Genç Jazz’cılar Yurtdışından Döndü

Yayın tarihi: 26.12.2008
Genç Jazz’cılar Yurtdışından Döndü

Genç Jazz’cılar Yurtdışından Döndü

 


Buğra Balcı

Ülkemizde sanatçılar arasında en şansız kesimin jazz sanatçıları olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Düşünün, genç bir jazz sanatçı adayının gidebileceği okul sayısı bir elin üç parmağını aşmıyor. Bin bir emekle ürettikleri çalışmalarını çalabilecekleri ortamlar yok denecek kadar az. Para kazanamadıkları gibi birikimlerini kutsal jazz aşkı için harcıyorlar ve en can sıkıcı olan onların seslerini duymaya istekli kişi ve kurumlar çok az.

‘Her sanatçı kendi inancı ve hırsıyla bir yere gelir.” Bu doğru bir tanımlamadır; ama ülkemiz şartlarında bu kadar da uzun yılları kapsayan ve yorucu bir çaba ile olmamalıdır.

Bu konuda anlatacaklarımız çok fazla. Biz iyisi mi güzel ülkemizin genç jazz sanatçılarında heyecan uyandıracak konulardan bahsedelim. Onları, kendi imkanları ile yaz aylarında yurt dışına giden ve çok önemli deneyimler ile yurda dönen genç jazz müzisyenleri ile tanıştıralım.

Bu inançlı müzisyenlerden daha fazla bilgi almak isteyenler caz@genccazcilar.org adresinden bizimle iletişime geçebilirler.


Evrim Yapıcılar


Röportaj 1

Evrim Yapıcılar, 5 yıldır jazz’la ilgilenmekte. İzmir’de çeşitli mekânlarda sahne alan geleceğin jazz vokal adayı. 1. Nardis Jazz Vokal yarışması finalistlerinden olan bu genç sanatçı İKSEV Bursu ile İtalya Siena Jazz Vakfı yaz kursuna katıldı.

Siena’da vokal eğitmeni yoktu.  Tarihinde ilk defa Siena bir vokal öğrencisine, yani bana burs verdi. Standart dersler dışında istediğim enstrüman dersine girme özgürlüğü tanınsa da “trompet” zorunlu olarak almam gereken bir dersti. Çünkü trompetin ses aralığı ile vokal ses aralığı ve cümleleri arasında benzerlikler bulunmakta.

200’e yakın genç İtalya jazz sanatçısı arasında Buğra ve ben dahil yirmiyi aşmayan İtalya dışındaki ülkeleden gelen jazz müzisyeni vardı. Giriş sınavında trompet hocalarının karşısında hazırladığım parçaları vokal olarak söyledim. Derslerde trompet egzersizlerini vokal olarak sundum. Doğrusu Siena’nın bu ayrıntıyı düşünmesi ve beni vokal yeteneğimle eğitimine dahil etmesi çok profesyonelce bir yaklaşımdı.

Siena Jazz, İtalya’da 37 yıllık çok ünlü bir eğitim kurumu. Yaz, kış tüm bir yıl eğitim yapılmakta. Biz iki hafta süren yaz kurslarına katıldık. Bu kurslara katılan öğrenciler belirli bir seviyeye sahip. Öğrenciler öncelikle enstrüman hâkimiyetleri ve parça okuma seviyelerine göre sınıflara ayrılıyorlar. Hocaların belirlediği seviyeler sonrası sınıflar biçimleniyor.

Siena’da jazz’ın zihniyetine uygun doğallığı içinde hocalar bizimle çok sıcak iletişim kurup tüm bildiklerini profesyonelce aktardılar. Siena kurumu eğitimcilerinin eğitim programına karışmıyor. Siena’da ilk kurulduğu günden beri yani 37 yıldır eğitmenlik yapan dünyaca önemli İtalyan jazz müzisyenleri bulunmakta. Medice Kalesi bu kuruma tahsis edilmiş. Her sınıfta piyano, hi-fi ses sistemi, bilgisayar gibi tüm teknik donanımlar bulunmakta. Ayrıca hocalardan sekreterine kadar tüm çalışanlarda müthiş bir iç disiplin var. Jazz’a büyük bir saygı gösteriyorlar ve bu saygıyı derslere, programlara, konserlere yansıtıyorlar.

Eğitmenlerin kalitesini anlatmak için şu örneği verebilirim. Bizim iki ensemble hocamız da davulcuydu. Sadece bizim değil diğer ensemble grupların hocaları da kendi enstrümanlarını çok iyi çaldıkları gibi diğer enstrümanlar konusunda teknik anlamda birikimli ve pratik de çalmaktalar. Ayrıca armoniyi çok iyi bilmekteler. Diyebilirim ki kursa katılan tüm öğrenciler aldıkları eğitimden çok memnun kaldılar.

Siena çok ilginç bir kasaba. Her mahallenin (contrada) ayrı bayrağı ve kendilerine ait kimliği var. Bu kimliği zürafa, timsah gibi hayvan adlarıyla simgelemişler. İki hafta süresince akşamları Siena’nın her contrada’sında ayrı ayrı jazz konserleri olmaktaydı. Profesyonel sahne ortamında hocalarımızın konserleri ardından bizler sahne almakta ve gece yarısına kadar jam-session yapmaktaydık.

Kurs süresince jam-session’lara katıldım. Ayrıca orkestra laboratuarı dersi kapsamında 45–50 kişilik bir orkestrayla konser verdim. Ama en önemlisi iki hafta süresince ensemble derslerinde hazırladığımız 4 parçayı 8 kişilik bir grupla çalmamızdı. Buğra da bu grup içindeydi. Daha önce söylediğim gibi her gece ayrı ensemble grupları çalıyordu. Kendi gecemizde son çaldığımız parça “Uzun İnce Bir Yolda”ydı ve büyük ilgi gördü.

Oraya gidip geldikten sonra keşke bu ortamlar ülkemizde de olsa, imkânlara daha kolay erişebilsek diye düşünüyorsunuz. Bir kez daha fark ettim ki gerçek bir dünya müzisyeninin sadece kendi enstrümanını değil, olabildiğince bütün enstrümanların teknik ve tınısal yapısını tanımlayabilmesi önemli.

Yurtdışından iki önemli davet aldım ve olabildiğince iletişimime devam edip, fırsat buldukça yurt dışına gitmek ve değişik projelere katılmak istiyorum.

Siena jazz deneyimini tüm genç müzisyenlere öneririm. Özellikle enstrüman derlerinden çok şey öğreneceklerdir. Hangi seviyede olunursa olunsun Siena’daki hocalardan alınacak çok şey var. Ben İKSEV sayesinde oraya gittim. Kendilerine bu anlamda çok teşekkür ederim. İlerleyen seneler de kendi imkânlarımla tekrar Siena’ya gitmek istiyorum.


Buğra Balcı

Röportaj 2

Buğra Balcı, genç bir bas sanatçısı. İzmir’de usta müzisyenlerden aldığı eğitimi ileriye götürmek istiyor. Jazz yeteneği ve bilgisi ile Siena Jazz kurslarında en üst düzey sınıflarına katıldı.

İKSEV’in düzenlediği atölye çalışmasından kazandığım bursla Siena’ya gittim. Bu çalışma her sene “Avrupa Jazz Festivali” kapsamında yapılmakta. Bizden önce de İzmir’li arkadaşlarım Siena’ya gitmişlerdi.

İKSEV burs verirken sanırım anlık yaratıcı cümlelere ve belli bir teknik düzeye bakıyor. Çünkü Siena’ya gidince orada gerçekten belirli yetenekte öğrencilerin olduğunu gördüm. Siena’ya çalışarak, müzikte ve jazz’da temel bilgileri bilerek gitmek gerekiyor.

Ben Siena’da enstrüman ve teoride sınıflarının en yüksek kurlarındaydım. Çok çalışan öğrencilerle bir arada eğitim gördüm.

Açıkçası bu kadar kapsamlı bir müzik programı ile karşılaşacağımı sanmıyordum. İki hafta dolu dolu geçti. İsmini bilmediğimiz virtüözlük derecesinde çok sayıda müzisyenle çalıştım John Abercrombie gibi hayal edemeyeceğim müzisyenler ile tanıştım. Her şey üst seviyeydi ve çok açık bir ortamdı.

İki hafta süresince inanılmaz bir disiplin içinde çalıştık. Okulun yurdunda kaldık. Dersler çoğunlukla İngiliz’ceydi. Derslerimiz “Jazz Teorisi, Jazz Tarihi, Enstrüman Dersi, Duyuş Egersizleri Dersi, Ensemble ve Analiz Dersi”ydi. Sabah 10’da derse girip akşam 8’de çıkıyorduk. 1,5 saatlik bir boşluğun ardından 21.30’da başlayan konserlere koşuyorduk. Önce hocalar çalıyor, sonra öğrenciler çıkıyordu. Gece 1, 2 gibi de uyumaya gidiyorduk. Diyebilirim ki bir nevi çalışma kampı havasındaydık.

Biz burs kazandığımız için herhangi bir ödeme yapmadık. Sanırım temel dersler, iki hafta için 400 Euro. 2000 Euro’ya yakın bir para ile çok kolay yaşanır orada.

Siena’yı Marmaris’e benzetebilirim. Ama binalar, yerleşim biçimi inanılmaz korunmuş. Sanki ortaçağda yaşadım. Jazz’a ilgi çok fazlaydı her yerde sürekli konser vardı.

Kafamda çeşitli projelerle Türkiye’ye döndüm. Bunlardan bir tanesi Evrim’le olacak. Çalışmalarımı burada gerçekleştirmek biraz zor aslında. Çalacak yer yok en başta. Müzisyen bulmak da mesele.


İstanbul Quintet


Röportaj 3

İstanbul Quintet Grubu, dünyanın en büyük festivallerinden biri olan Umbria Jazz Festivali ve Berklee Collage of  Music ile ortaklasa gerçekleştirilen ‘Jazz Clinics’ için İtalya’nın en güzel kentlerinden biri olan Perugia’daydı’

İsminden de anlaşılacağı gibi burası jazz adına bir klinik. Avrupa’da bu uygulamayı hemen hemen her ülke senede en az 2 kere yapmakta. Örnek olarak, eğer kuzey jazz’ı için yola çıkarsanız, Norveç’te yılda 5 kere böyle klinikler düzenlenmekte. Böylece katılımcılar hem jazz ve türevleri konusunda uzmanlarla bir arada çalışma fırsatı buluyor, hem de yeni oluşumları ve fikirleri bu kliniklerde deneyebilir.

Bütün eğitmenlerimiz ve asistanları bu yönde ellerinden gelen her türlü desteği vermekte, sorularınızı cevaplamaktadırlar, ders harici bile. Bu arada burs kazanma şansınız da var. Berklee, Perugia’da her sene 30.000 $’lik burs dağıtmakta.

Derslerin içeriğine gelince sabah üç ve öğleden sonra üç saat olmak üzere günde 6 saat ders görmekteydik.

Bunun üç saati seviyenize göre belirlenmiş uygulamalı vokal ve enstrüman dersleri, diğer 3 saatte de armoni, teori, ear traning, ensemble olmak üzere düzenlenmişti. Öğlen 2 saat ara veriliyor, sanmayın ki rahatladınız; çünkü gitarlarda Jim Kelly ve Jon Damian, davulda Etian Itzkovich, basta Oscar Stagnaro, trompette Ken Cervenka, saksofonda Dino Govoni, piyanoda Suzanna Sifter ve vokalde Dona McElroy’dan kurulu Berklee profesörleri sadece bizler için müthiş bir kulak ziyafeti veriyor.

Anlayacağınız çok yoğun bir tempoda 2 hafta geçiriyorsunuz. Jazz kliniğin sonunda, Umbria Jazz Festivali’nin en uzun konserine şahit oluyorsunuz, tam 18 saatlik bir maraton başlıyor. Katılımcılardan oluşturulan 30 ensemble jazz ziyafetine soyunuyor. Bu konserler bitince de sertifikalar dağıtılıyor.

Umbria Jazz Clinics için en az 2 ay önceden rezervasyon ve ödemelerin yapılması gerekmekte, zira 250 kişilik kontenjanı, dünyanın dört bir tarafından gelen talepler neticesinde sizi kabul etmeyebiliyorlar.

Kliniğe kabul edilmek çok sorun değil. Her milletten, yaştan ve ırktan insanlar katılabiliyor. Asıl sorun olan ilk gün yapılan elemeler; seviyenize göre bir sınıfa düşmek için harcanan çaba. Çünkü Berklee profesörlerinin sınıfına girebilmek çok önemli, herkes mücadele içinde. Yoksa asistanların sınıfına düşebiliyorsunuz. Bu arada ben ve grubum İstanbul Quintet dışında hiçbir Türk müzisyenini orada göremedik. Böyle bir organizasyon’da mutlaka her sene bizlerden de birilerinin orada olması şart.

Umbria Jazz Clinics’in ücreti 2 haftalık sure için 390’. Fakat İtalya inanılmaz pahalı bir ülke; bir de buna en büyük Jazz Festivali’de olayın içine girince fiyatlar 2 katına çıkıyor. Bizim anladığımız anlamda bir yemeğin fiyatı kişi başı 60-70’’dan aşağı değil o yüzden de olabilecek en ucuz yemeği yiyebiliyorsunuz.

İtalya’ya gidecekseniz 2 hafta için yanınızda en az ders ücreti dışında 1000’ olmasında fayda var. Uçak biletini 2 ay önceden almalısınız yoksa son güne bırakırsanız yaklaşık 500’ civarında bulabiliyorsunuz.

Yaşadığımız deneyim inanılmazdı. Bir festivalin, özellikle konu jazz olunca, bir şehre neler yaptığını görseniz inanamazsınız. Gözlerimle görmeseydim, inanmazdım derler ya? Aynen öyle.

Umbrica Jazz Festivali başladığında. Festivalin bize sağladığı ayrıcalık sayesinde, ana konser meydani olan Arena Santa Gulliani için her gün serbest geçiş kartlarımız temin edilmesiydi –250 kişi için 2 hafta boyunca-, buradaki konserler dizisinde; Sonny Rollins, Keith Jarrett Trio (Jack DeJohnette ve Gary Peacock ile), Roberto Fonseca Band, Al Jarreau, Dionne Warwick, Ornette Coleman Quartet, Pat Matheny & Brad Mehldau, Gilbeto Gil gibi dünya starlarını izleme fırsatımız oldu.

Sanmayın ki sadece burada konserler vardı; birde şehrin çeşitli yerlerine kurulmuş 4 adet büyük sahnede her gün saat 13.00’de başlayarak dünyanın her yerinden gelen tanınmış, tanınmamış çeşitli üniversite veya özel bigband’lar ve gruplar bedava konserli aksam saat 24.00’e kadar dönüşümlü olarak devam etmekteydi.

Tam “herhalde bugünlük bu kadar derken gece 00.30’dan sonra gece yarısı konserleri oratoryolarda, kiliseler ve gece kulüplerinde başlamakta, bunlar ücretli, 04.00’e kadar devam etmekte. Eğitmenlerimiz ve asistanlarımız, her gece başka bir kulüpte sabaha kadar  jam-session’lara katılmaktaydılar ve bizler onları takip ederek hemen hemen her gece jazz’ın büyüsüne takılıp  ruhumuzu şarj ediyorduk.

Her ulustan bir sürü dostumuz oldu, hatta bizim Türk olduğumuzu öğrenince, hep şaşkınlık içindeydiler. Çünkü bu organizasyona, demin de dediğim gibi, hemen hemen Türkler hiç katılmamakta, Mauritius Adalarından bile her sene 1 veya 2 öğrenci katılabiliyorken hem de.

İtalya’da kaldığım süre boyunca eşimle birlikte birçok fikir ve projeler, kafamızda oluşmaya başladı. Jazz müziğinin içindeki güzelliği, herkese yayabilmeyi umut ediyoruz. Kendi kültürel zenginliğimizi dünya’ya ulaştırabilirsek, bu sayede Türkiye’nin ismini daha çok duyurabiliriz.

Zaten, burada hedefimizi belirlemiştik ve emeği geçen başta Aydın Esen ve sevgili eşi Randy Esen olmak üzere, müziği sevdiren bütün hocalarımızın katkılarını göz ardı edemeyiz. Bazı soru işaretleri vardı; cevaplarını 2 haftada gittiğimiz İtalya’da aldık.

Bundan sonraki olay, projelerimizi hayata geçirebilmek. Bunun için yoğun tempoda çalışmalarımızı sürdürmek ve bulabildiğimiz her sahneyi, her platformu kullanmak. Bugüne kadar, başvurduğumuz organizasyonlar, kulüpler ve festivaller önyargılı davranmazlarsa ve fırsat sunarlarsa, bu güzellikleri ve oluşumları hem genç nesille (ki onlar olmadan jazz müziği olmaz), hem de Türk jazz dinleyicileriyle paylaşmak bizim için büyük mutluluk olacaktır. Sonuçta, bir müzisyenin klinik ortamı, sahnedir.


Evo Trio


Röportaj 4

33 ülke ve 40’dan fazla grup arasından seçilerek Romanya’nın başkenti Bükreş’te düzenlenen EuropaFEST festivaline katılan Evo Trio, gerekli desteği kendi çabaları ile yaratarak bu önemli deneyimi yaşadı.

Katıldıkları bu organizasyon ile önemli jazz sanatçıları ile tanışma fırsatı bulan grubun yolculuğu dergimizin geçen sayısında ayrıntılı yer almıştı.

Gönderdikleri demo ile yarı finallere kalan grup 7–13 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen organizasyon boyunca Jimmy Weinstein düzenlediği atölye çalışmalarına katıldı. Festival süresince başarılı iki konser veren grup, özellikle Türk ezgileri düzenlemeleri ile dinleyicilerden övgü aldı. Romanya’da yayınlanan iki Türk gazetesine röportaj da veren topluluk üyeleri yeni hedefler ile Türkiye’ye döndüler.

EVO Trio grubu olarak birlikte çalışmaya başladığımız 2006 yılının Mart ayından beri birçok konser verme, bir sürü insanla tanışma ve tecrübe edinme fırsatımız oldu. Bütün bu tecrübeler müziğe bakış açımızı, bireysel ve toplu olarak planlarımız etkiledi. Ama bu tecrübelerden en önemlisi Romanya’da katıldığımız bu festivaldi.

Oraya gittiğimiz andan itibaren sanki yaşadığımız hayatın içinden sıyrılıp, Miles Davis’in biyografisinin veya Round Midnight filminin içine düşmüşüz gibi bir hisse kapıldık. Orada olduğumuz 8 gün boyunca da bu sürdü. Bir sürü ülkeden müzisyenlerle tanışmak, çalmak ve sohbet etmek hem kendimize güvenimizi arttırdı hem de müzikle ilgili her şeyi daha fazla sorgulamamızı sağladı.

Avrupa’da müzik öğretimi gören gençlerin bizden çok fazla bir farkları yok. Sadece daha çok çalabiliyorlar ve bölünmeden müziğe kanalize olabilecekleri daha fazla zamanları var. Bunun yanında ise, genel olarak müziğe bizden çok daha dar bir açıdan bakıyorlar.

Bütün bu gördüklerimiz gelecekle ilgili olan planlarımıza da şekil vermeye başladı. Yaşadığımız yerlerin ve yaşam koşullarının bize sağladığı görünüşte dezavantajları da avantaja çevirebileceğimizi fark ettik. Gelecekte her birimizin mutlaka yurtdışında zaman geçirmemiz gerektiğini daha iyi anladık.

Bu gezi için karşılaştığımız en büyük zorluk sponsor bulmakla ilgiliydi. Romanya’ya gitmeden 2,5 ay önce sponsorluk için girişimlere giriştiğimiz, bir sürü yere başvurduğumuz halde oraya gittiğimizde bile daha sponsorluk alıp alamayacağımız belli değildi. Ancak oradaki girişimlerimizin de ardından TİAD (Türk İşadamları Derneği) bize yardımcı oldu. Onların dışında görüştüklerimizin çok büyük bir kısmı da konuyla ilgilenmedi bile.

48-SAYI_04-Jazz Ekim 2007 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler