Yaylaköy’de yaz ve jazz

Yayın tarihi: 26.12.2008
Yaylaköy’de yaz ve jazz

Yaylaköy’de yaz ve jazz...

Her bakımdan sıcak bir yaz geçirdik. Kuşadası’nın o öğleden sonra hafiften çıkan rüzgarı bile yeterli değildi. Ama ben yine de şanslıydım. Yaylaköy, adını gayet güzel savundu. Hatta geceleri serin bile oldu denebilir.

Yaylaköy, kurduğumuz Düşünce ve Sanat Derneğinin merkezi. Kuşadası’na 10 dakikalık bir uzaklıkta zeytinliğin bol olduğu bir köy. Uzaktan Samos adasının ışıkları gözüküyor. Biz, jazz’ı seven bir avuç kişi (Bilge, Üzeyir, Alper, Mine ve Eser) böyle bir dernek kurmayı amaçladık. Bu arada gelecekteki faaliyetlerimiz arasında, jazz yaz kursları da olacak.

Bu yıl ilkini deneyebilirdik. Ama bir basit gibi görünen düşme sonucu ameliyat olup, 3 ay tekerlekli iskemle de yaşayacağımı düşünmemiştim doğrusu. Bu nedenle yalnız jazz konserleri organize edebildim.

Bunlardan ilki piyanist Bibi Louison eşliğinde şarkıcı Adele ile olanıydı. Bibi, Martinik adalarından. Uzun yıllardır Fransa’da yaşıyor. Kendi yerel müziğini jazz’a taşımış eski bir kilometre taşı. Gecenin diğer emektarı ise Cem (Baba) Bumin’in de şarkılarıyla sahnede yer almasıydı.

Ben bu ilk konserde ne olacağını doğrusu çok merak ettim. Bir zamanlar var olan 3 Boğa Jazz Kulübü’nü hiç unutmayanlar olduğunu biliyordum. Denemeden başarıyla geçtik. 50’den fazla dinleyicimiz vardı. Yeni yerimizin bence en önemli özelliği herşeyi bozan kent gürültüsünden uzak oluşu. Dolayısıyla gece içinde zaman zaman duyulan ağustos böceği seslerinden başka birşey yok. Özel bir kulüp sanki ve biz özel bir gece yaşıyor gibiyiz…

Basında ve televizyonda çıkan haberlere gelince; küçücük bir köyde “jazz okulu” açmış olduk. Hayır henüz değiliz dememize rağmen.

Yaylaköy’de yaşayan herkes, başta muhtar olmak üzere son derece mutlu. Hatta bizi ziyarete gelipte adresimizi soranlara  “aaa, evet ‘jazz evi’ hemen şurada” deyip de bir güzel tarif ediyorlar.

Geçen yıl Maffy Falay konuğum olmuştu. Şortuyla  bahçede trompetini çaldığında zaman zaman geçen traktörler yavaşlıyorlardı işitebilmek için, alıştılar güzel seslere…

İkinci konserimiz Tuna Ötenel ve grubuydu (Emre Topak (b),  Erdinç Aktuğ (d). Brezilyalı şarkıcı Manu Le Prince’i de davet etmiştik. Bu kez daha da kalabalıktık. Bu arada limitli küçücük bir barımız olduğunu bile söyleyebilirim. Hani derneğiz ya dikkatli de olmak zorundayiz. Barımızı idare eden ise yine 3 Boğa’nın emektar barmeni Cahit. O da emekli olup bu yeni mekanımıza yerleşti. Yani ekip aynı.

Aramızda sevgili hemşirem Hülya Tunçağ da vardı. Bir haftalık beraberliğimizde gelecek için birlikte projeler hazırladık. Sonra müthiş bir Latin dalgası estirdik. Diego Pelaez en küçük formasyonuyla aramızdaydı. Danslar bile edildi.

Sonbaharın son konseri 22 Eylülde yine Tuna Ötenel ile olacak. Aslında ünlü tromboncu Raul de Souza davetlimiz di ama Eylül ayı son derece dolu olduğu için maalesef uçaklarda yer bulamadık. Onu ve diğer dostları gelecek bahardan itibaren aramızda göreceğiz. Baharın ilk ışıkları ve kokularıyla birlikte stajlarımıza da başlayabileceğimizi düşünüyoruz.

Yolu buralardan geçenleri bekliyoruz.Bir tepede denizi uzaktan kocaman gören mekanımızda konuklarımızı ağırlayabiliriz…

48-SAYI_04-Jazz Ekim 2007 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler