Joe Zawinul

Yayın tarihi: 26.12.2008
Joe Zawinul

Joe Zawinul

11 Eylül 2007’de Sonsuzluğa Doğdu...

 

Hayır, ölümden korkmuyorum. Bunun sebebi, çok küçük yaşlarda her gün ölümle burun buruna bir ortamda yaşamış olmam olabilir. Gerçek bir savaşın ortasında, bomba saldırılarının altında yaşamak hiç bir şeye benzemez; herhalde bunlar beni ölüme hazırlamış olsa gerek. 11-12 yaşındaki bir çocuk normal olarak oyuncaklarıyla oynar sanırım; ben savaşta ölenlere mezar kazdığımı hatırlıyorum. Dolayısıyla, savaş bittikten sonra herşey bana biraz daha kolay gelmişti”.

Joe Zawinul bu sözleri 1997 yılında yaptığı bir röpörtajda söylemiş. Aradan 10 yıl geçtikten sonra son nefesini verirken bu sözleri aklına gelmiş miydi bilemeyiz tabii ama zaten oğlunun onun ardından söylediklerine kulak verirsek Zawinul’un sadece başka bir boyuta geçtiğini düşünebiliriz: “Joe Zawinul 7 Temmuz 1932’de dünyaya geldi, 11 Eylül 2007’de de sonsuzluğa doğdu”.

Geçen yıl Kasım ayında Lincoln Jazz Center’da kendisini ilk kez bir konserde izlerken, muhtemelen bunun son defa olduğunu da aklımdan geçirmiştim doğrusu (bu konserin kaydı LJC web sayfasında var). Dünyanın dört bir yanından gelen müzisyenlerle birlikte çalan Syndicate, Zawinul’un tuşlarından yayılan sonsuz enerjinin itici gücüyle grup emprovizasyonunun nelere kadir olduğunu gösterir gibiydi adeta. Bu konserin sonunda olanları bugün düşündüğümde sanki Zawinul’un Amerika’ya vedası gibi olmuş diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Dinleyiciler arasında olan ve o gün doğum günü olduğunu söylediği oğlunu sahneye çağırdıktan sonra, “müzisyen olarak yaptıklarımı gerçekleştirmeme imkan veren bir ortam sağladığı için bu ülkeye teşekkür ediyorum” diyerek konseri tamamlamıştı. Konserden sonra, “bu yaşlardaki bir adamın hala turnelere çıkıp, torunu yaşındaki insanlarla müzik yapmasını sağlayan nedir?” şeklinde derin konulara girmiştik.

Hayatın her alanında olduğu gibi, Zawinul’u farklı kılan da hiç bir şeye benzememeyi istemesi, yeni denizleri keşfetme arzusu, sınırları değiştirme tutkusuydu sanırım. İşte adına ne derseniz deyin, doğaçlama müzikte yeni bir çığır açan Zawinul devriminin kendi sözleriyle arka planı: “Standart jazz formundan çok sıkılmıştım, herkesin bildiği A-A-B-B işte... Saksofon, trompet, bas solo, sonra davul, sonra tekrar melodi; yıllarca aynı şeyi çaldıktan sonra artık bu bana hiç bir anlam ifade etmiyordu. İşte o zaman yeni bir şeyler yapmaya karar verdim ve müziğim birdenbire yepyeni olasılıklara ve bir çok yetenekli müzisyene açılmış oldu. Wayne (Shorter) ile birbirimizi çok iyi anlamıştık. İlk tanıştığımızdan sonra bir gün birlikte çalacağımızı, bir grubumuz olacağını sanıyorum ikimiz de biliyorduk. Benden farklı bir geçmişten gelmesine rağmen, onun da yeni fikirlere sonuna kadar açık, sınır tanımayan bir müzikal anlayışı vardı” .

Bu meseleyi biraz daha açmak için yine bir röpörtajdan alıntı yaparak Zawinul’un nasıl düşündüğünü anlatmaya çalışmak en iyisi. Kendisine günümüzde jazz denilince artık ilk akla gelen isimlerin Wynton Marsalis ve Keith Jarrett gibi isimler olduğu hatırlatılarak, bununla ilgili ne düşündüğü soruluyor. “Benim için çoğunlukla bu çok sıkıcı bir müzik. Bu müzisyenler mükemmel bir teknikle ve olağanüstü bir tınıyla çalıyorlar fakat bunun jazz için bile iyi bir şey olduğu kanaatinde değilim. Onlara hayatta başarılar diliyorum ! Kendileri için de mutluyum esasında; çünkü, mesela ben bir isim yapmaya çalıştığım yıllarda çok zor şartlarda yaşadım, onlar için öyle olmadı. Bakmak zorunda olduğumuz ailelerimiz vardı filan... Aslında jazz’a emek vermiş müzisyenler için gösterdiği çabalarından dolayı Wynton’ı çok asil buluyorum, kendisine çok saygı duyuyorum ama müzik biraz kısa kalıyor... Bugün hala Cannonball, Horace Silver, Art Blakey, Miles gibi müzisyenlerin yaptıklarını dinledikçe onları çok ama çok daha üst düzeyde buluyorum, tamamen başka bir ligdeler. Yeniler farklı bir şekilde programlanmış gibiler ve yaptıkları benim işim değil. Eğer bugün yeniden başlıyor olsaydım yine o yöne gitmezdim diye düşünüyorum. Aslında bu söylediklerime onların yaptıklarını beğenmemek diyemeyiz, çünkü tamamen kendilerinin kontrolünde olan bir durum değil, sanatın her alanında böyle oluyor”.

Joe Zawinul Viyana’da dünyaya gelmiş. Konservatuar eğitimi aldıktan sonra, Berklee Müzik Okulu’ndan aldığı bursla 1959’da Amerika’nın yolunu tutmuş. İlk yıllarında Maynard Ferguson ve Dinah Washington ile çalıştıktan sonra 1961 yılında Cannonball Adderley’nin grubuna girmiş. Dokuz yıl süren bu dönemde ilk hit parçası olan “Mercy, Mercy, Mercy”nin yanı sıra insan hakları savunucusu ünlü Amerikalı lider Jesse Jackson için de “Country Preacher” adlı parçayı bestelemiş. 1960’ların sonuna doğru Miles Davis ile çalışmaya başlayan Zawinul, bugün jazz fusion dediğim türün ortaya çıkmasına sebep olan müzisyenlerden biri olmuş. Miles Davis’ gruplarında hiç bir zaman sürekli yer almasa da, “In a Silent Way” ve “Bitches Brew” albümlerinde besteci ve klavyeci olarak imzası var. İlk albüm ile aynı adlı parça ve ikinci albümdeki “Pharaoh’s Dance” besteleri bugün dahi devrimci niteliğini kaybetmemiş, insana (en azından bana) o yıllarda yazılmış olduğuna inanılması güç, adeta başka bir gezegenden gelmiş hissi veren parçalar. Bu albümlerde Wayne Shorter’ın da çaldığını belirtmek gerekir . Zawinul, Miles Davis grubunda klavye çalan Chick Corea ve Herbie Hancock ile birlikte elektrik piyanı ve synth kullanan ilk müzisyenlerdendi. Ayrıca okuduğum bir yazılardan birinde Fender-Rhodes ile wah-wah pedalını ilk kullananlardan biri olduğu da belirtiliyor.

Jo Zawinul 1970’de Wayne Shorter ile birlikte, jazz müziğinin seyrini sonsuza dek değiştirdiği söylenen Weather Report grubunu kurmuş. İnanılması güç bir şey ama 1977 tarihli “Heavy Weather” albümündeki efsanevi “Birdland” adlı parça Billboard pop listesinde 30 numaraya kadar yükselmiş !!! Bu parçanın Manhattan Transfer’den Quincy Jones’a kadar farklı müzisyenler tarafından yapılmış değişik versiyonlarının her birinin ayrı ayrı ticari başarı kazanmış olması efsanenin zaman içinde daha da güçlenmesine yol açtı sanıyorum. Bu parça Amerika’da radyolarda en çok çalınan jazz müziği olma rekorunu da açık ara elinde tutuyor. 1986 yılına kadar süren Weather Report çığır açan bir çok albüme imza atmaktan başka Miroslav Vitous, Peter Erskine, Jaco Pastorius, Omar Hakim, Airto Moreria, Alex Accuna gibi olağanüstü müzisyenleri de zaman içinde bünyesine barındırmış. Aslında 15 yıl içinde, Zawinul ve Shorter dışındaki müzisyenlerin sürekli değiştiğini söyleyebiliriz. Weather Report ile ilgili anlatılacak çok şey var ancak bunlar rahatlıkla başka bir yazı (dizisi) konusu olabilir.

Kariyerinin sonraki dönemini Syndicate adını verdiği değişken bir grupla sürdüren Zawinul, “Stories of the Danube”adlı bir senfonik eserden Salif Keita’nın “Amen” adlı albümüne kadar uzanan çalışmalara imza atmış. Birlikte çalıştığı müzisyenler arasında Arto Tunçboyacıyan ve Burhan Öçal’ın da olduğunu ekleyelim. Ayrıca yolunuz Viyana’ya düşerse sahibi olduğu Birdland adlı kulübe uğrayıp, bir zamanlar kendisinin geçtiği yerlerin havasını da teneffüs edebilirsiniz. 

48-SAYI_04-Jazz Ekim 2007 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler