunlu uzun yolu ve hamamları ile ünlü.


TİYATRO

Perge’ye girişte ilk göze çarpan yapı, arkasındaki tepenin yüksekliğinden faydalanılarak yapılan 12 bin kişilik tiyatro. Greko-Roman sınıfına giren tiyatroda orkestra kısmının korkuluklarla çevrilmiş olması, burada gladyatör oyunlarının da yapıldığını gösteriyor. Fakat Perge Tiyatrosu’nun en ilginç bölümü sahne binası. Beş kapı ile kulise açılan sahne binasının yüzünde tablolar halinde şarap tanrısı Dionysos’un hayatını anlatan rölyefler bulunuyor. Sahne binası cavea, orkestra ve scene olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor.


12.000 kişilik Perge Tiyatrosu M.S 2. yüzyılla tarihlendiriliyor.



AGORA

Agora, şehrin ticari ve politik merkezi sayılır. Ortadaki avlunun etrafındaki dükkanların bazılarında, tabanın mozaiklerle kaplandığı görülür.  Meydanın ortasında 13.40 metre çapında yuvarlak bir yapısı bulunan agora, 76 x 76 metre boyutlarından oluşuyor.

 



SÜTUNLU CADDE

Akropol eteğinde nympheum (anıtsal çeşme) arasında yer alıyor. Ortasındaki 2 metre genişliğindeki bir su kanalı caddeyi ikiye ayırıyor.

 

STADYUM

Boyutları 34x34 metrelik tonozlar üzerinde on üç oturma sırası bulunan stadyumda doğu ve batı tarafında otuzar, kuzeyde ise on tonoz yer alıyor.

 

SILLION

Perge’ nin kuzeydoğusunda, denizden 12 kilometre içerde, yayvan biçimli yalçın ve yüksek bir tepe üzerinde kurulu.

M.Ö. 4 yüzyılda kurulan ve Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan kent, Selçuklu devrinde de varlığını sürdürmüş. Tepenin hafif eğimli batı yönü Helenistik çağlardan kalma surlarla çevrili. Bu surları kuleler, kapılar ve kente çıkılan yollar tamamlıyor. Kentin kapısı tepenin batı yanındaki surlar üzerinde. Tepeye çıkıldığında kuzeybatı yönündeki evler, sokaklar ve batıda Bizans kilisesi ile sarnıç görünüyor.




TARİHÇE

Perge Artemisi Kültü ile antik dünyanın dört bir tarafından ziyaret edilen, tanrıya seçkin hediyeler sunulan, kutsal ve zengin bir kent konumundaymış.

Son araştırmalar, bu kentin en geç M.Ö. 2000 yıllarında yerleşime açıldığını gösteriyor. Perge’nin Greklerce klonize edilmesi M.Ö. 7. yüzyılın başında, önce Rodos’a sonra da Anadolu’ya geçen Argoslular tarafından gerçekleşmiş. Kentin akropolisi’nin yanından geçen Kestros (Aksu) nehri, taşıtların işlemesine elverişli olması ile Perge’ye aynı zamanda bir liman kenti olma avantajı sağlamış. Büyük bir kıyı yolu, Side’den başlayıp Perge ve Antalya üzerinden geçerek batıya Efes’e kadar uzanıyor. Yerli Anadolu dilinden gelen kentin adı, Grekçe değil. Kentin ismine ilk kez M.Ö. 334’te, Büyük İskender’in buradan geçtiği sırada rastlanıyor.

ASPENDOS

Aspendos, Serik ilçesinin 8 kilometre doğusunda Köprü Çayı’nın dağlık bölgeden düzlüğe ulaştığı yerde, biri büyük, diğeri küçük iki tepe üzerine kurulmuş zengin Pamfilya şehirlerinden biri.

Aspendos’un ilk adı, sikkeler üzerinde de görüleceği gibi “Estvadiys”. Antik dünyada en güçlü para Aspendos sikkesi idi. M.Ö. 7. yüzyıl başlarında kurulan şehir, Perslerin, Attik Delos deniz birliğinin, Büyük İskender’in, Bizans, Selçuklu ve Osmanlıların egemenliklerini tanımış. Evrimedon Çayı ağzındaki konumu ile önemli bir liman ve ticaret kenti olarak ünlenen Aspendos’ta, mısır, gül ağacından yapılmış süs eşyaları, şarap, tuz ve at ticareti yapılmış. Kent ayrıca antik dünyanın en iyi atlarını yetiştirmesi ile de ünlü.

Aspendos’taki eserler, “aşağı kent yapıları” ve “yukarı kent yapıları” olarak ikiye ayrılıyor. Yukarı kent yapıları arasında agora, bazilika toplantı yapısı, nymphaeum ve eksedra yer alıyor. Aşağı kent yapıları ise tiyatro, stadyum, hamamlar, su kemeri, tapınak ve nekropollerden oluşuyor.



TİYATRO

Aspendos’u sanat merkezi yapan yapıtların başında tiyatro geliyor. Aspendos Tiyatrosu, antik dünyadan günümüze gelebilmiş en sağlam örnekleri arasında. Küçük bir tepenin yamacına kurulmuş olan 15 bin kişilik tiyatronun mimarı, Aspendoslu Thedoros’un oğlu Zenon. En önemli özelliği muhteşem bir akustiğe sahip olması. Tiyatronun cavea bölümü yarım daire planlı olup, geniş bir diazoma ile ikiye ayrılıyor. Orkestradan itibaren yükselen oturma sıralarının ilki senatör, yargıç ve yabancı elçilere; ikincisi kentin ileri gelenlerine ait. Kadınlar genellikle üst sıralarda, galerinin altındaki bölümde otururlarmış. Geri kalan bölümler kentin tüm vatandaşlarına açık. Sahne, tiyatronun en çarpıcı bölümü. Orkestra düzeyindeki küçük kapılar vahşi hayvanların kapatıldığı dehlizlere ait. Üst kattaki sütunlu cephe mimarisinin tam ortasına üçgen bir alınlık içinde tiyatroların kurucusu ve koruyucusu olan şarap tanrısı Dionysos’un kabartması işlenmiş.

 

ASPENDOS TİYATROSU VE İKİ EFSANE

Aspendos kenti kralının Belkıs isminde, güzelliği dünyaya nam salan bir kızı varmış. Uzak ve yakın ülkelerden sayısız önemli kişiler bu kızla evlenmek için kralın kapısını çalmışlar.

Kral sonunda, kızının taliplileri arasında bir yarışma düzenlemiş. Bu yarışmaya göre Aspendos kenti için en güzel ve faydalı eseri kim yaparsa, kralın kızı ile evlenecekmiş. Sanatçılar, şairler ve filozoflar, kendi becerilerine göre, birer eser meydana getirmiş. Bir mimar, yıkıntıları hala görülen su kemerlerini yapmış. Kral bu eserin parlaklığı ve kente vereceği fayda karşısında hayranlığını bildirmiş. Daha sonra en son yarışmaya katılanlardan birinin yaptığı tiyatroyu görmeye gitmiş. Önce kral locasını gezmiş, sonra revaklı galerilerin bulunduğu en üst kısma çıkarak etrafı incelemeye başlamış. Bu arada kulağına şu sesler çalınmış. “Kral kızı benim olmalı, kral kızı benim olmalı...” Kral, yanı başında söylenmiş gibi kuvvetle duyulan bu sözlerin sahibini araştırmış. Bir de bakmış ki, galeriye bir hayli uzak olan sahnede bir genç, yalnız başına dolaşarak kendi kendine konuşuyor. Gencin ağzından fısıltı halinde çıkan bu sözler mükemmel akustik sayesinde büyüyüp kralın kulağına ulaşıyormuş. Kral buna hayret etmekten kendini alamamış ve kararını vermiş. “Kızımı bu gence vereceğim.”

Kralın kararından sonra hemen düğün hazırlıklarına başlanmış. Kısa zamanda her şey tamamlanmış ve iki genç gösterişli bir törenle evlenmişler. 

Aspendos’taki tiyatroda bulunan bir taş üzerinde yer alan, Belkıs’ın ikiye bölünmüş mermer portresi ise başka bir rivayeti doğrular. Bu rivayete göre kral bu iki muhteşem eser karşısında ne yapacağını şaşırarak hak geçmesin diye kızını iki parçaya bölüp; iki mimara taksim etmiş.




SELGE

Selge, Zerk (Altınkaya) köyünün içinde yer alıyor. Aspendos’tan 15 kilometre sonra Side yönünde ilerleyince sola, Beşkonak yoluna saparsanız, 40 kilometre kadar ilerde bin metreye kadar uzanan biraz yorucu, fakat oldukça güzel bir doğal yapıya sahip olan Strabon’nun Pisidya kentlerinin en önemlilerinden biri olarak gösterdiği Selge’ye ulaşırsınız. Tarih tutkunlarıyla Side, Manavgat ve Belek bölgesinden safari turuna çıkan turistlerin başlıca uğrak yerlerinden olan Selge’nin tarihi oldukça renkli. Selge’nin önce Kalchas tarafından kurulduğu ve daha sonraları Ispartalılar tarafından iskan edildiği ileri sürülüyor. Kalıntıları Zerk köyünün çevresinde geniş bir alana yayılmış. Kentin bugünkü kalıntıları arasında en iyi korunmuş olan yapının tiyatro olduğu görülüyor. Tiyatronun hemen yanında çok harap durumda olan stadyum yer alıyor. Kent surları, tapınaklar, su yolu ve mezarlar görülecek eserler arasında. Zemini taş bloklarla döşeli olan kuzey ve doğu tarafın binalarla çevrili büyükçe bir meydanının, kentin Agorası olduğu düşünülüyor. Sarnıç, süslü mezar anıtları yanında, batıdaki Zeus ve Artemis mabedi kalıntıları, araştırılmayı bekliyor. Selge kalıntılarının ilginç bir diğer özelliği de antik kentin içinde hala duran su kaynakları. Özellikle Aladana tepesinin eteklerindeki pınarlar bugün bile kullanılıyor.


Selge tiyatrosu, antik kentin en iyi korunmuş kalıntılarından biri. Altta 30, yukarıda ise 15 oturma kademesi bulunan seyirci bölümünü, geniş bir gezi yeri (diazoma) ikiye böler. Bu gezi yerine boydan boya tek bir taştan dizilmiş koltuklar sıralanmış. Sahne binası üç kapılı ve iki katlı.

TERMESSOS

Termessos Antalya’ya 34 kilometre mesafedeki bir doğal park olan Güllük Dağı içerisinde ve 1050 metre yükseklikte bir plato üzerinde yer alıyor.

Termessos Anadolu’nun içlerinden gelen Solymler tarafından kurulmuş. Önemli kalıntılardan olan 4 bin 200 kişi kapasiteli tiyatro, İmparator Augustus tarafından M.S. 1. yüzyılın hemen başlarında yaptırılmış. Üstü örtülü meclis toplantı binası olan Odeon’un 600 kişilik oturma yeri bulunuyor. Birbirine bağlı beş sarnıçtan oluşan yer altı sarnıcı, su depolamak ve zeytinyağı saklamak için kullanılmış.

Agora, kahramanlık anıtı Hereon, Korint düzenli tapınak, Zeus Solymeus Tapınağı, Küçük ve Büyük Artemis Tapınakları, Gymnasium, gözetleme kuleleri diğer önemli kalıntılar.

 



ARIASSOS

Antalya-Burdur karayolunun yaklaşık 48’inci kilometresinde, dağa gelmeden önce sola dönerek 1 kilometre ilerlerseniz, Ariassos’a ulaşabilirsiniz. Antik bir dağ kenti olan Ariassos çevreye egemen bir vadide kurulu. Giriş kapısı, hamamları, kaya mezarları ve mezar anıtları da özellikle görülmeye değer.

 


Termessos kentinde Agora’nın hemen güneyinde yer alan 4200 kişilik tiyatronun cephesinde 5 kapı yer alır. Sahne binasının zengin mimari süslerine ait parçalar yıkıntılar arasına dağılmış durumda.

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler