Şanlıurfa

Yayın tarihi: 01.11.2007
Ege Bölgesi

ŞANLIURFA

 

Urfa, Kuzey Mezopotamya’da Urschu (Urşu) uygarlığınca kurulmuş dünyadaki en eski kentlerden, aynı zamanda ilk kültür ve bilim merkezlerinden birisi.


Çeşitli kültür ve medeniyetleri barındıran Şanlıurfa, zengin bir kültür birikimine sahip. Kentin "peygamberler şehri" olarak tanınması, inanç turizmi açısından büyük önem taşıyor.


Hz. İbrahim'in Urfa'da doğup yaşadığına inanılması, şehrin Musevi, Hristiyan ve Müslüman din topluluklarının kutsal ziyaret yeri olarak tanınmasına neden olmuş. M.Ö 132 – M.S 250 yılları arasında hüküm süren Osroene Krallığı, Hristiyanlar’ın deyimiyle "kutsanmış şehir" (the blessed city) Şanlıurfa'da kurulduğundan, Hristiyanlık tarihi açısından büyük önem taşıyor.

Osroene krallarından Abgar Ukomo'nun Hristiyanlığı dünyada resmi din olarak kabul eden ilk krallardan biri olduğuna inanılıyor. Şehrin hac güzergahında olması da, inanç turizmi potansiyelini artıran diğer unsur.

M.Ö 7000 yılına uzanan uygarlık belirtilerinden bazı izler, Şanlıurfa'nın 70 km. kuzeyinde, Kantara köyünde bulunmuş. Eski bir tapınak ve dokuz bin yıllık neolitik yerleşim, dünyada tek. Köyde küçük putlar ve dini resimlerle birlikte bu yerleşim yerine ait çok eski ve çok güzel mozaikler bulunuyor.

Şanlıurfa'nın 20 km. kuzeydoğusundaki bir tepede Göbekli yer alıyor. Bu yerleşim yeri, 9000 yıl öncesine ait. Bazı bitirilmiş ve yarım kalmış insan ve hayvan şekillerinin ve aletlerin ortaya çıkarıldığı Göbekli’de, eski bir put yapımcısının muhtemel atölyesini görebilirsiniz.

Şanlıurfa’nın mutfağı da çok zengin. Çeşit çeşit kebaplardan, çiğ köfteye, yöreye özgü acı kahve mırraya kadar bin bir çeşit lezzet sizi bekliyor. Urfa gezisinin gastronomik boyutundan da çok memnun kalacaksınız.

 

Şanlıurfa, bir lezzet durağı. Çeşit çeşit kebaplardan çiğ köfteye, lahmacundan mırraya kadar uzanan bu lezzet yolculuğunun hakkını vermeden dönmeyin Urfa’dan.

 

Çiğ Köfte

Urfa’nın en özgün lezzetlerinden biri olan Çiğ Köfte avcı eşinin getirdiği ceylanı pişirmek için ocağı yakamayan Urfalı bir kadının icadı. Efsaneye göre devrin kralı Nemrut, Hz. İbrahim’i ateşe atıp yakmak için kentteki tüm odunların toplanmasını emreder. Bu yüzden ceylanı pişirmek için ocak yakamayan kadın, çiğ eti baharatlarla taşların arasında döverek pişirir. Salça ve yeşilliklerle lezzetlenen yemek o günden bu yana yörenin en sevilen  lezzetlerinden biri olur. 

 

 

Halil-ür Rahman Cami (Döşeme Cami-Makam Cami)

Halil-ür Rahman Gölü’nün güneybatı köşesinde yer alan cami, medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim'in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelen bir külliye halinde. Cami, M.S. 504 tarihinde (Bizans dönemi) Urbisyus'un maddi yardımlarıyla monofistler adına yaptırılan Meryem Ana Kilisesi üzerine, 13. yüzyılda Eyyübiler devrinde inşa edilmiş. Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede Eyyübilerden Melik Eşref Muzafferiddin Musa'nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılı.

 

 

Çarşılar

Şanlıurfa'da tarihi çarşı ve pazarlarda el dokumacılığı, tarakçılık, ağaç oymacılığı, saraçlık (dericilik), kürkçülük, bakırcılık, kuyumculuk ve taş süslemeciliği gibi el sanatları çok gelişmiş. Bu tür ürünlerden tarihi Urfa çarşılarından edinebilirsiniz. Şanlıurfa'nın Osmanlı döneminden kalma iş hanları ve çarşılarından oluşan eski ticaret merkezi Gümrük Hanı civarında yoğunluk gösteriyor. Kazaz Pazarı (Bedesten), Sipahi Pazarı, Koltukçu Pazarı, Pamukçu Pazarı, Oturakçı Pazarı, Kınacı Pazarı, Bıçakçı Pazarı, Kazancı Pazarı, Neccar Pazarı, İsotçu Pazarı, Demirci Pazarı, Çulcu Pazarı, Çadırcı Pazarı, Saraç Pazarı, Attar Pazarı, Tenekeci Pazarı, Kürkçü Pazarı, Eskici Pazarı, Keçeci Pazarı, Kokacı (Kovacı) Pazarı, Kasap Pazarı, Boyahane Çarşısı, Kavafhane Çarşısı, Hanönü Çarşısı, Hüseyniye Çarşıları Gümrük Hanı civarında yer alan ve günümüzde de tarihi özelliklerini koruyan önemli alışveriş yerleri.

 

Şanlıurfa’yı yakından tanımak isterseniz, mutlaka çarşılarını görün. Kentin kendine özgü dokusunu ve rengini en iyi yansıtan ruhu çarşılarda bulacaksınız.

 

Efsaneye göre Nuh Tufanı sırasında sulara batarak yerle bir olan Urfa (Urha) sonradan Asurlular tarafından yeniden kurulmuş.

 

Harran

 

 

Harran, sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta duruyor. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları, mimari kalıntıları ve geceleri gök yüzünde pırıl pırıl parlayan yıldızları ile turistlerin büyük ilgi odağı.

 

Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi Harran kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde yer alıyor. Tevrat'ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söyleniyor. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamber’in kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar.

13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazar. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in kenti de denildiğini, Harran'da İbrahim Peygamber’in evinin, adını taşıyan bir mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söyler.

Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanıyor. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö. 2. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde "Har-ra-na" veya "Ha-ra-na" şeklinde rastlanmış. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla tabletlerinde ise Harran'dan "Ha-ra-na" olarak bahsediliyor. M.Ö. 2. binin ortalarına ait Hitit Tabletleri’nde, Hititlerle Mitanniler arasında yapılan bir anlaşmaya Harran'daki Ay Tanrısı’nın (Sin) ve Güneş Tanrısı’nın şahit tutulduğu belirtiliyor. Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktaymış. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biriymiş. Anadolu'dan Mezopotamya'ya, Mezopotamya'dan da Anadolu'ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış. Bu da, burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuş.

 

Tevrat’ta Harran

Din ve dilleriyle en eski milletlerden biri sayılan İbraniler, tek tanrıya inanan bir din anlayışını ilk gerçekleştiren kavim. Kutsal kitaplarda anlatılan Sami asıllı Yahudi kavmi, Tevrat’a göre Yehova İbranilerini yöneten İbrahim Peygambere “Kabileni al ve baba evini (Ur şehri şimdiki Urfa) bırak, göstereceğim ülkeye git. Orada kavmini büyük bir millet yapacağım.” demiş. Yine Tevrat’ta “Abram Harran’dan gittiği vakit, 75 yaşında idi” deniliyor. Kimi çevrelerce Hz. İbrahim’in evinin kentin ortasında bulunan höyüğün kuzey eteklerindeki kalıntılar arasında bulunduğu iddia ediliyor.

 

Harran; ay, güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin (Sabiizm) önemli merkezi olması yönüyle de ünlüymüş. Bu nedenledir ki Harran'da astronomi ilmi çok ilerlemiş. Urfa'nın Hristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran'da süre gelen Sabiizm varlığını M.S. 11. yüzyıla kadar sürdürebilmiş.

 

Harran Evleri

Harran'ın turistler tarafından en çok ilgi çeken yanı, külah biçimindeki konik tipik evleri. Harran evlerinin oluşturduğu ilginç mimari dokuya dünyanın hiç bir yerinde rastlanmaz. Harran harabelerindeki antik mimari kalıntılardan toplanan tuğlalarla, köylüler tarafından yapılan bu evler, kare bir alanın üzerini örten külah biçiminde bir kubbeden oluşuyor. Yan yana gelen tek kubbeler iç kısımda kemerlerle birbirine bağlanmış ve içeride geniş bir oturma mekanı elde edilmiş. Bölgenin iklimine uyumlu olan bu evler yazın serin, kışın sıcak.

Harran'ın bu evlerinde tavukların daha çok yumurtladığı, at gibi bazı hayvanların daha uysal olduğu, kuru soğanların daha çabuk filizlendiği, yiyeceklerin bozulmadığı halk arasında söylenegelmekte...

 

İncil'de, aynı isimle anılan eski bir kent olduğuna inanılan Harran, İbrahim Peygamber’in yaşamının bir bölümünü orda geçirmiş olmasının yanı sıra arı kovanını andıran çok tipik evleri, en eski İslam üniversitesi, sekizinci yüzyıldan kalma kent surları, dört çıkış kapısı ve kalesi ile Doğu’nun incilerinden biri.

 

Ulu Camii

Harran Höyüğünün kuzeydoğu eteğinde yer alan Ulu Camii, 744-750 yıllarında Emevi Hükümdarı II. Mervan tarafından medresesi, hamamı, hastanesi ile bir külliye olarak inşa edilmiş.

 

 

Şuayb Şehri

Harran'a 45 km uzaklıktaki Şuayb Şehri kalıntıları Roma Devrine ait. Yüzlerce kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiş. Bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiş. Şuayb şehri kalıntıları arasında bir mağara, Şuayb Peygamber’in makamı olarak biliniyor.

 

 

Balıklı Göl (Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha Gölü)

Şanlıurfa merkezindeki Balıklı Göl, içindeki balıklar, etrafındaki asırlık çınar ve söğüt ağaçları ile doğal bir akvaryum görünümünde.

Göller, Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür Rahman olmak üzere iki tane. Kutsal olduğuna inanılıyor. Efsaneye göre Hz. İbrahim Peygamber'in, devrin hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye ve onları kırıp parçalayarak tek tanrı fikrini savunmaya başlaması üzerine Nemrut tarafından, bugünkü Şanlıurfa Kalesi'nden ateşe atılır. Bu esnada Allah tarafından "Ey ateş İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri üzerine ateş suya, odunlar da balığa dönüşür.

Hz. İbrahim'in düştüğü yere "Halil-ür Rahman Gölü" denilir. Nemrut'un evlatlığı Zeliha da, Hz. İbrahim Peygamber'e aşık olur. Hz. İbrahim'in ateşe düştüğünü görünce Zeliha da kendini ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yere de “Ayn-ı Zeliha Gölü” denir.

 

Balıklı Göl, aslında iki tane. Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür Rahman Gölü’nün kutsal olduğuna inanılıyor.

 

Rızvaniye Camii

Halil-ür Rahman Gölü’nün kuzey kenarı boyunca yer alan cami, Osmanlılar’ın Rakka Valisi Rızvan Ahmet Paşa tarafından 1716 yılında yaptırılmış. Cami avlusunun üç tarafı, medrese odaları ile çevrili. Caminin ahşap kapısı, zengin bitkisel süslemelere sahip.

 

 

Eyyüp Peygamber Kuyusu

Eyyüp Peygamber'in hastalık çektiği mağara ve kutsal suyunda yıkanarak şifa bulduğu kuyu, Urfa şehir merkezinin Eyyüb Peygamber semtinde yer alıyor. Sabrın sembolü Eyyüp Peygamber bu mağarada 7 yıl şiddetli bir hastalık çekmiş. M.S. 460 yılında Piskopos Nona tarafından Eyyüb Peygamber Kuyusu'nun cüzzamlı hastaları iyileştirdiğinin keşfedilmesi üzerine buraya bir cüzzam hastanesi yapılmış ve hastalar bu kuyunun suyu ile yıkanarak sağlıklarına kavuşmuşlar.

 

Hz İbrahim’in Doğduğu Mağara ve Mevlid-i Halil Camii

Hz. İbrahim, Mevlid-i Halil Camii avlusunun güneyinde bulunan mağarada doğmuş. Rivayete göre devrin hükümdarı Nemrut, bir rüya görür. Sabah rüyasında gördüklerini müneccimlerine anlatır. Müneccimlerin "Bu yıl doğacak bir çocuk senin saltanatına son verecektir" demesi üzerine Nemrut, halkına emir salarak o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini ister.

Sarayın putçusu Azer'in hanımı bu mağarada gizlice Hz. İbrahim'i dünyaya getirir. Hz. İbrahim 7 yaşına kadar bu mağarada yaşar. Hz. İbrahim'in doğduğu mağaranın içerisinde bulunan suyun, şifalı olduğuna ve birçok hastalığı iyileştirdiğine inanılıyor.

 

 

Kelaynaklar

Dünyada soyu tükenmekte olan ve Türkiye'de yalnızca Birecik'te yaşayan Kelaynaklar Şanlıurfa yöresindeki hayvan türlerinden en ilginci. İbidae soyundan olan Kelaynaklar baş ve gerdanları tüysüz olduğundan bu adla anılıyor. Birecik'ten başka Fas ve Cezayir'de yaşayan Kelaynaklar kış aylarında Etiyopya ve Madagaskar'a göç ederler ve şubat ortasından başlayarak Birecik'e gelirler. Kayalık yamaçlarda yuva kurar, yumurtlama döneminden sonra temmuz ayı ortalarında geri dönerler. Birecik'te her yıl Kelaynak Festivali düzenleniyor.

 

 

Urfa Kalesi

Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin güneyindeki Damlacık Dağı üzerinde yer alıyor. Doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma, derin savunma hendeği ile çevrili. Kuzey tarafı ise sarp kayalık olan kalenin 814 yılında (Abbasiler Dönemi) şehir sularının yeniden inşa edilmesi sırasında, Seleukoslar dönemine ait kalıntılar üzerine inşa edildiği sanılıyor. Kale üzerinde Seleukoslar, Bizans ve İslam devirlerine ait çok sayıda yapı kalıntısı bulunuyor. Selçuklular, Eyyubiler, Memlükler, Akkoyunlular ve Osmanlılar dönemlerinde çeşitli onarımlar geçiren kalenin kuzey, güney ve doğu cephesindeki duvarlarında toplam beş kitabe var.

 

Birecik

Birecik, coğrafyasının elverişliliği ve Fırat Irmağı kenarında önemli bir köprübaşı olması nedeniyle, eski çağlardan beri çeşitli yerleşimlere sahne olmuş bir kent. 2.binli yıllarda Hititler’in elinde bulunan yörenin o sıralardaki adı Birthe. M.Ö. 9. yüzyılda Asurlular’ın eline geçen Birecik, daha sonra sırasıyla Pers, Makedonya, Roma ve Bizans egemenliklerini yaşamış. İlkçağda Birthe, Osmanlı döneminde de Biretü’l-Fırat adıyla anılan beldenin tek önemli tarihsel yapısı Birecik Kalesi. Asurlar zamanında  yapılmış, çeşitli dönemlerde onarımdan geçmiş. Büyük kesme taşlardan yapılmış, yüksekliği 30-40 m.’-yi bulan duvarları üstünde 12 burç bulunuyor.

 

 

Halfeti Evleri

Romalılar tarafından Ekamia, adıyla Fırat nehrinin doğusunda kurulan Halfeti, Urartu metinlerinde Halpa ismiyle anılmış. Tarihsel bütünlüğünü koruyan Halfeti ve çevresi geçmişi tarihöncesi dönemlere rastlayan mağaralarla dolu. Tarihi merkezi oluşturan evlerin her biri, büyük bir avlu çevresinde gelişen planlarıyla, içe dönük görkemli bir konaklar... Burada taş mimarinin en özgün örneklerini görebilirsiniz. Teraslar ise Halfeti evlerinin önemli özelliklerinden.

 

 

Halfeti

Urartu yazıtlarında 'Halpa' olarak bilinen Halfeti, Şanlıurfa'nın en eski ilçelerinden birisi. Üzerinde birçok uygarlık konaklamış. Siyah gülü ile tanınan bu etkileyici yöre, bölgenin yeşili bol belki de tek yeri. Bu yeşillikleri ona veren Fırat ise artık sularının acımasızlığını sunmuş insanlara. GAP Projesi kapsamındaki Birecik Barajı, Halfeti’yi de sular altında bırakmış. Şimdi Halfeti'nin büyük bir kısmı yok. Yani ilçenin tam ortasında kurulu olan iki mahallenin 150 evi sular altında kalmış. Evleri, dükkânları su altında kalan Halfetililere farklı seçenekler sunularak bölgenin 8 km kuzeyine Yeni Halfeti adında yen yerleşim kurulmuş. Halk bu Yeni Halfeti’ye alışmaya çalışıyor.

 

Birecik Barajı, Halfeti’nin merkezinde yer alan 150 evi sular altında bırakmış.

 

 

Geleneksel Urfa Evleri

Urfa evleri genellikle “harem” (halk harem der) ve "oda" denilen selâmlık kısmı olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Bazen bu iki bölüm, aralarından bir duvarla ayrılmış ve sokak tarafından ayrı birer kapıları olan müstakil iki ev görünümünü verdikleri gibi, bazen de tek kapıyla girilen selâmlık bölümünden sonra ikinci bir kapıyla harem bölümüne geçilen bir plan gösteriyor.

Eve gelen erkek konukların ilk olarak ağırlandıkları selamlık bölümünde küçük bir "hayat" (avlu), bir veya iki oda, eyvan, konukların hayvanlarının barınacağı büyük bir "develik" (ahır) ve tuvalet bulunuyor. Bitişiğindeki haremlik avlusunun ve buradaki kadınların görülebileceği endişesiyle genellikle selamlığın üzerine ikinci bir kat yapılmamış.

Yılın 7 ay gibi büyük bir bölümünün sıcak geçtiği Şanlıurfa'da ev halkı tarafından bütün gün boyunca serin bir mekan olarak kullanılan yazlık eyvanlar Urfa evlerinin baş köşesini meydana getirirler. Gerek mekan ferahlığı, gerek taş süsleme ve gerekse hava sirkülasyonunu sağlayarak serinlik veren sistemler ile bölgedeki Artuklu geleneğini sürdüren şadırvanların kullanılmasıyla eyvanlara verilen önem Urfa evinde hiç bir köşeye verilmemiş.    

 

Urfa evlerinde ev halkının oturduğu evin asıl kısmını oluşturan haremlik bölümü, selamlığa nazaran daha büyük ve gelişkin.

 

Sıra Gecesi

Şanlıurfa’da müziğin gelişmesi ve yaşatılmasında, yeni bestelerin ve sanatçıların ortaya çıkışında en önemli faktör sıra geceleri. Sıra gecelerinde müzik, sıra elemanlarınca usta-çırak geleneği içerisinde icra ediliyor. Herhangi bir enstrüman çalan veya okuyabilen kişilerin oluşturduğu sıralarda müzik, Urfa makam geleneği içerisinde icra ediliyor. Müzik faslı Rast veya Divan makamından başlayarak, Uşşak, Hicaz ve gecenin durumuna göre diğer makamlarla devam ederek Kürdi veya Rast makamıyla son buluyor. Bu makamlar icra edilirken o makama göre şarkı, türkü okunuyor. Arada ise hoyrat ve gazel atılıyor. Müziğe yeni başlayanlar, bu gecelerde ustaları dinleyerek müzik bilgisi0 alıp makamları öğreniyorlar. Bu yönüyle sıra geceleri “halk konservatuarı” işlevi de görüyor. Her sıra gecesinde müzik icra edilir diye bir kural  da yok. Müzisyenlerin oluşturduğu sıra gecelerinde bile müzik, gecenin ancak belli bir bölümünde icra edilir. Çünkü sıra gecesinin esas amacı; sohbet, dayanışma, paylaşma. 

 

Şanlıurfa’da yüzyıllardan beri yaşanan ve günümüzde de yaygın olarak sürdürülen sıra gecesi geleneği, müzik eşliğinde türküler söyleyip, sohbet etme, paylaşma esasına dayanıyor.

 

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler