10 Bin Yıllık Öykü

Yayın tarihi: 03.09.2007
Renklerin Coğrafyası

10 BİN YILLIK ÖYKÜ

 

1965 yılından bu yana yapılan kazılar ve özellikle bu kazılar sırasında Niğde - Köşk Höyük, Aksaray- Aşıklı Höyük, Nevşehir- Civelek  Mağarası’nda  bulunan ana tanrıça heykelcikleri, kadın takıları, renkli seramikler ve çanak çömlek kalıntıları, bölgenin Neolitik çağlara kadar giden bir tarih-öncesi olduğunu gösteriyor.



KANİŞ VE HATTUŞ’DA ASUR İZLERİ (M.Ö.3000-1750)
Kapadokya’nın yazılı tarihi, 5000 yıl önce Kuzey Mezopotamya’dan gelerek Anadolu’da ticaret kolonileri kuran Asurlularla başlar. Kayseri’deki Kültepe (Kaniş) ve Boğazköy’de (Hattuş) bugün kalıntıları hala duran ‘Karum’lar (Zamanın büyük ticaret merkezleri, pazarlar) kuran Asurlu tüccarlar, madencilikte doruk dönemini yaşayan Anadolu Tunç Çağı insanına ihtiyaçları olan kalayı getiriyorlardı. Anadolu Eski Tunç Çağı’nda madencilikte doruk noktasına erişmişti. Özellikle çağın son evrelerinde en büyük gelişim, Orta Anadolu’nun kuzeyinde gözlenmiş. M.Ö. 2000-1750 yılları arasında Kuzey Mezopotamya’da yaşayan Asurlu tacirler Anadolu’da ticari koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardı. Bu ticaretin merkezi Kayseri’deki Kültepe, Kaniş – Karum. Belgelerde adı geçen ve yeri saptanabilen karumlardan biri de Karum Hattuş (Boğazköy). Zengin altın, gümüş ve bakır kaynaklarına sahip olan Anadolu, tunç alaşımı için gerekli olan kalay açısından fakirdi. Tacirlerin beraberlerinde getirdikleri kalay, çeşitli kumaşlar ve kokular, bu ticaretin ana malzemeleriydi. Hiç bir zaman politik üstünlüğe sahip olmayan tacirler yerli beylerin himayesi altındaydılar. Asurlu tacirler sayesinde Anadolu’da ilk defa yazı görülür. “Kapadokya Tabletleri’” olarak adlandırılan Eski Asurca yazılmış çivi yazılı metinlerden, tacirlerin geliş yolları üzerindeki beylere %10 yol vergisi verdikleri, borçlu olan halktan %30 oranında faiz aldıkları, Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5 vergi verdikleri anlaşılmakta.
Yine bu tabletlerde Asurlu tacirlerin, Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve nikah sözleşmelerinde Anadolulu kadınların haklarını koruyacak maddeler bulunduğu görülür. Asurlu tacirler, yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirlerini de Anadolu’ya getirmişlerdi. Böylece Anadolu’nun yerli sanatı, Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek, kendine has yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştu. Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının temelini oluşturdu.


Eski  Pers dilinde “Katpatuka” olarak adlandırılan
Kapadokya bölgesi, ‘Güzel Atlar Ülkesi’ anlamına gelmekteydi.


HİTİTLER SAHNEYE ÇIKIYOR (M.Ö.1750 - 1200)
M.Ö.II.binin başlarında Avrupa’dan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya bölgesine yerleşen Hititler, daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk kurdular.

Dilleri Hint-Avrupa dil grubundan. Başkentleri Hattuşa (Boğazköy) olan Hititler’in en önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar. Kapadokya Bölgesi’nde bulunan bütün höyüklerde Hititler’e ait kalıntılara rastlamak mümkün. Bunun yanı sıra Hitit İmparatorluk Dönemi’nde özellikle Kapadokya Bölgesi’nde stratejik açıdan geçitlere ve su kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunuyor. Bu kaya anıtlar sayesinde Hitit krallarının güneydeki ülkelere ulaşmak için geçtiği yolları saptamak olası. Kayseri sınırları içindeki Erciyes Dağı’nın güneyinde yer alan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük Kral’ın (Hattuşili III) ve Kraliçe’nin (Peduhepa) tanrılara minnettarlığını göstermesinin yanı sıra imparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer propaganda anıtları.


GEÇ HİTİT KRALLIKLARI (M.Ö.1200 - 700)

Frigler’in Orta Anadolu’nun önemli kentlerinin hemen hepsini yıkarak Hitit İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmasından sonra Orta ve Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit Krallıkları ortaya çıktı. Kapadokya Bölgesi’ndeki Geç Hitit Krallığı ise Kayseri, Niğde ve Nevşehir’i içine alan Tabal Krallığı. Bu döneme ait  Gülşehir - Sıvasa (Gökçetoprak), Acıgöl, Hacıbektaş - Karaburna Köyü’nde Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış kaya anıtları bulunuyor.


PERSLER KAPADOKYA’DA (M.Ö. 585 - 332)
Kimmerler’in Frig egemenliğine son vermesi sonucu Anadolu’da Medler, (M.Ö.585)daha sonra da Persler (M.Ö.547) görülür. Persler bölgeyi ‘Satrab’ adını verdikleri valilerce yönetmişler. º Persler, Zerdüşt dinine bağlı olduklarından bölgedeki volkanları, özellikle Erciyes ve Hasandağı’nı kutsal saymışlar.

Persler, Kapadokya’dan geçerek başkentlerini Ege’ye bağlıyan, “Kral yolu”nu geliştirmişler. Makedonya Kralı İskender M.Ö.334 ve 332’de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük imparatorluğu yıkmıştı.

Pers İmparatorluğu’nu yıkan İskender, Kapadokya’da büyük bir dirençle karşılaşmış. İskender, komutanlarından Sabiktas’ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince halk buna karşı çıkmış ve eski Pers soylularından Ariarathes’i kral ilan etmişti. Çalışkan bir yönetici olan I.Ariarathes (M.Ö.332-352) Kapadokya Krallığı’nın sınırlarını genişletmiş.

İskender’in ölümüne kadar barış içinde yaşayan  Kapadokya Krallığı, Roma’nın bir eyaleti olduğu M.S.17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılar’la, Pontuslar’la, Galatlar’la, Romalılar’la mücadele etmişti.

 

BATININ AYAK SESLERİ (M.S.17-395)

M.S.17’de Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son vermişti. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşımı sağlamışlar. Bu yol hem askeri hem de ticari açıdan önemliydi. Roma egemenliği sırasında, yöreye gerek saldırı, gerekse göç biçiminde doğudan gelenler olmuş. Romalılar bu yeni gelenlere karşı “Lejyon” adını verdikleri askeri birlikleriyle karşı koymuşlar. İmparator Septimus Severus döneminde ekonomik bakımdan oldukça canlanan Kapadokya’nın merkezi Kayseri, daha sonraki yıllarda İran’dan gelen Sasaniler’in saldırısına uğradı. Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti. Bu sırada Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk Hristiyanlar’ın bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeye başladılar. Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4.yüzyılda, kayalık Göreme ve çevresini keşfeden Hristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar.

 


Kapadokya’da İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü (726 -843).


BİZANS HAKİMİYETİ  (397- 1071)

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle, Kapadokya, Doğu Roma İmparatorluğu’nun etkisi altında kaldı. 7. yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’ da Sasaniler’le Bizanslılar arasında yoğun savaşlar yaşandı. Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tuttular. 651’de Halife Osman, Sasaniler’in hakimiyetine son verince bölge bu kez Arap- Emevi güçlerinin akınlarına uğradı.

Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III. Leon’un Müslümanlık’tan etkilenerek ikonaları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı Hristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü (726 -843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi ikonoklasm etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.

TÜRKLER GELİYOR (1071 - 1299)

10. yüzyılda kuzeye doğru yayılan İslamiyet’i kabul eden Selçuklular, İslamiyet’i kabul etmemiş kavimlerle sürekli mücadele ederek egemenlik alanlarını genişletmeye çalışmışlardı.

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in Selçuk Bey’in torununun oğlu Alparslan’a 1071 yılında yenilmesi Bizans’ın gerilemesine, Anadolu’da yeni bir dönemin başlamasına neden oldu. 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti kuruldu. 1082’de Kayseri fethedilmiş ve böylece Kapadokya Selçuklu hakimiyetine girmişti.

Hristiyanlığın önemli yerleşim ve yayılma alanı olan Anadolu, bundan böyle Kuzey Afrika’dan Ortadoğu ve Yakındoğu’ya kadar uzanan İslam bölgelerine dahil olmuştu. Anadolu’nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, Patrikhane’nin idari etkinliğini etkilemedi. Çünkü 13. yüzyıla ait Ihlara Vadisi’ndeki St.George Kilisesi’nin yazıtlarında Selçuklu Sultanı II.Mesud ve Bizans İmparatoru II.Andronicus’un adlarından övgüyle bahsedilmekte.

13. yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflaması üzerine Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde beylikler ortaya çıktı. 1308 yılında Moğol  kökenli İlhanlılar Anadolu’yu istila etti ve Kapadokya Bölgesi’nin önemli bir kenti olan Kayseri yıkılıp tahrip edildi. Selçuklu sultanları Moğol yönetiminin etkisi altında kaldılar ve bağımsız hareket edemediler. Anadolu’nun artık Türk boylarının kurduğu beylikler halinde idare edilme dönemi başladı.




OSMANLI DÖNEMİ

Kapadokya Bölgesi, Osmanlı  Dönemi’nde oldukça sakin. Nevşehir, Damat İbrahim Paşa dönemine kadar Niğde’ye bağlı küçük bir köy. 18. yüzyılın başlarında, özellikle Damat İbrahim Paşa zamanında Nevşehir, Gülşehir, Özkonak, Avanos ve Ürgüp’te imar hareketleri gelişti; camiler, külliyeler, çeşmeler yaptırıldı. Özkonak kasabasının merkezinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in doğu seferi sırasında (1514) yapılan köprü, Nevşehir’deki erken Osmanlı yapısı olması açısından önemli.

Osmanlı Dönemi’nde de Selçuklu Dönemi’nde olduğu gibi yörede yaşayan Hristiyanlar’a karşı hoşgörülü davranılmış. Ürgüp/Sinasos’taki 18. yüzyıla ait Konstantin Eleni Kilisesi, Gülşehir’deki 19.yüzyıla ait Dimitrius adına yapılan kilise ve Derinkuyu’daki Ortadoks Kilisesi bunun en güzel örnekleri.

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler