Dee Dee Bridgewater ile bir Mali Yolculuğu

Yayın tarihi: 26.12.2008
Dee Dee Bridgewater ile bir Mali Yolculuğu

Dee Dee Bridgewater ile bir Mali Yolculuğu

 

Alışık olmadığımız bir sahne karşılıyor bizi bu akşam İş Sanat’ta. Jazz vokal divası Dee Dee Bridgewater’ın, köklerini (sonradan olma Nişantaşılı Burhan Altıntop’un hatun araklamak için kendini Kuzeyli zannetmesinden farklı yöntemlerle) aradığı ve Mali’de bularak sanatsal bir başyapıta çevirdiği son albümü “Red Earth” konseri için hazırlanan sahnede, bizi cepheden karşılayan duvara çelik konstrüksiyonlarla gerilmiş renkli desenli üç Afrika kilimiyle, simetrik biçimde sahneye serpiştirilmiş bambulara sarılı ışıklı vazolar, birazdan bizi fantastik bir dünyaya taşıyacak olan müzikler için son derece münasip.

Eşlikçi eşya ve mobilyalar da tasarıma uyumlu kılınmaya çalışılmış. Mümkün mertebe sahnede endüstriyel mamul bulundurmamaya azami gayret sarf edilmiş, hemen her şey otantik desenli örtülerle kapatılmış ama yine üzerinde Dee Dee’nin içinden ne içtiğini (bu egzotik ortamda plastik şişeden şaşal içecek değil ya!) asla öğrenemeyeceğimiz özel matarasının bulunduğu masanın metal ayaklarıyla, önündeki sandalyenin bombeli Mahmutpaşa istihsali formu hissedilmiyor değil.

Bu konser aslında sanatçılarının teşrifinden evvel, salonu dolduran iyi giyimli yüksek kalabalığın sahneye anlamaya çalışanla anlamış görünen göz süzüş süreciyle başlamıştı.        

Önce müzisyenler geliyor, sahnede kendilerine belli ki bir tiyatro eserinin sahnesi gibi uzun uzun düşünülerek ayrılmış yerlerine geçiyor ve looplamışcasına albümün açılışında yer alan “Afro Blue”nun ritmini tutturuyorlar.

Hepsi alacalı bulacalı renk cümbüşü içindeki tek parçalı yerel giysilerini içinde; bir tek Arjantinli davulcu Mimino Garay, başında taç gibi taşıdığı güneş gözlüklerinin altında, turist tişörtüyle. Gecikmeden Dee Dee süzülüyor içeri loş ışıkların gözetiminde, fildişi beyazındaki bol katlı dökümlü, kolsuz, ama bir dirsek bağıyla yarasa etkisi yaratan göz alıcı elbisesiyle. Başı da aynı kumaştan yapılmış, elbiseye dahil katlı bir bez parçasıyla sıkı sıkıya sarılı. Selamlama faslının ardından iki yıl önceki ziyaretini anımsatıyor.

Sahneyle birlikte izleyiciyi de avucunun içinde tutuyor Dee Dee. Müzisyenlerini tanıtışından, şaşırtıcı tatlardaki esprilerine kadar her şeyi istifini bozmadan ustaca kontrol ediyor. Her şey zorunlu olarak sesinin etrafında dönüyor açılıştaki “Afro Blue”da. Sesinin işaret ettiği yer Afrika çalgıları. Özellikle piyanonun arkasındaki yüksek podyumun üzerine yerleştirilmiş, ağaçtan yapılmış iki geleneksel Afrika çalgısı. Biri Lansine Kouyate’nin maharetli sopalarının altında yatan, vibrafonu andıran, tamamen ağaçtan yapılmış vurmalı balafon, diğeri ise Cherif Soumano tarafından şeytani bir ustalıkla çalınan ve bizim tambura benzer telli çalgı kora. Onlarda tüm iltifatlarını Edsel Gomez’in şuh piyano solosuna yapıyorlar bu parçada.

Dee Dee’nin işveli davetiyle şarkıcı Kabine Kouyate geliyor, biteviye mosmor. “Bad Spirits”, birlikte söylüyorlar tiyatral bir diyalog içinde. Olumsuz fikirlerden uzak durmayı, iyi niyetli duygularla yaşamayı telkin eden şarkının orta yerinden teknik açıdan son derece dişli birer balafon ve kora solosu geçiyor.  

Sıradaki “Dee Dee” için Malili genç bayan şarkıcı Mamani Keita geliyor, baştan aşağı ciğer kırmızısı. İkilinin cıvıl cıvıl şakıyarak okuduğu şarkıda, kora-balafon ikilisinin simetrisindeki, davulların arkasındaki podyumda yükselen iki kardeş; karikatür tipli sempatik djembeci Moussa Sissokho ile tamani (konuşan davul) ustası Yacouba Sissoko coşuyor.

Herkesin yüzünü popa döndüğü, jazz şarkıcılığını poplaştırarak medet umduğu zamanlarda, jazz şarkıcılığına yerelliğine ve köklerini katarak büyük bir zeka ve yaratıcılık sergileyen Dee Dee, kökleriyle güzelleştiriyor jazz’ı, tabii bir de doğaçlama imkanlarını limitte kullanarak. Dee Dee’nin yeni konseptindeki bir başka iddiasını da Wayne Shorter’ın “Footprints” yorumu örnekliyor. “Long Time Ago” adıyla başka bir ruh katıyor ona. Işıkların karartılmasının ardından gizemli bir piyano soloyla giren parça, sinsi bir yıllanmış şarap etkisi taşıyor; içerken tatlı, sonradan fena çarpan. Koranın romantik yüzünü gösterdiği solo, yerini Ira Coleman’ın melodik bas solosuna bırakıyor. Oyuncularının monologlarla taşıdığı çağdaş bir tiyatro eseri gibi ilerliyor parça; sahne sahne.

Biraz aşık, biraz maşuk; bazen şımarık bir genç kız sesiyle, bazen bir büyükanne edasıyla; arada bir sahne ışıkları altındaki yıldız, ama her defasında sonuna kadar samimi konuşuyor Dee Dee. Mamani’nin giriş yaptığı, ritmik dans parçası “Children Go Round” esnasında, başındaki katmanlı sargıyı çıkarıyor. Altından iki numaraya vurulmuş, yumurta formlu sivri bir kafa çıkıyor.   

Kendinden ve çocuklardan sonra sıra annelere geliyor. “Mama Don’t Ever Go Away”, içinde modern jazz’ın en yoğun hissedildiği büyüleyici bir piyano soloya ev sahipliği yapıyor. Parça vokal ve groove elemanları arasında bir soru cevaba sahne olurken, Gomez ve Coleman, içinde iki çerçevenin açıldığı bir sinema sahnesi gibi karmaşık ifadeli cümleler kuruyorlar.

Sırada erkekler var diyor Dee Dee ve özgür doğaçlamalar için müsait bir iklime sahip çağdaş bir Afrika groove’u olan “Oh My Love”a geçiyor. Adı Jarabi olan, komediye varan anlatışından anlaşıldığı üzere Dee Dee’nin ağzı açık sırılsıklam aşık olduğu adam hakkında bu şarkı. Şarkı nakaratında eniştenin adını tüm salona alkışlar eşliğinde söyletiyor.

Özel bir şarkı “The Griots”. Toplumun çalışan, ezilen kesimleri için çünkü. Mali toplumunda aşağı kastlardan gelen insanlara verilen isim griot. Müzisyenlikte bu sınıfa reva görülen bir meslek Mali’de. Buna istinaden bol bol vokal doğaçlaması yapıyor Dee Dee Kabine ile birlikte. 

Doğduğu yer için, Memphis Tennessee için söylüyor, albümüne adını verdiği “Red Earth”ü. Üç gelenek; 12 bar blues, jazz ve Afrika tınıları iç içe geçiyor konserin son parçasında. Büyüleyici bir etno-jazz-blues sentezi. 

Tam tam danslarıyla terk ettikleri sahneye, alkışlar arasında geliyorlar bis için. Albümün kapanışında yer alan “Compared To What”, ayakta eşlik eden seyirciye karşı çılgınlar gibi dans edilerek konulmaz güzellikte çalınıyor. Konserin bisinin enerjisi ve büyüsü, neredeyse tüm konserin ederinde.

İçindeki bütün disiplinler ve kültürler arası yan yana gelişler, bu müziğin tek bir hat ve fikirle açıklanabilmesini zorlaştırıyor. Basit bir kes-yapıştır değil. Kusursuz güzellikte bir proje bu. Albümü de öyleydi, konseri de. İfadeci melez geleneğinin doruk noktası “Red Earth”. Yılın en büyük göz ve kulak ziyafetine, şimdiden en güçlü adayımız bu konser.

50-SAYI_02-Jazz Nisan 2008 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler