Tarih ve Kültür

Yayın tarihi: 03.09.2007
Renklerin Coğrafyası

TARİH VE KÜLTÜR

 

Eski adı Telmessos olan Fethiye’nin tarihi M.Ö 4. yüzyıla dayanıyor. 1400’lerde Osmanlı hakimiyetine giren kent, 1934 yılında ilk Türk Pilotu Fethi Bey’in anısına bugünkü adını aldı.



TELMESSOS ANTİK KENTİ

Antik kaynaklar Telmessos’da büyük bir tiyatronun olduğundan söz eder.

1993 yılında yapılan kazılarda 3-4 metrelik toprak tabakası altında antik bir tiyatronun oturma sıraları bulunmuş. 1995 yılına kadar sürdürülen çalışmalar sonucu tiyatrodan kalan tüm kalıntılar gün ışığına çıkartılmış. Erken Roma döneminde inşa edilen ve  M.S. 2. yüzyılda onarım geçiren tiyatronun 5 bin kişi kapasiteli olduğu ve Bizans döneminde arena olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Şimdiki haliyle bin 500 kişinin kullanımına cevap veren Telmessos Tiyatrosu’nun onarım çalışmaları devam ediyor.

LAHİT MEZARLAR

Fethiye şehir merkezinde 15’i Roma döneminden kalan, 16 tane lahit mezar mevcut. Bunlardan en önemlisi postanenin yanındaki Likya dönemine ait (M.Ö. 4. yüzyıl) lahit mezar.




FETHİYE KALESİ

Şehrin güneyinde yükselen kalenin, Aziz John’un şövalyelerine ait olduğu sanılıyor.

Şehrin ilk kurulduğu yer olan kale, surla çevrili. Bugün bu surların altında Roma, üzerinde de Ortaçağda yapılan surlar görülüyor. Rodos Şövalyeleri bu kaleyi kullanarak bölgeye hakim olmaya çalışmışlar ve limandaki Şövalye Adası’nı kullanarak şehri denetim altında tutmuşlar.

Duvarlara oyulmuş birkaç yazı ve tarihi belirsiz bir sarnıç dışında, tepenin doğu yüzünde küçük, basit iki kaya mezarı bulunuyor.

 

FETHİYE MÜZESİ

Arkeolojik yönden zengin olan Fethiye’de müze kurma çalışmaları 1962 yılında başlamış. Antik medeniyetler açısından son derece zengin olan çevreden toplanan eserlerin derlenmesi ile müzenin ilk çekirdeği oluşturulmuş. Önceleri şimdiki belediye binasının altında bir depo-müze şeklinde faaliyetlerini sürdüren yapı, 1982 yılında yapımı tamamlanan bugünkü modern binasına taşınmış.

Sergilenen eserlerin çoğunluğu Fethiye ve çevresi kaynaklı. Pek çoğu  yörede yapılan arkeolojik kazılarda ele geçirilerek müzeye getirilmiş.

Etnografya ve arkeoloji salonlarının bulunduğu müzenin arkeoloji salonunda, M.Ö. 3. binden başlayarak, Bizans dönemi sonuna kadar tarihlenen heykel, seramik ve sikkeler, kronolojik bir sıra içerisinde ziyaretçilere sunuluyor. Bu salonda yer alan ve Likçe’nin çözümlenmesine yardımcı olan Tringual Stel, önemli eserler arasında. Etnografya salonunda ise, yöreye has folklorik eserler bulunuyor. Yörede dokunan Üzümlü Dastari’nin dokunduğu tezgah hala çalışır durumda. Müzenin bahçe bölümünde, Psidia tipi lahit mezarlar ile Likya Kültürü’nün önemli eserlerinden olan Izraza Mezar Anıtı sergileniyor.

 

ARAXA

Araxa, Fethiye’ye 40 kilometre uzaklıktaki antik Xanthos Çayı’nın çıktığı yerde kurulmuş. Bu olağanüstü su kaynağının mitolojik öykülere de konu olduğu biliniyor. Bugün Ören köyü sınırları içinde kalan kentten günümüze sadece sur kalıntıları, hamam ve Bizans dönemine ait su yolu kalmış.


LİKYA KAYA MEZARLARI

Şehir içinde Likya döneminden kalma M.Ö. 4. yüzyıl eserleri ön planda. Likya Kaya Mezarları, şehrin simgesi haline gelen doğal kayaya oyulmuş mezarlar. Çok sayıda düzgün basamağı çıkınca mezarların en güzel ve görkemli olanı Amintas’a (Amyntas) ulaşılıyor. Cephesi iki sütunu olan İyon tapınağı tarzındaki bu kaya mezarı, Hermepias’ın oğlu Amyntas’a ait. Mezar aşağıdaki düzlükten de kolaylıkla görülebiliyor. Yaklaştıkça büyüklüğü karşısında hayranlık duyuyorsunuz. Soldaki sütunun orta kısmında, M.Ö. 4. yüzyıl alfabesi ile “Herpamiasoğlu Amyntas” yazılı. Amyntas mezarının yanında ona benzeyen, ancak sütununun biri kırılmış, tapınak biçimli bir kaya mezarı ile başka kaya mezarları da bulunuyor.



TLOS ANTİK KENTİ

Tlos, Fethiye’ye 35 kilometre uzaklıktaki Yaka köyünde yer alıyor.
Kent geniş bir alana yayılmasına karşın, kalıntılar akropol ve çevresinde odaklanmış durumda. Girişindeki akropolün hakim görüntüsü hayli etkileyici. Yaklaşık 500 rakımlı dik yamaçlarla, doğal açıdan korunaklı akropol tepesinin çevresi, yer yer sur duvarları ile korunmuş. Akropolün kuzeydoğu yönündeki erken döneme ait sur duvarları ile kaya mezarları, Likya kültürünün örneklerinden. Tlos, Likya Federe Birliği‘nin 6 büyük kentinden biri ve birliğin spor merkezi olarak biliniyor. Burası uçan kanatlı atı Pegasus ile ünlenen mitolojik kahraman Bellaforonte’nin yaşadığı kent olarak ünlenmiş. Likya bölgesindeki en eski kent olduğu ve kuruluşunun M.Ö. 2000’lerden önceye dayandığı arkeolojik kazılarla ile tespit edilmiş. Kent akropolünün doğal kayası üzerinde oluşturulan mezarlığı, Likya’nın en güzel ev tipi mezarları ile süslenmiş durumda. Nekropoldeki kral tipi mezarın Bellaforonte’ye adandığı biliniyor.
Daha çok doğu ve güneydoğu kesimde izlenen sur duvarları ise Roma döneminde inşa edilmiş. Bunların Bizans döneminde de onarım gördüğü biliniyor. Onarım sırasında değişik yapı kalıntılarıyla lahit mezarların taşlarından da yararlanılmış. En üstteki devşirme taşlarla yapılan geç dönem yapı grubu, 19. yüzyılda bölgeye hakim olan Ali Ağa isimli beyin yerleşimine ait kalıntılardır. Akropolün eteğinde, günümüze yalnızca birkaç oturma sırası kalan stadyum, hamam, tiyatro ve kilise kalıntıları yer alıyor.


Kentin girişinde yer alan akrapolün görüntüsü oldukça etkileyici. Kalıntılar, akropol ve çevresinde yoğunluk kazanıyor.

PINARA ANTİK KENTİ

Likçe’de Pinale (Pınara) “yuvarlak” anlamına geliyor. Mitolojiye göre; Xanthos’un nüfusu fazlalaşınca yaşlılardan bir grup kentten ayrılarak, Kragos Dağı’nın eteklerindeki yuvarlak bir tepe üzerinde Pınara kentini kurmuşlar.

Bölgedeki ilk güzellik yarışmasının yapıldığı kent olarak bilinen Pınara,  Tanrıça Afrodit’e adanan ilginç mimari özellikteki tapınağı ile önem kazanmış. Yüzlerce “güvercin yuvası” biçimindeki halk tipi mezar, nekropolisi benzersiz kılıyor. Kentten günümüze ancak kaya mezarı ve lahit mezarlar ile sur duvarları, hamam, tiyatro, agora ve odeon gibi yapıların kalıntıları ulaşmış. Birkaç büyük deprem geçiren kent, M.S. 8. yüzyıldan sonra önemini bütünüyle yitirmiş.



KADYANDA

Fethiye’ye 24 kilometre mesafede olan Kadyanda’ya büyük bir bölümü asfalt olan 8 kilometrelik bir yolla ulaşmak mümkün. Likçe kitabelerde ismi Kada-wanti olarak geçen Kadyanda’nın kuruluş tarihi M.Ö. 3. binlere kadar iniyor. Ancak antik kentten günümüze kadar ulaşan en eski kalıntılar M.Ö. 5. yüzyıldan daha eski değil. Kadyanda ören yerinde, kenti çevreleyen sur duvarlarının bir kısmı, kaya mezarları ve bazı kitabeler, en erken dönemlere uzanan kalıntılar. Bunların haricinde Roma döneminde de onarılarak kullanılan Helenistik tiyatro, hamam, koşu pisti, agora, hangi tanrıya ait olduğu bilinmeyen tapınağın kalıntısı ve yoğun sivil yapı izleri, Kadyanda ören yerinin antik dönemde yerleşim yeri olarak kullanılmış gerçek anlamda bir kent olduğunu ortaya koyuyor. Kent, dik yamaçlı arazisinin topografyasına göre ve birçok kez inşa edilmiş; daha sonra da sur duvarları ile çevrelenmiş. Bu duvarların güney kısmı hala ayakta duruyor. Tiyatro alanına destek oluşturan poligonal sur duvarı, Helenistik döneme ait. Kaçak kazıların yoğun olarak yapıldığı nekropol alanı, kentin güney bölümündeki sur duvarları dışında kalıyor.

Antik kentte çok sayıdaki yapı kalıntılarından biri de sarnıçlar. Tapınağın doğu kesiminde geniş bir alanın altında inşa edilen, birbirine geçmeli dört büyük sarnıç, kentin antik dönemde büyük bir su sorunu yaşadığını ve belki de bu sorun nedeniyle terkedilmiş olabileceğini düşündürüyor.

Kadyanda’daki yapı kalıntılarının çoğunluğu Roma dönemine ait. Kent M.S. 7. yüzyıla kadar iskân edilmesine karşın, geç döneme ait buluntular fazla yoğun değil.



OENANDA (İNCEALİLE)

Fethiye’ye 88 kilometre uzaklıktaki İncealiler Köyü yakınlarında bulunan Oenanda, yakın zamanda kazı çalışmalarının başlatıldığı bir Likya kenti. Oenoanda, bir yerleşim adı olarak, ilk kez Hitit metinlerinde geçiyor.

 

Ancak antik kentten günümüze ulaşan kalıntıların en eskisi, M.Ö. 3. yüzyıldan daha önceye ait değildir. Oenoanda asıl ününü, M.S. 2. yüzyılın ilk yarısında kentte yaşayan Diogenes’e borçludur. Diogenes, düşüncelerini uzun bir yazıt şeklinde kentteki kuzey stoa’nın duvarlarına kazıtmış. Şimdi yıkılıp parçalanan bu yazıtın parçalarını, kentin her yerinde görmek mümkün.

Antik kentten günümüze ulaşan en erken kalıntı, kentin güneyinde tarafında yer alan ve M.Ö. 200 yıllına ait sur duvarı. Duvarın taş işçiliği ve besken kulesi, güzelliği ile dikkat çekiyor.

Roma döneminde şehre, yukarı agorayı görecek konumda inşa edilen ve Agustos dönemine ait olduğu sanılan dorik bir tapınak inşa edilmiş. Yapı içerisinde imparator Augustos için yazılmış bir yazıt parçası bulunuyor. M.S. 70 yılından itibaren, Flavius döneminde, yukarı agoraya çıkan yolun güneyine şehirdeki iki gymnasium ve hamam kompleksin küçük olanı kurulmuş.

 

LYDAE (KAPIDAĞI)

Kapıdağı içinde kalan tarihi yerler: Krya, Lissai ve Lydai... Burası Krya, tarihçi Plinus, Ptolemaios, Steph-Bynztinus ve Stadiasmus tarafından Karya, diğer bir kısmı tarafından da Likya şehri olarak gösterilir. Taşyaka’da olması gereken kaya mezarlarının varlığı, kentte Likyalıların yaşadığına işaret eder. Krya’nın güneybatısında, Kargın Gölü’nün güneyinde, eski Lissa’nın kalıntılarını bulunmuştur. Ancak kalıntılar sadece duvarlardan oluşur ve mezara rastlanmaz. Burada kesme bir kaya üzerinde Kar’ca harflerle yazılmış kitabe bulunuyor. Fethiye Körfezi’nin batı sahilinin en ucunda, Bizans devrine ait kalıntılar yer alıyor. Bölgenin bilhassa Bizans devrinde önem kazandığı biliniyor.




Pınara Antik Kenti, Fethiye’ye 45 kilometre uzaklıktaki Minare Köyü yakınında bulunuyor.

 

DİĞER ÖNEMLİ TARİHİ ESERLER

Arsanda (Kayadibi), Daedela (İnlice) ve Pydnai (Konadere) gibi ören yerleri önemli tarihi kalıntılara ev sahipliği yapıyor.

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler