Tarih ve Kültür

Yayın tarihi: 03.09.2007
Renklerin Coğrafyası

TARİH VE KÜLTÜR

 

Kaş köyleri edinilen belge ve buluntulara göre, Likya medeniyetinin en önemli bölgesini oluşturuyor. Teke Yarımadası sahillerinin M.Ö. 6000 öncesinden beri iskan edildiği biliniyor.

Kaş, arazi kesiminin batısında ve denize bakan bir tepede kurulmuş. Şehir daha sonra genişlemiş ve kuzeybatıya doğru büyümüş. Eski ismi Antiphellos olan Kaş'ın doğu ve kuzeyinde yer alan dağlarda ise birçok kaya mezarı bulunuyor. Likya yazılarını taşıyan kaya mezarları “İyonik” tarzda şekillendirilmiş.



SUR DUVARLARI
Kentin Meis Adası'nı gören kıyılarındaki şehir duvarı kalıntıları Helenistik döneme ait. Yaklaşık olarak 500 m. boyunca aralıklı olarak uzanan duvarların bir bölümü Kaş'tan antik tiyatroya giden asfalt yolun solunda, Kaş Hastanesi'nden hemen önce ve deniz kenarında görülebiliyor.

ANTİK TİYATRO
Kent merkezinden yürüyerek 10 dakikada ulaşılan Kaş Antik Tiyatrosu, deniz kenarında, Meis Adası'nı gören bir noktada yer alıyor. 4000 kişilik seyirci kapasitesine sahip olan yapı M.S. 2. yüzyılda onarım görmüş. 26 basamaktan oluşan tiyatronun sahnesi yok. Yapının en önemli özelliği ise Anadolu'daki denize cepheli tek tiyatro oluşu.

TAPINAK VE NEKROPOL
Tiyatronun bulunduğu tepe üzerinde, sunaklı bir tapınağın kalıntıları bulunuyor. Aynı tepenin, bugünkü Kaş'a bakan yüzünde, kübik ve dorik tarzda bir mezar odası (M.Ö. 4. yüzyıl) mevcut. Büyük bir kaya bloğu içinde yer alan tek katlı ve tek odalı olarak oyulan mezar odasına giriş,  dorik tarzda sütun görüntüleriyle süslenmiş olan bir kapıyla sağlanıyor. Girişin tam karşısındaki duvarın iç yüzünde, dans eden 21 kadının kabartmalı figürleri yer alıyor.


Kaş’ı çevreleyen tepelere oyulmuş Likya mezarları M.Ö. 4. yüzyıla tarihlendiriliyor.

ANTİK ÇAĞDA TOPLU İNTİHAR
Xanthosla ilgili sıra dışı bir öykü Herodot kaynaklı belgelerde dile getiriliyor. Herodot tarihi, M.Ö. 545 yılındaki Pers istilasına kadar bağımsız yaşayan Xanthos halkının Harpagos komutasındaki Pers ordusuna karşı dövüştüğünü, ancak yenildiğini anlatır. Xanthoslular’ın Harpagos’un kuvvetleri şehri kuşatınca kadınları, çocukları, hazineleri ve kölelerini akropolise kapatıp ateşe verdiklerini yani topluca intihar etmeyi seçtiklerini bildirir Herodot. Bütün kent halkı ölür, sadece o sırada kent dışında yaylada bulunan seksen aile sağ kalır. Herodot’a göre Xanthos soyunu sürdüren de bu seksen ailedir. Bugün de Xanthos vadisinde yaşayan Kınık halkı, yaz aylarında Seki yaylalarına çıkarak belki de hala bu geleneği sürdürüyordur kimbilir…


Likya Medeniyeti’nin başkenti olan Xanthos, güçlü ve zengin bir kent olmasının yanı sıra antik çağın toplu intihar eden ilk kavmi olma özelliğini de taşıyor.

XANTHOS
Kaş’a 45 km uzaklıkta. Eşen Çayı'nın doğu kıyısında kurulmuş Xanthos, Likya Birliği'nin başkentiymiş. Eski Yunanca’da “sarı” anlamına geliyor.

Kentin akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları yerleşme tarihinin M.Ö. 8. yüzyıla kadar uzandığını ortaya koyuyor. Kelimenin tam anlamıyla bir felaketler kenti olan Xanthos, M.Ö. 429'daki  Pers istilalarına kadar bağımsız yaşamış. Pers istilasında kentlerini kahramanca savunan Xanthoslular, istilayı önleyemeyeceklerini anlayınca yenilgiyi seçmişler. Kentlerini yeniden kuran Xanthos halkı, 100 yıl kadar sonra çıkan bir yangından şehirlerini koruyamamış.

Buna rağmen yeni baştan kurulan kent batı dünyası ile kurduğu iyi ilişkiler sonucu uzun süre önemli bir merkez olarak varlığını sürdürmüş. Ancak bu durum da uzun sürmemiş. M.Ö. 429 yılında Romalı Brutus'un vergilerine direnince Xanthoslular kentlerinin tamamen harap olmasına neden olacak bir savaşın içine daha sürüklenmişler.

Antik kentte en çok dikkati çeken tarihi yapı, bir savaş anıtı... 8.87 metre yükseklikteki bu mezar anıt, kayalardan oyulmuş masif bir paye ile dört yüzü frizle çevrili küçük bir mezar odasından oluşuyor. Üstü bir kapak taşıyla örtülü bu odadaki anıt mezarların kabartmaları, (Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı, Payave Lahdi ve Aslanlı Mezar), 1842 yılında İngiliz Fellows tarafından Londra'ya götürülmüş. Yerlerine de orijinallerinden alınma alçı kopyalar konulmuş. Kabartmalarda mezar sahibi ve eşine, diğer aile bireylerinin sundukları hediyeler konu ediliyor. Kuzey ve güneydeki yarı kuş-yarı kadın şeklindeki Siren adı verilen yaratıklar, bebekleri sembolize ediyor ve ölünün ruhunu gökyüzüne taşıyor. Bu mezarın M.Ö. 470-480 yıllarına ait olduğu tahmin ediliyor.

Kent surları Roma ve Bizans dönemlerinde onarılarak çeşitli ilavelerle güçlendirilmiş.Güneyde, M.Ö. 2. yüzyıla ait bir kapı yer alıyor. Bu kapının arkasında İmparator Vespasianus'a ait dor düzenli Zafer Kemeri mevcut. Güneybatıda kentin ilk kurulduğu yer olan Likya Akropolisi bulunuyor. Artemis'e ait olduğu düşünülen bir tapınağın kalıntıları ile bir Bizans Kilisesi de akropoliste yer alıyor. Kuzeydeki Roma Akropolisi’nde ise görkemli bir manastır dikkati çekiyor. 2. yüzyıla tarihlendirilen tiyatro, Roma Dönemi'ne ait.


Payave Lahdi ve kule anıtı.

 
Bizans Kilisesi’nden mozaik detayı.

Xanthos’da tiyatronun batısında, orijinali İngiltere’deki British Museum’a kaçırılan Harpy Anıtı’nın kaidesi yer alıyor. Kaidenin üzerindeki orijinal parçanın yerine alçı kabartmaları konmuş. Tek parça bir kaya üzerine oturtulan, bir aile mezarı olan Harpy Anıtı’nın yanında M.Ö VI. ve I. yüzyıllardan kalma iki ilginç Likya mezarı bulunuyor.



LETOON
Xanthos'u geçtikten 4 km sonra güneye ayrılan yoldan Letoon'a ulaşılıyor. Letoon'un Likya (Lykia) şehir devletlerinin kültür merkezi olduğu sanılıyor. Zira o dönemlerde festivaller burada yapılırmış.

Letoon adı ise, efsanelerden geliyor. Tanrılar kralı Zeus, Leto'ya aşık oluyor ve Leto ikiz çocuklarına hamile kalıyor. Zeus'un kıskanç karısı Hera’dan korkan Leto ise kaçarak Delos'a geliyor. Burada çocukları Apollon ve Artemis'i doğuran Leto, Hera'dan daha çok uzaklaşabilmek için Anadolu kıyılarına kaçıyor. Yolda karşılaştığı kurtlar ona Xanthos Nehri'ne kadar kılavuzluk ediyor. Leto minnettarlık içinde nehri Apollon'a adayarak, o zamana kadar “Termilles” adıyla bilinen yere Yunanca kurt anlamına gelen, “Lykos” sözcüğünden türetilmiş olan “Lykia” adını veriyor.

Letoon'un kuzeyinde Grek planlı, Helenistik döneme ait olan tiyatro bulunuyor. Sahne kısmı ayakta olmayan tiyatronun doğu ve batısındaki kapılar dorik frizlerle süslenmiş. Tiyatro büyük ölçüde Patara tiyatrosunu hatırlatıyor.

Kazılar sırasında tapınak kalıntılarının arasında Likya (Lykia) tarihine ışık tutabilecek nitelikte yazıtlar bulunmuş. Bunlardan en önemlisi ise Büyük İskender'in Letoon'a ziyaretini anlatan yazıt.

Şehirde M.S. 8. yüzyıldan sonrasına ait kalıntı izleri görülmüyor. Arap akınlarının başlaması ve Hristiyanlığın putperest yapılarına karşı acımasız olan tutumu yüzünden şehrin terk edildiği tahmin ediliyor.



Letoon’daki kazılarda Apollon, Artemis ve Leto’ya adanmış üç tapınak bulunmuş. Tapınaklardan ilki İyon düzeninde 6x11 sütun sayılı, 30 m x 15 m mimari boyutlarında ve süslemelerinden M.Ö 150-100 yıllarında Leto için inşa edildiği düşünülen tapınak. Doğusunda Dor düzeninde 11x6 sütun sayılı, 27x15 m boyutlarında başka bir tapınak daha yer alıyor. Kazılar sırasında Artemis’i temsil eden yay, ok kılıfı ve Apollon’u temsil eden liri resmeden bir mozaik de bulunmuş. İyon ve Dor tarzlı tapınakların arasında 18x18 m boyutlarında daha küçük bir tapınak daha bulunmuş.




Letoon’un merkezinde yanyana dizilmiş üç tapınak yer alıyor.

Bu tapınaklar Leto, Artemis ve Apollon’a adanmış. Çocukları Apollon ve Artemis’i Letoon nehrinde yıkamak isteyen Leto’ya halk izin vermeyince Leto’nun hepsini kurbağaya çevirdiğini anlatır efsane. Bugün de Letoon sular altında ve her yer kurbağaya kesmiş durumda...



Letoon antik kentine adını veren Leto kültü Güney Anadolu’nun batı kıyılarında, çok yaygın bir inanç. Halikarnas Balıkçısı’na göre Yunan tanrılarının çoğu Anadolu kökenli. Leto’nun Kibele ile olan benzerliği, Halikarnas, Knidos, Frigya, Karia ve Likya’da farklı Leto kültlerinin bulunması Leto’nun da Anadolu kökenli bir tanrıça olabileceğini düşündürtüyor araştırmacılara.



İSINDA (BELENLİ)
Kaş'tan 13 km. uzaklıktaki Belenli Köyü’nün hemen yakınındaki tepe üzerinde kurulmuş. İsinda küçük bir Likya şehri ve etrafı surlarla çevrili. Kentte yer alan akropolün ortasında Likya yazıtlı iki ev tipi mezar ilgi çekici. Ayrıca birçok kaya mezarı ile Roma Devri'ne ait Likya tipi lahitler günümüze kadar varlığını sürdürmüş.

ANDRIAKE
Andriake, Myra'ya beş dakika uzaklıktaki Çayağzı'nda konumlanıyor. Kentin kalıntılarında ilk görülen şey şehre su ulaştıran kanallar. Liman ağzında görülen görkemli yapı kalıntısı, Roma Devri'nden kalma bir meydan çeşmesinin günümüze kadar ulaşan kısmı. Harabenin en büyük yapısı ise Plakoma adı verilen agora.

Aziz Nikolas kilisesinin yaklaşık 3 km güneybatısında yer alan Andriake, Myra’nın aynı zamanda dış mahallesiymiş. Kadrianus dönemine tarihlenen tahıl ambarı, beldenin görülebilecek en önemli tarihi kalıntısı. Myra’nın antik limanı olan Andriake (Dalyanağzı) güneşlenmek ve yüzmek için güzel bir kumsala sahip.

APERLAI
Aperlai antik kenti, Sıçak Yarımadası'nda konumlanıyor. Buraya Kaş'tan tekne ya da Üçağız'dan kayıkla kolaylıkla ulaşmak mümkün. M.Ö. 5. yüzyılda kurulmuş olan bir Likya (Lykia) kenti olan  Aperlai, İsindi, Simena ve Apololnia antik kentlerinin de içinde bulunduğu Lykia Birliği’nin en önemli kentiymiş. Kentin doğusunda, hemen hepsi yuvarlak kavisli çok sayıda lahit bulunuyor. Aperlai'nin bugün su altında kalmış olan rıhtımı ve buna bağlı yapıların deniz altındaki görüntüleri yer yer izlenebiliyor.

SIDYMA
Fethiye - Kaş yolu üzerinde, Eşen'den ayrılan yoldan 17 km sonra Dodurga Köyü'nden yola devam edildiğinde, Sidyma ören yerine ulaşılıyor. Fethiye'ye 55 km mesafede olan Sidyma'nın Roma Devri'nde büyük gelişme gösterdiği biliniyor. Kentin gelişmesi Bizans Çağı'nda devam etmiş.

Köyün kuzeyinde bulunan akropolün güneydoğu eteği boyunca erken döneme ait 365 m uzunluğunda bir duvar uzanıyor. Duvarın doğu ucunda kapı ve gözetleme kulesi de bulunuyor. Buranın biraz ilerisinde daha geç dönemde yapılmış olan bir de tiyatro var. Asıl ören yeri ise, akropolün kuzey eteğindeki vadide bulunuyor.



TRYSA
Trysa harabeleri Kaş - Finike yolu üzerindeki Davazlar Köyü'ne 1 km mesafede konumlanan Gölbaşı mevkiinde bulunuyor. Antik kentin kuzey ve batısını çeviren su duvarları ile yapı kalıntılarının yanı sıra Gölbaşı Anıtı, antik kentin görülmeye değer bölümleri arasında bulunuyor.

PHELLOS (PINARBAŞI)
Felen Yaylası'nda bulunan Phellos'a ulaşmak için Kaş - Finike karayolunun 10. kilometresindeki Ağullu'dan Çukurbağ'a doğru sapılarak, yeni açılan 3 kilometrelik yoldan ya da biraz ilerideki başka bir yoldan Pınarbaşı'na ulaşılıyor. Buradan yangın gözetleme kulesinin yanına kadar gitmek gerekiyor. Ayrıca kalıntılara, Kaş'tan yürüyerek de ulaşmak mümkün. Tepede bulunan akropole, çalılıklar arasında bulunan dar bir patika yol ile ulaşılıyor.

Phellos M.Ö. 4. yüzyılda oldukça önemli bir kentmiş. Hatta Kaş'ta bulunan Antiphellos, Phellos'un limanıymış. Daha sonra Antiphellos, ormanlarında bulunan sedir ağacı sayesinde zengin ve önemli bir kent olurken Phellos eski önemini yitirmiş.

Sarnıçlarla su ihtiyacını karşılayan diğer Likya (Lykia) şehirlerinin aksine Phellos'un suyu oldukça bol. Tepenin doğu yamacındaki zengin su kaynağı, aynı zamanda Çukurbağ'daki çeşmeyi besliyor. Phellos kentinden çok fazla bir kalıntı görülmese de çevresindeki inanılmaz güzellikler gerçekten görülmeye değer.

KYANEAI
Yavu Ovası’nı kuzeyden sınırlandıran, dik bir yamacın üst kısmındaki plato üzerinde yer alıyor. Yerleşimin bulunduğu tepede iki tane taş balta ele geçmesine karşın, burada sürekli bir iskanın başlaması M. Ö. 500 yıllarına rastlıyor. Bu çağda Kyaneai sadece dağlık Yavu bölgesindeki pek çok hanedanlık yerleşiminden biriymiş. Bunların arasında birkaç duvar kalıntısından başka, Likya tipi lahitler üzerinde korunarak günümüze gelmiş olan bazı rölyefler bulunuyor. Etrafı surlarla çevrili olan şehrin içindeki kalıntıların çoğu Roma İmparatorluk Çağı’na, özellikle İmparator Antoninus Pius’un şehri imar ettirdiği

M. S. 2. yüzyıla ait.


Kyaneai'in en göze çarpan anıtları ise Likya tipi lahitler. Bunlar M. Ö. 4. yüzyılda ortaya çıkmış. En erken döneme ait olanı ise, zengin rölyeflerle bezenmiş olan Likyalı asil Khudalije'nin lahtı. 

LIMYRA (TURUNÇOVA)
Turunçova - Kumluca arasındaki Torunlar'da bulunan ve 1216 m yükseklikteki bir tepenin eteğinde kurulmuş olan Limyra, yol üzerinde konumlanmış.
5. yüzyıldan beri varolduğuna inanılan kent, Kumluca-Finike Karayolu'nun 11. kilometresinde.  M.S. 141 yılında yaşanan depremde önemli bir hasar görmüş olan kent ayakta kalmayı başarmış, fakat 7. ve 9. yüzyılda  yaşanan Arap işgaline dayanamamış. Kent üç parçadan oluşmuş. Akropolis, yerleşim birimleri ve nekropolis.

Yolun kenarında Limyra'nın tiyatrosu bulunuyor. Tiyatro M.S. 141 yılındaki büyük depremle yıkılmış, bölgenin zenginlerinden olan Opramoas tarafından yeniden yaptırılmış.



PIRHA (BEZIRGAN)
Önemli bir yayla köyü olan Pirha kalıntılarına köyden 20 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılıyor. Antik kent denizden 850 metre yükseklikte kurulmuş. Çok sayıdaki kaya mezarının yönü denize doğru konumlanmış. Lahitler ise dağınık bir şekilde sıralı. Pirha’daki kazılarda çıkarılan birçok heykel ve rölyef Antalya Müzesi’nde sergileniyor.

SOURA
Demre’ye 5 km uzaklıktaki Soura, tarihi boyunca Myra’nın sömürgesi durumunda bir kent özelliği taşımış. Antik çağda bir kehanet merkezi olarak tanınan kentin en ünlü yapısı Apollon Tapınağı. Dor düzenindeki bu tapınağın yalnızca ön yüzüne sütun yerleştirilmiş. Roma devri kent surları ve çok sayıdaki anıtsal mezar, Soura’nın görülmeye değer diğer kalıntıları.

NISA (SÜTLEGEN)
Kaş'a 60 km. uzaklıkta yer alan önemli bir yayla köyü. Ören yeri, köyden 15 dakika mesafede. Şehrin Likçe olan ismi Neiseus, antik tiyatronun duvarında yazılı. Nisa'da Likya ve Roma Devri'nden kalma tarihi kalıntılar bulunuyor. Bazı lahitlerin ön cephelerinde, mızrak, kalkan, kadın ve erkek tasvirlerine rastlanmış. Antik kentin agorası ve tiyatrosu bulunuyor. Likya Birliği Devri'nde bastırılan sikkeler, Antalya Müzesi'nde sergileniyor.

ARYCANDA
Kumluca-Finike otoyolunun Turunçova mevkiine 26 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Akarçay vadisini kontrol eden kentin tam olarak ne zaman kurulduğu bilinmiyor. Buluntulara göre kentin tarihi M.Ö 5. yüzyıla kadar uzanıyor. M.S. 240 yılında yaşanan depremde önemli ölçüde zarar gören kent, 11. yüzyıla kadar canlılığını sürdürmüş. Bizans döneminde “Aralanda” olarak bilinen kentin birçok yapısı iyi korunmuş durumda.




Finike’ye 32 km. uzaklıkta bulunan Arycanda, agorası, tiyatrosu ve stadiumuyla görülmeye değer bir Likya kenti.

Kaş Kalkan Patara » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler