Marmara Bölgesi

Yayın tarihi: 10.09.2007
Marmara Bölgesi

Marmara Bölgesi



Ayasofya Müzesi          

İstanbul



Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratan, Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik yapan İstanbul’daki çeşitlilik gerçekten büyüleyici. İstanbul, müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunar. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.

 


Eyüp Camii / Eyüp Sultan Türbesi



Eyüp Sultan Camii, fetihten sonra İstanbul'da yapılan ilk cami. 1458 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından türbe ile birlikte yaptırılmış. Şimdiki ise, 1800 yılında eski caminin minareleri dışında temeline kadar yıktırılarak Hüseyin Efendi gözetiminde yapılan cami.

 

Fatih Camii



Cami, Fatih Sultan Mehmet tarafından, İstanbul'un fethinden önce harabe durumunda olan Havariler Kilisesi'nin bulunduğu yere yaptırılmış. Çevresinde bulunan değişik din vakıflarıyla çok büyük bir külliye oluşturmakta. Mimar Sinaneddin Yusuf tarafından yapılan bu külliye 1462-1470 yılları arasında tamamlanmış. Türklere özgü ve Bizans mimarisinden hiç etkilenmemiş bir yapı olarak kabul ediliyor.


Beyazıt Camii



Fatih Sultan Mehmet’in oğlu olan Sultan II. Beyazıt tarafından yaptırılan ve yapımı 1501-1506 yılları arasında tamamlanan Beyazıt Camii, İstanbul’un en eski padişah camii. Sivri kemerleri bulunan kare biçiminde ön avlusu dikkat çekici, bu avluya Selçuklu örneklerinden yola çıkılarak yapılan, sarkıt benzeri süslemeli kubbeli bir kapıdan giriliyor. Yeşil porfiritten, kırmızı porfirden ve pembe granitten yapılmış 20 antik sütun üzerinde 24 kubbe yer alıyor. Külliyeye dahil olan ve üniversitenin girişinde yer alan medrese ve Sahaflar Çarşısı’nın yanındaki eski imarethane bugün kütüphane olarak hizmet veriyor.

 
Sultanahmet Camii



Bu cami İstanbul’un alameti farikası olduğu kadar Müslümanların ve turistlerin de gözdesi. Şehrin en büyük camii, altı minaresi var, çini dekorasyonu nedeniyle “Mavi Camii” olarak da adlandırılıyor. Tıpkı dışarıdan görünüşü gibi yapının içi de büyük bir birlik ve yalınlık içinde. Dört görkemli, yivli taşıyıcı tonoz kemerini ve ana kubbenin kenar köşeliklerini taşıyor; taşıyıcılar aralıklı olmakla birlikte neredeyse kare biçimindeki cemaat yerinde biraz sıkışık duruyor. 20.000’den fazla İznik çinisinin mavi ve beyazı ile Kuran yazmalarının altın sarısı, halıların kızıllığıyla mükemmel bir uyum içinde. Çoğunluğu renkli camlı olan 260’ı aşkın pencere sayesinde dev mekân (51x53 metre) ışıl ışıl aydınlık, ama aynı zamanda da mistik bir loşluk söz konusu. Yapımı 1616’da sona eren “Mavi Camii” Osmanlı mimarlık sanatının ulaştığı en son noktanın ürünü.

Süleymaniye Camii ve Külliyesi




Mimar Sinan'ın kalfalık eserim dediği Süleymaniye Camii ve külliyesi, İslam mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Külliye, şehircilik açısından başlayarak, teknik, dayanıklılık, estetik ve bezeme gibi her sanat türünde üstün bir başarı sergilemekte. Altı medrese, tabhane, imaret, kervansaray, bimarhane, hamam, mektep, oda ve dükkanlar ve Kanuni ile Hürrem Sultan'ın türbelerinden oluşan Süleymaniye külliyesi sosyal ve kültürel bağlantıları ile Fatih külliyesinden sonraki en büyük kompleks.

1550-1557 yılları arasında Kanuni tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmış. Avlunun köşelerinde sade ve zarif dört minare yükselmekte. Bu minarelerden ikisi ikişer, ikisi üçer şerefeli.

10 şerefe, Kanuni’nin 10. hükümdar olduğuna işaret.

Tamamı, organik olan cami planında, hiç bir bölüm diğer bölümün güzelliğine kurban edilmemiş. Kendine özgü eğilimleri olan bir kültürün zevk ve geleneklerine yansıyan bu anıt, teknik etkiyi zedelemeksizin mimari ile kaynaşmış aşırılıktan uzak sade bir incelikle süslenmiş. Camide az rastlanır hassaslıktaki akustiği göz ardı etmemek gerekir.

 

Caminin mihrabı önünde Kanuni’nin türbesi var. Bu türbenin solunda, az rastlanan renk ve çizgilere sahip çinilerle süslenmiş Hürrem Sultan'ın türbesi, sol tarafındaki köşede ise çeşitli türde yüzlerce mimari eser yapan Koca Sinan'ın mütevazı türbesi yer alıyor.

Mimar Sinan Türbesi



Süleymaniye caminin avlusunda. Mimar Sinan (ölümü 1588) dikkat çekici bir güzellik ve sadelikte olan bu seçkin türbeyi kendisi için inşa etmiş. Yapı, ustanın dehasına tamamıyla uygun düşen sadeliği ve zarafeti sergilemekte.


Ortaköy Cami



Sultan Abdülmecit tarafından, 19.yüzyılın ortalarında yaptırılan bu cami, hemen deniz kenarında oluşu ve zarafetiyle, Osmanlı mimarisinin geç döneminin göz alıcı örneklerinden biri.

Yeni Cami



1597 yılında III. Mehmet'in annesi Safiye Sultan tarafından başlatılan cami inşaatı, pencere hizasına kadar geldiğinde, padişah ve annesi ölmüş. Yarım kalan inşaat 1663'te IV. Mehmet'in annesi Turhan Sultan'ın emriyle tamamlanmış.


Şehzade Cami 



Mimar Sinan, Muhteşem Süleyman’ın genç yaşta ölen oğlu Mehmet’in anısına, Bozdoğan Kemeri’nin hemen yakınına yaptırdığı bu camiyi, alçakgönllü bir yaklaşımla “çıraklık yapıtı” olarak tanımlar. Yapımı 1544-1548 yılları arasında tamamlanan cami, büyük ustanın ilk büyük eseri; Ayasofya’yla, Sinan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun dahiyâne başmimarı olma yolunda adım atması arasındaki kavşakta durur Şehzade Camii.

Nuruosmaniye Camii



Kapalı çarşının Nuruosmaniye girişinde yer alıyor. Bu caminin yapımı I. Mahmut tarafından 1748 yılında başlatılmış, ölümü ile III. Osman devrinde 1755 yılında tamamlanmış. Sanat değeri büyük olan yazılar, devrin tanınmış hattatlarından Eğrikapılı Rasim ve Mumcuzade Ahmet Efendinin eseri.


Rüstem Paşa Camii



Mısır Çarşısı’nın birkaç adım ötesinde Osmanlı İstanbulu’nun gerçek bir örneği gizli: Muhteşem Süleyman’ın Baş Veziri ve damadı Rüstem Paşa’nın camii. Cami padişah tarafından 1561 yılında, Süleymaniye Camii’nin inşaatı bittikten sonra Mimar  Sinan’a yaptırılmış. Turistler tarafından pek ziyaret edilmeyen, ama belki de şehrin en alımlı camii.



Sokullu Mehmet Paşa Camii




Kadırga'dadır. III. Selim'in kızı Esmehan Sultan tarafından, kocası Sadrazam Mehmet Paşa'nın anısı için, 1671 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmış. Caminin içi kubbe eteklerine kadar devrinin en güzel çinileri ile bezenmiş. Minber külahı da çini.

Dolmabahçe Camii



Avlu kapısının üzerinde bulunan Şair Ziver'in kitabesinden anlaşıldığına göre, caminin yapımını başlatan Valide Sultan, 1853 yılında tamamlatan ise oğlu Abdülmecit. 1848 yılına doğru kuşatma duvarları kaldırılmış ve cami içine deniz müzesi kurulmuş.

Ayasofya


           

Ayasofya’nın yerinde bulunan kilisenin 532’de yıkılması üzerine İmparator Justinianus kısa zamanda yeni bir kilise yapılmasını ister. İnşaatın planlaması işiyle Trallesli matematikçi Amenthios ve Miletli statikçi ve mimar Isidoros görevlendirilir.  Altı yıl (532-537) gibi çok kısa bir sürede ortaya çıkan kilisenin görünümü karşısında Justinianus’un “Süleyman peygamber, artık senden daha üstünüm!” diye bağırdığı rivayet edilmekte. Ayasofya bin yılı aşkın bir süre Hıristiyanlığın en güçlü ve en saygın kilisesi olur.

Mermer levhalarda ve mozaik süslemelerinde kendini  gösteren görkemli iç donanımın yanı sıra, Ayasofya’yı ziyaret edenlerin hayranlıkla gözlemlediği bir başka nokta da; iç mekanın dahiyane biçimde bölümlenmiş birliği, öyle ki bu uyum kilisenin  “Dünyanın Sekizinci Harikası” olarak tanımlanmasına yol açmış.

Kilisenin duvarları renkli mermer levhalarla kaplı. Pencereler, kubbe içine yerleştirilmiş bir tambura inşa edilmedikleri için kubbe yerçekimine meydan okuyor. Buna uzunlamasına iki yarım kubbe ekleniyor, yarım kubbeler ana kubbenin sürgününü devam ettiriyor. Tabandan, kubbenin tepesine kadar olan uzaklık 55.60 metre. Kubbenin açıklığı ise 33 metre. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almasıyla camiye dönüştürülen yapıya dört minare eklenmiş. Ayasofya, 1934 yılından beri  müze olarak kullanılıyor.



Kariye Müzesi (Khora Manastırı)



İstanbul'un Edirnekapı semtinde bulunan Kariye, kent dışı kırsal alan anlamına gelen Khora sözcüğünden geliyor. Khora Kilisesi, daha önce burada mevcut olan bir şapelin yerine İmparator Justinianus zamanında inşa edilmiş. Zamanla harap olan yapı 11. yüzyılda yeniden yapılmış.

Kariye Müzesindeki mozaik ve freskler Bizans resim sanatının son dönemine ait 14. yüzyılın en güzel örnekleri. Hz. İsa'nın ve Hz. Meryem'in hayatına ait sahneler yer alıyor.


Aya İrini Kilisesi




“Kutsal Barış Kilisesi” Topkapı Sarayı’nın Birinci Avlusu’nda yer alıyor, 4.yüzyılda inşa edilen yapı, şehrin en eski kilisesi. 740 yılında bugünkü biçimini aldı, Osmanlı döneminde ise silah ve mühimmat deposu görevini görmüş. Restore edilişinden bu yana sergiler ve kültürel etkinlikler için kullanılıyor.

Zeyrek Camii (Pantokrator Manastır Kilisesi)




Bizans'ın önemli bir manastır kompleksinin baş kilisesi. Üç kiliseden meydana gelmiş. Büyük kilise II. Ioannes Komnenos'un birinci eşi Eirene tarafından (1118-1143) yaptırılmış ve Hz. İsa'ya ithaf edilmiş. Önce bu kiliseye cenaze törenlerinin yapıldığı küçük bir kilise, daha sonra ise Theotohas Eleousa'nın himayesinde bir başka kilise eklenmiş. Fetihten sonra kilisenin bölümleri medreseye çevrilmiş ve zamanın bilginlerinden Molla Zeyrek'in adını almış.


Küçük Ayasofya Cami            

Küçük Ayasofya, camiye dönüştürülmeden önce Suriye kökenli Romalı lejyonerler Sergios ve Bakchos’a adanmış bir kiliseydi; bu iki lejyoner Hıristiyanlığı kabul etmişler, bu uğurda şehit olmuşlardı. Zengin iç donanımdan geriye yalnızca mermer kaplamalar ve sütunlar kalmış.




Galata Mevlevihanesi
1492’de yapılan tekke şehrin en eski mevlevi tekkesi. Şu anki ahşap bina 18. yüzyıldan kalma. Bir kısmı mezarlık olan geniş bir bahçesi var. Sema salonun etrafındaki camekanlarda tarikata ait ve o döneme ait eşyaların sergilendiği küçük bir teşhir salonu bulunuyor. Dışarıda ise serin sundurmalı bahçede tarikatın müritleri ve şeyhlerinin süslemeli mezar taşları yer alıyor.

Saint Antoine Kilisesi



Fransiskenler’e ait katolik kiliselerinden Saint Antoine, çeşitli işlevler için kullanılan büyük binalarla İstiklal Caddesi’nden ayrılıyor. Mongeri’nin inşa ettiği kilise (1912), İtalyan gotiği tarzında. Bu yüzyılın ilk yirmi yılı içinde yapılmış İstanbul’un en büyük Katolik kilisesi.


Saint Pierre Kilisesi 



Galata’nın Dominiken rahipleri 16. yüzyıl başında asıl kiliseleri (Arap Camii) camiye çevrilmek istendiğinde, Galata Kulesi’nin tam altında bulunan bir yere taşındılar. 1841 yılından kalan şimdiki bina Ayasofya’nın restorasyonu için çalışan mimar Fossati Kardeşler tarafından yapıldı.


Sveti Stefan Bulgar Kilisesi 



Haliç kıyısında yer alan Bulgar Kilisesi diye anılan Aya İstefanos Kilisesi, içindeki sütunlar ve asma katlar da dahil olmak üzere demir döküm. 1871 yılına tarihlendirilen Neo-Gotik tarzdaki yapı mobil bir özellik taşıyor. Yani sökülüp takılabiliyor. Gerekirse bulunduğu yerden taşınıp, başka bir yerde kurulabiliyor. Dönemin ünlü mimarlarından Aznavour’un eseri. Kilise Fener Rum Patrikhanesi’nden ayrılan Bulgar azınlık için yapılmış. Günümüzde halen bu cemaat tarafından kullanılıyor. Bahçesin de ilk Bulgar patriklerin mezarları mevcut.

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi



Sadrazam Ali Paşa Caddesi'ndeki Patrikhane, Ortodoks Rumların en kutsal mekanı. Bugünkü binasına 1602 yılında taşınan Patrikhane, 1800'lü yıllarda yapılan restorasyonla günümüzdeki görünümüne kavuştu. Üçlü bir kapıdan girilen patrikhanede basamaklardan yukarı doğru çıkıldığında ana kapıya ulaşılıyor. Ana kapı, 1821 yılında idam edilen Patrik V.Grigorios ve üç metropolitin anısına  kapalı tutuluyor. Girişler sol taraftaki kapıdan yapılıyor. Bu kapıdan 1700'lerde bazilika tipinde inşa edilen Aya Yorgi kilisesine geçiliyor.

Neve Şalom Sinagogu



Galata'da, Büyük Hendek Caddesi üzerindeki sinagogun adı "Barış Vahası" anlamına geliyor. 25 Mart 1951 tarihinde açılışı yapılan bu sinagog halen İstanbul'un en modern ve görkemli sinagogu olup düğün, bar, mitzva (ergenlik töreni) ile cenaze gibi birçok dini törene ve Hahambaşılık İs'ad törenlerine sahne olmuş.


Bursa



1326 yılında Bizanslılardan alınıp ilk başkent olması dolayısıyla Osmanlı izlerinin en yoğun görüldüğü yörelerden biri Bursa. Doğal zenginlikleri, yeşil dokusu, şifalı suları, yaz ve kış turizmine olanak veren yapısının yanı sıra, Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin mekansal ve mimari özelliklerini de günümüze kadar taşıyan Bursa, benzerlerine az rastlanır bir kültür ve tarih mirasına sahip. 27 arkeolojik, 1 doğal,

3 kentsel Sit alanına, 2042 adet korunması gereken anıtsal yapıya sahip kent yeşil dokusu, pınar suları ve şifalı kaplıcaları ile Yeşil Bursa olarak da tanınıyor.



Ulu Cami



Bursa’nın simgesi Ulu Cami, 1396-1400 yıllarında Yıldırım Bayezıt tarafından, tamamıyla kesme taştan, çok kalın ve yüksek duvarlarla 12 ağır dört köşeli paye üzerine, pandantiflerle, yirmi kubbeli olarak yaptırılmış. Çok kubbeli camilerin en klasik ve anıtsal bir örneği. Zengin ve ferah mekanı ile bütün Türk camileri arasında en büyük ölçüye (318 m2) sahip.

Rumi ve palmetlerle ince işlenmiş küçük geçme panoları, geometrik örnekli korkuluk şebekeleri, ön cephesindeki kitabe ve şebekeli tacı ile minber Selçuklu üslubundan Osmanlı üslubuna geçişin tipik bir örneği Ulu Cami.

Şadırvanın yapımı ile ilgili anlatılan ilginç bir öykü var. Rivayete göre; Ulu Cami’nin yapımı için bazı yerlerin kamulaştırılması gerekmiş. Şadırvanın bulunduğu yer ise bir Musevi kadına aitmiş. Arazisini vermek istemeyen Musevi kadın bir gece rüyasında tüm insanların aynı yöne koştuklarını görmüş. Merakla nereye gittiklerini sorunca "Cennete!" cevabını almış. O da koşmak istemiş ama arazisini vermediği için ona engel olmuşlar. Bu rüyadan çok etkilenen Musevi kadın ertesi gün arazisini, şadırvan yapılması koşulu ile bağışlamış.

Hüdavendigar Cami ve Külliyesi



Osmanlı mimarisinde bir benzeri daha olmayan iki katlı yapının alt katı cami, üst katı ise medrese. Gösterişli dış minaresi ile bir saray görünümünde olan yapının mimarı bilinmiyor. 1366-1385 de Sultan I. Murat (Hüdavendigar) tarafından yaptırılan cami, medrese, imaret, türbe ve hamamdan oluşan külliye Çekirge semtinde yer alıyor. Yanlardan ve önden, ortası sütunlu çift sivri kemerlerle açılan üst kat revakları ile iki katlı cephe, Venedik saraylarını andıran gösterişli bir manzara kazanmakta. Ortası açık olan kubbenin altında şadırvan, görülmeye değer güzellikte. Hüdavendigar Caminin karşısında 1389'da I. Kosova Savaşı'nda şehit düşen Sultan I. Murat (Hüdavendigar)ın türbesi bulunuyor. Yıldırım Bayezıt tarafından yaptırılan türbenin kitabesi 1722 tarihli.

Yıldırım Bayezit Külliyesi



Mimarlık tarihçileri Osmanlı mimarisinin bu cami ile kendine has yapı üslubunu bulmaya başladığını belirtiyor. Külliyenin ortasında bulunan cami, yan kanatlı camilerin en anıtsal örneklerinden. Külliyenin 1399 tarihli bir de vakfiyesi bulunuyor.

1390-1399 tarihleri arasında yapılan ve şehrin doğusunda, Yıldırım semtinde bulunan külliye; cami, medrese, darüşşifa, türbe, han, hamam, imaret, kasır, mutfak, hizmet odaları ve ahır yapılarından oluşuyor.


Yeşil Cami



1419-1420'de Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılan caminin süslemeleri, 1424 de II. Murat döneminde yaptırılmış. Süslemede kullanılan yeşil firuze ve çinilerden dolayı Yeşil Cami olarak tanınıyor. Mimarı Hacı İvaz Paşadır. Bursa'nın en önemli Osmanlı dönemi yapılarından olan cami mimarisinden çok süslemeleri ile ünlü. Çini süslemeler caminin en önemli özelliği.

Yeşil Türbe



Bursa'nın simgesi olan yapı, Osmanlı türbe mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Mermer bir merdivenle çıkılan sekizgen yapıyı, yüksek bir kasnağa oturan kurşun kaplı kubbe örtmekte. Çini süslemeleri ile eşsiz bir yapı Yeşil Türbe. Tümüyle çini kaplı mihrabı Osmanlı süsleme sanatının en yetkin örneklerinden biri kabul ediliyor. Ceviz ağacından geçme tekniği ile yapılmış, geometrik motiflerle süslü ve kitabeli kapı ise ahşap işçiliğin en güzel örneklerinden biri.    


Geruş Sinagogu



14. yüzyıl sonlarında İspanya'dan yurt dışı edilen ve Osmanlı Sultanı II. Selim tarafından gönderilen kalyonlara bindirilerek Osmanlı İmparatorluğu'na kabul edilen Musevi topluluğunun Bursa'ya yerleştirilen ilk kafileleri tarafından yaptırılmış. İbranice'de "kovulmuş" anlamına gelen Geruş adının sinagoga verilmiş olması, bu yönden ayrı bir anlam taşır. Arap Şükrü Sokağı’nda yer alan Sinagog, günümüze son derece sağlam ve bakımlı olarak ulaşmış. Halen Musevi cemaatinin ibadetine açık.


Mayor Sinagogu
İspanya'nın Mayorka Adası'ndan 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunca kabul edilen ve Bursa'da ikamet eden diğer Musevi kafilelerince inşa edilmiş olan sinagog, geldikleri adadan esinlenerek Mayor adını almış.

Arap Şükrü Sokağında yer alıyor. İlk yapıldığı tarih 15. yüzyıl olarak biliniyor. İç kısmını süsleyen çok renkli kalem işi motifleri son derece etkileyici.


GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Uludağ



Şehrin eteklerine kurulduğu Uludağ (Olympos Dağı) tarihteki ilk Hıristiyan keşişlerin inzivaya çekildikleri yerleşim yerlerinden biri ve aynı zamanda Türkiye’nin en büyük kış ve doğa sporları merkezi.  Tarihte “Bithynian Olympos” ve Osmanlı döneminde “Keşiş Dağı” olarak adlandırılan Uludağ, jeomorfolojik yapısı, doğal bitki toplulukları ve kış sporlarına uygunluğu nedeniyle Türkiye’nin en gözde merkezlerinden. Alt kademelerden zirveye doğru değişen iklimsel özellikler dağın biyolojik çeşitlilik açısından zenginleşmesine yol açmış. Bu nedenle Uludağ, çok ender rastlanan bir tür olan Apollon kelebeklerinin barındığı nadir yerlerdin biri aynı zamanda.  Yaklaşık otuzu yalnızca burada yayılma gösteren, yüzün üzerindeki bitki örtüsü, Uludağ’ın kış sporlarının yanı sıra doğa gözlemcileri ve botanik meraklıları için da önemli merkez haline gelmesine sebep oluyor.


Şifalı Sular

Bursa, aynı zamanda ülkemizin önde gelen sağlık turizmi merkezlerinden. Kentin içinde yer alan Çekirge termali ve şehir merkezi çevresinde yer alan Armutlu ve Oylat kaplıcaları çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayan ünlü kaplıca merkezleri. Değişik özellikler içeren şifalı suların birçok hastalığa iyi geldiğine inanılıyor.

 

İSKENDER KEBAP (KABOB)



Her yöreye özgü yemekler vardır ve bu yemekleri o yörede tatmak ayrı bir keyif verir insana. Yolu Bursa’ya düşenler de İskender Kebap yemeden geçmezler. Şehrin en ünlü yemeği olan İskender Kebap şehrin belli başlı İskendercilerinde yendiği zaman inanılmaz bir lezzet bırakıyor damakta. Lezzetli döner üzerine hazırlanmış domates sosu, közde pişmiş yeşil biberleri, yoğurdu ve üzerine gezdirilen tereyağı ile hazırlanmış İskender Kebab yöreye özgü özel bir lezzet.


Cumalıkızık



Köye vardığınızda yüzlerce yıl geçmişe dönülür aniden. Oğuzlar’ın Yıldızhanoğlu Kızık boyunun kurduğu yedi köyden biri olan Cumalıkızık’ta açar insan gözlerini. Artık Bursa’nın bir mahallesi olan Değirmenlikızık, Fethiyekızık, Hamamlıkızık diye sıralanır gider isimler. Köylerden biri tamamen yok olmuş, sadece altısı biliniyor. 700 yıllık geçmişi olan köyde 190’ı halen oturulan 265 ev var. Eski Çobanevi konukevi, eski muhtarlık sanatevi ve etnografya müzesi olarak düzenlenmiş. Tarihi hamam köyün ortak malı, düğünlerde gelin hamamı olarak yakılıyor.


İznik (Nicea)


Nilüfer Hatun İmareti/ İznik Müzesi


İznik, Hıristiyan dinince ülkemizdeki 8 kutsal hac merkezinden biri ve en önemlisi. Özellikle M.S. 324  yıllarında başlayan 1563 yılına kadar 17 kez toplanmış olan ve Hıristiyanlık dini için çok önemli olan konsül toplantılarından 8 tanesi ülkemizde gerçekleştirilmiş, bunlardan 1. ve 7. si ise İznik'te yapılmış. 

Eskiden Nicaea olarak bilinen İznik, İzmit’in güneyinde İznik Gölü’nün doğu ucunda yer alıyor.

16. ve 17. yüzyıllarda çini merkezi olan İznik, Türkiye’deki saray ve camilere çok önemli süslemeler hediye etmiş. İznik ve çevresindeki kazılarda bulunanlar ise İznik Müzesi’nde sergileniyor.

4. yüzyılda inşa edilen, M.S. 787 yılında II. İznik Konsulü'nün toplandığı Ayasofya Bazilikası, Süleyman Paşa Medresesi, II. Murat Hamamı, Abdülvahap Türbesi, Lefke ve İstanbul kapılarındaki duvar kabartmalarla medusaları ve eski İznik evleri görülmeye değer yerlerden bazıları. Her gün açık olan müzede, İznik çinileri, heykeller, lahit, sütun başlarından çeşitli örnekler sergileniyor.

İznik Yeşil Cami



Osmanlı mimarisinin İznik'teki en önemli anıtsal yapısı olan cami, ilçenin doğusunda Lefke Kapısı'nın yakınında yer alıyor. Çandarlı Hayrettin Paşa tarafından 1378-1398 yıllarında yaptırılmış. Köşe sütunları ile mukarnas nişli, geometrik geçmeler, Rumi ve palmet kabartmalarla süslü sade mermer mihrap, devrin en güzel Osmanlı örneği.

Selçuklu geleneğine uyan tuğla minare, camiye adını veren, yeşil firuze, sarı ve mor renkli çinilerle süslü. İznik Yeşil Cami, Selçuklu mimarisinden doğduğu sezilen Osmanlı üslubuna geçiş yapılarından biri olarak kabul ediliyor.

 
Şeyh Kudbettin Cami

Musevilerin simgesi olan yedi mumlu şamdanın işlendiği bir taşın, caminin yapımında kullanılması Müslümanların hoşgörüsüne en güzel örneklerden biri.

Yeşil cami karşısında, İznik Müzesi'nin yanında yer alıyor. 15. yüzyıl başında yaptırılmış. Kurtuluş Savaşı'nda yıkılan yapının bazı duvar kalıntıları ve mimarisinin bir kısmı günümüze kadar ulaşabilmiş.



Ayasofya Müzesi


 

Hıristiyanlarca önem taşıyan 7. Konsül toplantısının yapıldığı yer. Bu nedenle inanç turizmi için önemli bir merkez olarak kabul ediliyor.

Kentin ortasında 4. yüzyılda yapılmış bir Bizans Kilisesi, Orhan Gazi zamanında camiye çevrilmiş. Şu anda yıkık durumda. İki ana caddenin kesiştiği yerde, kentin tam ortasında yer alıyor. Bizans dönemi eseri ve 11. yüzyıldaki depremden sonra yenilendiği sanılıyor. 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından büyük ölçüde değişikliğe uğratılmış ve yenilenmiş. Bir mezar odası duvarında Hz. İsa freski yer alıyor.


GÖRMEDEN DÖNMEYİN



İznik Gölü

Iznik Gölü, Marmara Bölgesi’nin en büyük gölü. Bölgenin en temiz suyuna sahip olmasının yanı sıra kamp, olta balıkçılığı, trekking ve su sporları yapmak için ideal bir konumda. Akşamları çıkan hafif rüzgar, gün doğuşundan eserken, zeytin ağaçlarının takviyesiyle bölgeye bol oksijen pompalanıyor. En derin yeri 85 metreyi bulan göl, birçok su sporuna da imkan tanıyor.

Edirne



Yıllar boyu Osmanlı başkentliğini yapmış ve  18. yüzyılda Avrupa’nın en büyük 7. kenti olan Edirne, Tuna ve Meriç nehirlerinin birleştiği bölgede yer alıyor.

100 yıl kadar bir süre Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapan Edirne, tarihi ve mimari açıdan önemli yapılara sahip. Edirne; camileri, dini kompleksleri, köprüleri, eski pazar yerleri, kervansarayları ve saraylarıyla yaşayan bir müze.

Selimiye Camii



Mimar Sinan'ın 80 yaşında yarattığı ve "Ustalık eserim" dediği anıtsal yapı Osmanlı Türk sanatının ve dünya mimarlık tarihinin baş eserlerinden.

Edirne'nin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun simgesi olan cami, kentin merkezinde yer alıyor. Çok uzaklardan dört minaresi ile göze çarpan yapı, kurulduğu yerin seçimiyle, Mimar Sinan'ın aynı zamanda usta bir şehircilik uzmanı olduğunu da gösteriyor. Kesme taştan yapılan cami, 2475 m2'lik bir alanı kaplıyor. Mimarlık tarihinde en geniş mekana kurulmuş yapı olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekliği 43,28 m. olan, 31,30 m. çapındaki kubbesiyle de dikkat çekiyor. Ayasofya'nın kubbesinden daha büyük olan kubbe 6 m. genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan sekiz büyük payeye oturtulmuş.Cami, mimari özelliklerinin erişilmezliği yanında taş, mermer, çini, ahşap, sedef gibi süsleme özellikleriyle de son derece önemli. Mihrap ve minberi mermer işçiliğinin baş yapıtlarından. Yapının çini süslemelerinin, Osmanlı sanatında ayrı bir yeri var. 16. yüzyıl. çiniciliğinin en güzel örnekleri olan bu çiniler, 'sıraltı' tekniğinde, İznik'te yapılmış. Selimiye camiinin 3,80 m. çapında 70,89 m. yüksekliğinde, üçer şerefeli dört zarif minaresi var. Cümle kapısının iki yanındakiler üçer yollu olup, her şerefeye ayrı merdivenlerden çıkılıyor. Diğer iki minare ise birer yollu. Bir külliye olarak inşa edilen yapının, geniş dış avlusunda Darüssıbyan, Darülkur'a ve Darülhadis yapıları bulunuyor.

Üç Şerefeli Cami




Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67,62 m. yüksekliğinde. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılıyor. Caminin süslemeleri de ilginç. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı camilerindeki en eski örneklerden.

1443-1447 yılları arasında, II. Murat tarafından yaptırılmış. Cami Osmanlı sanatında, erken ve klasik dönemler üslubu arasında yer alıyor. Burada ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmakta. 24 m. çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturuyor. Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler mevcut. Yapı, bir yenilik olarak enine dikdörtgen planlı. Bu planı Mimar Sinan, İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimi ile uygulamış. Ayrıca Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmış. Avlunun dört köşesine minareler yerleştirilmiş.

 
II. Beyazıt Camii ve Külliyesi



Tuna Nehri kıyısında, şehir merkezine 2 km. uzaklıkta bulunan külliye, Edirne'nin en önemli yapıtlarından.

Cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak, erzak depoları ve diğer bölümleriyle geniş bir alana yayılmış.

II. Bayezıt'ın 1484-1488'de yaptırdığı külliyenin mimarı Hayreddin. Çok etkileyici bir görünümü olan külliye, küçüklü büyüklü yüze yakın kubbeyle örtülü.

Yapıların en ilginci 20,55 m. çaplı, tek kubbeli, iki minareli anıtsal cami. Ana kubbeli mekanın yanlarında dokuzar kubbeli Tabhane (kitap basım yeri) bölümleri mevcut. Bu bölümler doğrudan dışarı açılıyor. Mermer mihrap ve minber yalın görünüşlü. Somaki mermerden, son derece zarif hünkar mahfili, Edirne'deki ilk örnek.


Eski Cami



Edirne'de Osmanlılardan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapı. 1403’de Emir Süleyman tarafından yapımına başlanmış, Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1414'te bitirilmiş. Mimarı, Konyalı Hacı Alaaddin, kalfası Ömer ibn İbrahim.


Sweti George Kilisesi
Edirne'nin Kıyık semtinde 1880 yılında inşa edilmiş. 1889'da dekore edilen kilisedeki yazılar Slav Bulgarcası ile yazılmış. Daha önce aynı yerde bulunan kiliseden kalma bazı tablolar var. Yapı bakımlı ve gezilebilir durumda.

Yıldırım Beyazıt Camii



Edirne'nin 14. yüzyıldan kalma en eski cami olan Yıldırım Beyazıt Camii, şehir merkezine 3 km. uzaklıkta. Gerek planı, gerekse sütun başlıkları, yapının haç planlı bir Bizans kilisesi olduğunu gösteriyor. Yıldırım Bayezıt adına camiye dönüştürülürken (1400) temel dışında yeniden yapılmış. Ancak kıble yapının eksenine uymadığından, mihrap, haç kollarından birinin köşesine konmuş, eğimli bir görünüş almış. Günümüz deki görünümüyle dört kemerli, kubbeli ve tek minareli bir cami.

Yahudi Havrası
Edirne'nin Kaleiçi mevkiinde, 1902-1903 yıllarında inşa edilmiş. Bugün ise ibadete kapalı.

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler