işte Pulawy Günlüğü

Yayın tarihi: 26.12.2008
Genç Jazz’cılarımız Polonya’da workshop’daydılar;

Genç Jazz’cılarımız Polonya’da workshop’daydılar;

işte Pulawy Günlüğü...

 

 

11 Temmuz günü, hangi ülkede olduğunu bile bilmediğim yerlerde tren aktarması yaparak uluslararası tren gezintimin orta noktası olan Varşova’ya ulaştım. Meraklı ve kaygılıydım. Fuat Tuaç, Amy Kelligher ve Filiz Taylan’la Varşova’nın en yüksek yapısı olan Kültür Sarayı önünde buluştuk.  Sonunda birileriyle Türkçe konuştuğum için çok mutluydum. Sibel Köse jazz vokal atölyesinin Nardis Jazz Club’da düzenlediği konserde bize eşlik eden piyanist Uraz Kıvaner, bizi Varşova’nın en iyi jazz kulüplerinden olan Tygmont’a götürdü. İlk Zubrowka’larımızı söyledik, Na Zdrowie! Pawel Tomaszewski (p), Robert Majewski (tp), Tomasz Pruchnicki (ts), Eryk Kulm (d) tarafından yapılan güzel müziğin keyfine daldık. O akşam orada çalan müzisyenlerden bazılarının Pulawy’de de olacağını nerden bilecektik. Bilemezdik tabii.

Ertesi gün trene atlayıp Pulawy’e gittik. Kayıtlarımızı yaptırdık, otellerimize yerleştik, Smok Jazz Club’da Sibel Köse, Kamil Erdem, Elif Seven, Ülkü Sunat, Serkan Çakıt, Gözde Demirelli, Gülru Höyük, Barış Arslan ve Emre Günaydın’la buluştuk. Tanışmayanlar tanıştı, önümüzdeki günlerde bizim de katılacağımız jam session’lardan ilkini ilgiyle dinledik.

13’ü sabahı Janusz Szprot’un hazırladığı “Survival manual for aspiring jazz singers” kitabımızı edinerek önümüzdeki hafta boyunca içinde kaybolacağımız ders, konser, eğlence çarkına çoktan girmiştik bile.

Günlük program şöyleydi:

08.30-09.30: Kahvaltı

10.00-10.45: Jazz Teorisi

11.00-13.30: Vokal Dersi

13.30-15.00: Öğle Yemeği

15.15-16.45: Boş Zaman (Kendi adıma boş geçtiğine şahit olmadım.)

17.00-19.00: Vokal Dersi

19.20-20.00: Akşam Yemeği

20.00-21.00: Jazz Tarihi Semineri

21.00-22.00: Günün Konseri

23.00-        : Jam Session

Bu sene 37. si düzenlenen  Pulawy Jazz Workshop’unda, öğretmen kadrosu oldukça zengindi:

Piyano: Wojciech Niedziela, Artur Dutkiewicz

Kontrabas, Bas gitar: Jacek Niedziela, Bronislaw Suchanek , Kamil Erdem

Gitar: Artur Lesicki, Jaroslaw Âmietana, Konrad Zemler, Carlos Kaczmarczyk

Trompet, enstrümantal topluluk koordinatörü: Robert Majewski

Trombon, Big Band: Dante Luciani

Saksofon: Monty Waters, Tomasz Szukalski, Marek Stryszkowski, Adam Wendt

Davul ve perküsyon: Marcin Jahr, Krzysztof Dziedzic , Cezary Konrad

Vokal:  Sibel Kose, Janusz Szrom, Ewa Bem, Inga Lewandowska

Jazz tarihi: Jacek Niedziela

Jazz teorisi: Janusz Szprot, Bronislaw Suchanek, Bogdan Holownia

Eşlik:

*Wojciech Majewski /p/, Wojciech Pulcyn /b/ i Kazimierz Jonkisz /dr/

*Bogdan Holownia /p/, Mariusz Bogdanowicz /b/, i Sebastian Frankiewicz /dr/.

*Jakub Cichocki /p/

Sanat direktörü: Janusz Szprot

Organizasyon direktörü: Krzysztof Sadowski.

Çok kısa zamanda yaklaşık 70 kişilik vokal bölümündeki öğrencilerle ve diğer bölümdeki birçok öğrenciyle tanışıp arkadaş olma ve birlikte müzik yapma imkanı bulduk, hatta Smok’da rakı gecesi bile yaptık. Sınıfları ders saatleri dışında özgürce kullanabiliyorduk. Bu özgürlük sayesinde yeni projeler geliştirenler oldu. Bir sorumuz ya da sıkıntımız olduğu zaman yardım alacağımız birilerini her zaman bulduk. Özellikle bu yılın direktörü Janusz Szprot, bütün soru ve sorunlarımızla samimiyetle ilgilendi. Ayrıca herkes bize karşı oldukça sıcakkanlı davrandı. İlerleyen günlerde Uraz Kıvaner’in de Pulawy’e gelmesiyle jam sessionlara daha aktif olarak katıldık.

20’si vokal konseri günüydü. Heyecan doruktaydı. Kocaman bir sahnede, bir sürü insana şarkı söyleyecektik. Geçen hafta boyunca Thelonious Monk’un ‘Round Midnight’ını çalışmıştım. Ayrıca Fuat’la birlikte Cole Porter’ın ‘Just One Of Those Things’ini duet olarak çalışmıştık. Müthiş karizmasıyla Ewa Bem, beni oldukça yüreklendirmişti. Sibel Köse, kuliste yanımızdan bir dakika bile ayrılmadı. Şarkılarımı söyledim. Hepimiz çok cesurduk.

22 Temmuz sabahı, workshop bitmişti. Öğlene doğru, Filiz’le birlikte, Sibel Köse Quartet’in (Sibel Köse (vo), Janusz Szprot (p), Mariusz Bogdanowicz (b), Sebastian Frankiewicz (d). Polonya’nın başka bir şehri olan Bilgoray’daki konserinde ikişer şarkı söylemek için müzisyen ekibe katılarak yola çıktık. İlk profesyonel sayılan deneyimimizi yaşamış olduk. Böylece, tecrübe, muhteşem bir ilgi, koca bir porsiyon ördek, kalacak yer ve Sibel’le bir gün daha geçirme şansına sahip olduk.

Birkaç gün sonra, seyahatimin son durağı olan Berlin’e gitmek üzere trene bindim. Almanya sınırında Polonya polisi uzunca başımda dikildi. Yanımdaki kız İngilizce bildiğinden durumu bana açıkladı. Polonya girişinde pasaport kontrolü sırasında beni atlamışlar. Aktarma yapmaktan ülkeleri şaşırdığım için ben de farketmemişim. Aslına bakarsanız geçen kısacık günleri, sakin şehir Pulawy’de, ırklardan ve sınırlardan o kadar bağımsız geçirmiştik ve dünyanın dört bir yanından insanlarla o kadar kaynaşmıştık ki, karşılaştığım bu olay bana oldukça komik gelmişti. Gülümsedim ve kulaklıklarımı takıp workshop’ta çalıştığım Monk şarkısını dinleyerek yolculuğuma devam ettim.

Pasaportuma sorarsanız Polonya’dan hiç geçmedim. Bana sorarsanız düşümde yemyeşil bir ülkeye gitmiştim ve bir an hayalimdeki hayatı yaşamıştım. Tıpkı Özdemir Asaf’ın şiirindeki gibi:

Bu bir öykü idi;

Ben mi anlattım, o mu dinledi.

Saklamalı mıydı, ya da söylemeli mi;

Ne o ev vardı, ne o gün, ne de o kedi.

Değerli Sibel Köse ve katılımcı arkadaşlarımın görüşlerine geçmeden önce, Nardis Jazz Club’a ve Zuhal Focan’a, bize yardım etmekten hiç sakınmayan, şimdi kendisi askerde olan Serkan Çakıt’ın ve Ülkü Sunat’ımızın deneyim ve dostluklarını bize kazandırdığı için teşekkür etmek isterim.


Sibel Köse

“1990 yazı Janusz Szprot’un tavsiyesi üzerine jazz vokal yaz okuluna katılmak üzere Polonya’ya gittim. O zamanlar Zwierdzyniec kasabasında sadece vokalistler için ayrı bir workshop düzenlenmekteydi. Sırt çantamda birkaç parça giyecek, annemin “aman kızım oralarda yiyecek bulamazsın aç kalırsın” diyerek tıkıştırdığı peynir, bisküvi, kıyıp da açıp yiyemediğimiz bir kutu konserve pilaki de dahil olmak üzere ıvır zıvır yiyecek, notalarım ve hayallerim vardı. Benimle yolculuğu paylaşan sevgili arkadaşım Neslihan  ve sonraki yıllarda  her konuda ve her zaman yardım ve desteğini cömertçe paylaşan sevgili dostum Ajlan’ı da orada tanıyacaktım. Polonya bugünkü görünümünden hayli farklıydı o dönemde, şimdiki Avrupalı kimliğinden daha çok demir perde havası hakimdi. Çalışmayan telefon hatlarına bir de 1.Körfez savaşı eklenince ilk yurt dışı maceram benim için ne kadar aydınlıksa, ailem için o denli karanlık olmuş olmalı. Günlerce hat bulmaya çalıştıktan sonra eve telgraf çekmiştik “biz geldik iyiyiz” diye. İkimiz de profesyonel olarak çalıştığımız ve dolayısıyla utanıp sıkılma safhalarını çoktan atlattığımız, jam sesssion’larda her zaman gönüllü olduğumuz ve ne de olsa müzisyen halinden daha iyi anladığımız için bize “ever-ready Turkish girls” ismini takmışlardı. Kendim de aynı yerden geçtiğim için çok iyi biliyorum müzik heyecanını ve yıllara yayılan dostlukların ilk adımlarının güzelliğini.   

Şaşkınlık verici çok şey vardı benim için: özellikle genç müzisyenlere gösterilen itina, dilini hiç anlayamamakla birlikte gördüğümüz sıcaklık, Polonyalıların nezaketi ve romantizmi beni bu ülkeye derinden bağlamış olmalı ki sonraki yıllarda pek çok kez gidip geldim, çoğu değerli müzisyenle çalışma fırsatım oldu. Şu anda iki oğlu da (Robert ve Wojtek Majewski) Polonya’nın önde gelen müzisyenleri haline gelmiş ve Polonya jazz’ının ve Polijazz ismindeki kurumun temel taşı Henryk Majeski’nin ise her zaman ayrı bir değeri olmuştur benim için. O günden bu yana bana her koşulda destek veren ve babacan sıcak sevgisini esirgemeyen bu kişiyi sevgili Erol Pekcan’a benzetmek çok da yanlış olmaz sanırım. Tıpkı onun gibi jazz’a koşulsuz gönül veren, genç müzisyenleri alabildiğine destekleyen, programları, organizasyonları, yürütücülüğünü üstlendiği etkinlikleriyle Polonya jazz’ının kilometre taşlarından olan Majewski’nin daha önce öğrencisi olduğum bu yaz okulunda vokal eğitmeni olmamı istemesi müzikal anlamda benim için  onur verici, aynı zamanda da artık aramızda olmayan bu büyük kalbin ateşini taşımak için büyük bir fırsat ve sorumluluk oldu.

Uzun zamandır diğer enstrümanlarla birlikte Pulawy’de düzenlenen yaz okulu Dom Chemika’da gerçekleşiyor. Kullanılan bina aslında bir kimya enstitüsü ve sene içinde çeşitli seminer, atölye çalışması vs organizasyona ev sahipliği yapıyor. Polonya’nın dört bir yanından ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelen 200 civarı öğrenci ve birbirinden değerli müzisyenlerden oluşan eğitim kadrosuyla zaman zaman cennet, zaman zaman tımarhane izlenimi veren bir müzik fabrikasına dönüşüyor her sene bu binalar kompleksi. Eğitim programı, birbirinden güzel konserler, jam session’lar ve Marek Karewicz’in (Polonya’nın en önemli jazz fotoğrafçısı olan Karewicz aynı zamanda Varşova’daki en önemli jazz kulübü Tygmont’un da sahibi) seneler tünelinden geçip gelen fotoğraf sergisinin vazgeçilmez olduğu etkinlikler bir hafta sürdükten sonra final konserleri yapılıyor; bu yoğun bir haftalık çalışmanın sonucu bir kutlama havasında izleyenlerle paylaşılıyor. Öğrenciler için kendi seviyelerini ve deneyimlerini yükseltmek için bir fırsat sunarken, eğitmenler için de her sene kısa süreliğine de olsa bir araya gelip dostluk tazelemek, yeni projeler geliştirmek ve fikir, deneyim, bilgi alışverişinde bulunmak için fırsat sağlıyor.

Bu organizasyonun içinde giderek biraz daha kalabalıklaşan bir Türk grubuyla yer almaktan dolayı duyduğum mutluluğumu anlatamam. Paylaşılan taze enerji ve müzik sevgisi beni yenilemekle kalmıyor, kültür farkının zenginliğe dönüştüğü, iletişimin sadece sözcüklerden ibaret olmadığı ve sevginin hiç de sınır tanımadığıyla ilgili bir ortamı bize solutarak hayata dair inancımı ve ümidimi perçinliyor. Dileğim ışığı hisseden arkadaşlarımın bunu kendi uğraşlarında ve hayatlarında yansıtmaları. Katılan ve paylaşan herkese buradan teşekkür ediyorum.

Sibel Köse


"10 gün boyunca jazz ve fusion adına herseyi yapabileceğiniz çok eğlenceli bir workshop idi. Gerek eğitmenlerle yapılan çalışmalar, gerekse her akşam yapılan jam session’lar bize çok yararlı deneyimler kazandırdı. Bunların da üstüne Dante Luciani'nin çalıştırdığı Pulawy Big Band' de çalmak benim için ayrıca önemli bir tecrübe oldu. Ayrıca Avrupa jazz’ının yıllar içinde nerelere geldiğini ve Avrupalı müzisyenlerin jazz’a bakış açılarını canlı olarak gözlemleme şansına eriştik. Dolayısıyla, misafirperver Polonyalılar başarılı bir organizasyon gerçekleştirdiler.

Barış Arslan.  


Elif Seven

“Müzikle uğrasan insan biraz duygusal olur.

Çünkü müzikle ugrasan insan aslında biraz da kendiyle uğraşıyordur, duygularıyla oynaşıyordur.

Ya işteki sıkıntısını

ya evdeki takıntısını

ya aşktaki saplantısını dile getiriyordur o notalar elinden, ağzından dökülürken.

Zor iş...

Duygularla uğraşmak.

1 kişi değil 14 kişi olarak hem de. 14 ayrı insan, duygularını dile getirmek uzere bilmedikleri bir ülkenin muhtemelen adını ilk defa duydukları bir şehrinde bir araya geliyorlar. 10 gün boyunca sabah kalktıklarında ilk okudukları şey gazete manşeti değil de nota kağıtları oluyor. İyi de oluyor. Hiç alışık olmadıkları ama alışık olmayı çok istedikleri bir durum. Sabah 09.00'dan gece 04.00'e kadar müzikle yaşıyorlar. Heyecanlanıyorlar, gülüyorlar, ağlıyorlar ama en nihayetinde mutlular.

"Nasıl söyledim? Güzel. Emin misin? Eveet" / "Sözlerini unuttum yine yaa" / "Şarkının burasında ne demek istiyor?" / "dubiduba dabdabaduuu duadubi" (Serkan’ın scatleri) / "Çok içli söyledin, hay ağzına sağlık" / "Scatlarini biraz daha akıcı yapsana, bölme" / "Verse'ünü de söyleyecek misin?" / "Bu ton doğru mu?" / "Yine yanlış girdim yaa"...

Bunlarla uğraşıp bir de Kamil Abi’yle Sibel’in konserinde ağladık mı tamaaam. Duygusal Türk insanı profiline uymuş olduk.

Aglamamizin nedeni ülkemizi özlememiz mi? Onların bizim için harika müzisyenler olmaları mı? Konser için çok acıklı parçalar seçmiş olmaları mı?Yoksa gözümüze toz kaçmış olması mi?

Nedeni, sadece müzik. Nedeni, işimizden, evimizden, aşkımızdan bir parça bulmamız müzikte. Şarkılarda kendimize ait bir yer hissediyor olmamız belki de.

Bize müziği veren, birlikte çalıştığımız, dinledigimiz, ilham aldığımız herkese sonsuz teşekkürler. İyi ki bir kısmı orada bizimle birlikteydi, iyi ki bir kısmı burada hala bizimle ve hep yanımızda olmaya devam edecek.

Elif Seven.


Gözde Demirelli

“Bu yıl 12 – 22 Temmuz 2007 tarihleri arasında Pulawy, Polonya’da düzenlenmiş olan Uluslararası Jazz Atölyesi’ne katılmak benim için ayrı bir anlam taşıyordu çünkü ilk defa yurtdışına gidecektim ve yanımda sevgili jazz Vokal Hocam Sibel Köse ve onun İstanbul’daki atölyesinden çok sevdiğim arkadaşlarım Elif Seven, Ülkü Aybala Sunat, Serkan Çakıt ve Barış Arslan olacaktı. İçim kıpır kıpırdı, çok heyecanlıydım.

Gittiğimizde Polonya’da soğuk, yağışlı bir hava bizi karşıladı, artık neredeyse akşam olmuştu. Uçağımız Varşova’ya vardığında bizi güleryüzüyle on gün boyunca kahrımızı çekecek olan sevgili tercümanımız (ve dostumuz) Kasia karşıladı. On gün içinde onun adeta kanatsız bir melek olduğuna inandım. Bütün günler boyunca yorulmadan bize tercümanlık yaptı. Karşılaştığımız her sorunda ilk başvurduğumuz kişi haline geldi. 

Atölye içerik açısından bayağı yoğun bir programdı ve bazen dinlenmeye hatta yemek yemeye bile fırsat bulmakta zorlandığımız zamanlar oldu ama olsun orada dinlediğimiz, yaptığımız ve söylediğimiz her türlü müzik bizi canlı tutuyordu.

Bir arkadaşım atölyeye gitmeden evvel “git” demişti, “ülkeler arasındaki sınırların sadece laftan ibaret olduğunu anlayacaksın”. Gerçekten de öyle oldu, orda sanki evimde gibiydim, sanki hepimiz aynı dili konuşuyorduk; müziğin dilini. Anladım ki bu dili konuşan herkes nerede olursa olsun birbiriyle anlaşır ve kardeş olur. Ne kadar şanslıyım ki bu yaz kendime bir sürü kardeş edindim. Hem de bir sürü jazz kardeşleri…

Gözde Demirelli

 


Ülkü Aybala Sunat

“Ben Pulawy’e sevgili Sibel Köse ve sevgili Zuhal Focan'ın çabalarıyla Carlsberg firmasının sponsorluğu ile gittim. On gün süren yoğun ve öğretici bir workshop’tu. Türkiye'den benimle birlikte öğrenci olarak on bir kişi katıldı. Aynı zamanda öğretici olarak Sibel Köse ve Kamil Erdem vardı.

Vokal sınıfının derslerinde parça seçtik ve standartlardan olmasına özen gösterdik. Bu parçaları trio eşliğinde defalarca söyledik. Sibel Hoca diğer arkadaşlarıma ve bana yol gösterdi, parçanın duygusuna girmemi sağladı, hatalarımı düzeltti ve ufkumu açtı. O kadar yoğunluğun arasında herkesle tek tek ilgilendi ve rahatlattı bizi.

Daha sonraki günlerde Polonya'nın jazz divası Eva Bem de geldi, derslerimize katıldı, hepimizi dinleyip eleştirilerde bulundu. Akşamüstü jazz tarihi derslerinde kayıtları dinledik ve videolar izledik. Bu  derslerden sonra, konserler oldu. Farklı gruplar, farklı anlayışlar, bakış açımı geliştirmemi sağladı. Bu konserlerde Sibel Köse, Eva Bem, Janusz Szrom (öğle aralarında yakasına yapışıp blues doğaçlamalar çalıştık, Elif’le), Janusz Szprot ve diğer öğreticiler müzisyenler yer aldılar. Sibel Köse konseri ve solo Kamil Erdem konseri, benim için çok anlamlıydı, dalgalanıp ta durulmak gibi ya da durulamamak gibi. Öğrencilerle birlikte katıldığım konser de çok değerliydi. Herkes söylediği şarkı oldu, öyle hissetti ve çaba gösterdi. Buraya gelmeme sebep olan insanlara çok teşekkür ederim, kazandığım bir çok değerli şey ve değerli arkadaşlıklarım oldu.

Ülkü Aybala Sunat. 

 


Fuat Tuaç

“Çok sıcak bir İstanbul günü atlayıp Varşova uçağına Polonya’ya gittik, Sibel Köse vokal atölyesi öğrencisi olan birkaç amatör jazz vokalisti bizler; Polonya’da her yıl düzenlenen bir jazz okuluna katılmak üzere. Ben oldukça heyecanlıydım. Her ne kadar üç aydır haftada bir kez ders alıyor olsam da birbirimizi yeterince tanımıyorduk, ancak koşullar kaynaşmayı kolaylaştıracak gibi görünüyordu.

Derken okulun ilk günü geldi çattı. Yaklaşık 70 adet bayan vokalistin yanında bizler yani erkekler 5 kişiydik.  Çalışmalar tüm hızıyla bir anda başladı, günler birbirini kovaladı ve bizler vaktin nasıl geçtiğinin farkına varamadık. İşin komik tarafı, kendimizi bu müzik okuluna kayıtlı birer öğrenci sanmaya başladık, ne de olsa sabahtan akşama kadar vaktimiz okulda müzik çalışarak geçiyordu.

Son gün için tüm öğrencilerin sahne alacağı bir konser düzenlenmişti. Yalnızca kulisten izleyicilere bakmam kalbimin yerinden sıçrayıp vücudumun heryerinin sallanmasına yetti. Sıra benim şarkıma yaklaştıkça heyecanım daha da artıyor ve sanki salon gitgide daha da kalabalıklaşıyordu. Diğer arkadaşları sahnede izlemek heyecanımı bir nebze azaltsa da sahneye çıkıp notaları müzisyenlere dağıtıp piyanistten ilk notaları duyup gözleriyle bana verdiği işareti alana kadar geçen süre hala gözlerimin önünden gitmiyor. Zaferimi iki bardak Polonya’nın dünyaca ünlü bizon aromalı votkası “Zubrowka” ile kutladım.

Okulun son günü, hepimiz liseden yeni mezun olan çocuklar gibi mahsunlaştık ve son gece hiç bitmesin diye neredeyse elimizden geleni yapıp sabahlara kadar şarkı söyleyip dans ettik. Uçağın İstanbul Havalimanı’na inmesi ve hepimizin evlerine dönmesiyle birlikte içimize garip bir hüzün çöktü, hatta kendime “acaba bu yaşananlar gerçek miydi” diye sorduğum bile oldu. Amatör olarak jazz’la ilgilenen tüm vokalistlere önerim bu “Pulawy” deneyimini yaşamaları, ben tüm yaşantım boyunca bu tecrübeyi unutabileceğimi sanmıyorum.

Fuat Tuaç. 

 

 

48-SAYI_04-Jazz Ekim 2007 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler