Archie Shepp İstanbul’dan geçti

Yayın tarihi: 26.12.2008
Archie Shepp İstanbul’dan geçti…

Archie Shepp İstanbul’dan geçti…

 

 

Free jazz akımının ilk akla gelen isimlerinden Archie Shepp; müziğiyle olduğu kadar entellektüel kişiliği, akademik çalışmaları, sosyal ve politik konulardaki hassasiyeti ile de jazz dünyasında özel bir yere sahip. Free jazz döneminin ardından, blues’dan ballad’lara çeşitlenen bir çok farklı türde albümler kaydeden Shepp’in müziğinde değişmeyen unsur ise Afrika mirasına sağdıklık. Afro-Amerikan nüfusun sorunlarını gerek müziğinde gerekse akademik ve özel hayatının her alanında aktaran ve çözümler arayan saksofonist Archie Shepp, Akbank Jazz Festival’i kapsamında bir konser vermek üzere ülkemizi ziyaret etti. Shepp ile Afrika müziğine, jazz’ın sosyal açılardan irdelenmesine ve jazz’ın günümüzde ifade ettiklerine dair bir söyleşi.

Bir röportajınızda “Eğer müziğimize jazz demeye devam edersek, negro hitabıyla anılmaya devam ederiz.” dediğinizi okumuştum, jazz sözcüğü hakkında hala böyle mi düşünüyorsunuz, ya da bakışınızda iyimser anlamda bir değişim oldu mu?

Jazz aslında negronun anlamına yakın bir kelime, belirli bir anlamı yok ama tarih boyunca öyle kullanılagelmiştir. Aslında bir çok değişik durumu ifade etmek için kullanılan bir kelime jazz. Aslen evlilik dışı ilişkiyi tanımlamak için kullanılırmış, sonra zaman içinde müzikle ilişkilendirilmiş. Aslında jazz sözcüğünün geçmişi New Orleans günlerine uzanıyor, o zaman zengin beyazlar bu sözcüğü siyah kadınlarla sevişmeye gittiklerinde kullanırlarmış. Daha açık renkli siyah kadınlar genelde belli türde müzik çalan yerlerde dans ettikleri dönemde ki o dönemde Jelly Roll Morton,  Tony Jackson, Albert Cale çalarmış genelde. İşte beyaz zenginleri kadın bulmaya gittikleri bu dönemde, jazz aradıklarını söylerlermiş. Bu jazz sözcüğünün kullanıldığı çeşitli durumlardan biri. Beyaz zenginleri müzik arayışıyla gitmezlermiş o yerlere, aslen bu danseden kadınlarla sevişme ihtimali için giderlermiş. Bir yüklem gibi kullanılırmış jazz yapmak. Mesela eğer ben bu kızla jazz yaptım dersem onunla müzik yaptım anlamına gelmiyor bu tabi ki. Özetle jazz sözcüğü aslında aşağılayıcı sayılabilecek anlamlara da geliyor ve tam olarak belirgin bir anlamı yok. Bir parfum anlamına da gelebilir, bir çok anlama gelebilir. İşte bu yüzden müziğimize jazz demiyorum. Ben müziğimize Afrika müziği diyorum.

Kariyerinizin başlangıç dönemlerine bakacak olursak, Cecil Taylor’la çalmış olmanın müziğinizde ne gibi etkileri var?

Cecil'in sadece müziğim üzerinde değil, algılamam üzerinde de derin etkileri var. Cecil bu müziği sadece müzik olarak değil de kültürel bir güç olarak algılayan ilk insanlar arasında diyebilirim.

Ya John Coltrane?

Coltrane ile tanışmak bana kendi müziğimi ve uzantılarını başka bir bakış açısıyla değerlendirmemi sağladı, bir nevi devam niteliğinde benim için. Coltrane gençlerle oldukça çok zaman geçiren, çok cömert bir adamdı. Çok saygı duyduğum biri, çünkü her zaman siyahi müziğin parametrelerini genişletmek arayışı içindeydi. Aynı zamanda çok ulaşılabilir biriydi Coltrane; bilgisini, irfanını hep başkalarıyla paylaşırdı. Bu müziğin gelişimde çok önemli biri Coltrane.

Afro- Amerikan sanat müziği siyahi gençlerin kendini ifade yöntemleriyken, şimdilerde bu ifade aracı olarak rap ya da hiphop’ın anılır olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Afro-Amerikan müziği her zaman kendini döneme adapte etmiştir,  gündemde kalmayı başarmıştır hep. Mesela 1920’lere dönersek, insanlar Louis Armstrong hep benzer türde müzik yapmamasına rağmen onun müziğinde dans ediyorlarmış. Afro-Amerikan müziğinin etkileri Avrupa'ya kadar ulaşmış, mesela empresyonist bestecilere. Debussy 19. yüzyılda rag time’dan oldukça etkilenmiş mesela. Ya da Stravinski. Yani başkalarından daha avant-garde bir iş yaptığımı söyleyemem. Bu müzik her zaman kültürel değişimin çok önemli bir parçası olmuş, çünkü kültürel değişimle orantılı olarak ilerlemiş. Mesela günümüzdeki rap müziğine bakarsak, eminim Türkiye'de de rap yapan gençler vardır. Bence bu siyahların müzikle ifade biçimlerinin bir onaylaması gibi. Ben müziğimize jazz, rap ya da hip hop olarak bakmıyorum; Afro-Amerikan ifade biçimi olarak bakıyorum, reggae ya da samba da dahil olabilir buna. Bunları tümü benim müziğim, hepsi Afro-Amerikan müzikler. Brazilya'ya yerleşenler ile Güney Karolayna'ya yerleşen aynı Afrikalılar, bu müzikal farklılıklar sadece ritm duygusunu farklı algılayış biçimleri.

Şimdilerde jazz daha çok, yüksek ekonomik, sosyal sınıflara dahil dinleyicilere hitap ediyor, bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sana söyle açıklayayım, bizler sadece oral geleneklere bağlı olarak evrimleşmemişiz, bu sürece dans da şarkı da, hepsi dahil. Ayrıca bu geleneklere ek olarak bir de işin enstrümantal boyutu var. Mesela benim gençliğimde 500 dolara bir saksofon alabilirdin, ama şu an aynı enstruman 5000 dolar. Siyah gençlerin bunu alabilecek parası yok ki... Yani jazz denen müzik türü artık bunun asıl yaratıcıları olan siyahi nüfus arasında o kadar popüler değil. Jazz artık bu enstrümanları almaya imkanı olan beyaz gençler arasında yaygın. Yani birileri benim müziğime avant-garde dediğinde bunu kabul edemiyorum, çünkü ben etrafımda olanın bir parçasıydım, tıpkı Louis Armstrong, Charlie Parker gibi. Mesela Louis Armstrong'un işlerinden çok etkilenen Scott Fitzgerald var. Ya da Jackson Pollock. Ya da Jack Kerouac Charlie Parker'ın işlerinden çok etkilenmiş. Yani Afro-Amerikan müziği bugüne baktığımızda da modern sanatların tümüne çok etki eder durumda, edebiyata, resime. Bunun farkına varmamda Cecil Taylor en etkili isim diyebilirim. Müziğin müzik olarak algılanmasının dışında, toplum ve sanat üzerindeki daha büyük etkilerini. Bizim tüm dünya üzerinde kültürel anlamda derin etkilerimiz olagelmiş. Müziğimiz günümüzün müziği. Mesela çocuklara bakın, hepsi şapkalarını ters takıp düşük belli pantolonlar giyiyorlar, Michael Jordon gibi giyinmeye özeniyorlar. Tüm dünya kültürleri küreselleşmenin bir yansıması oluyor.

Son albümünüzün isminin “Gemini” olmasının astrolojiyle bir alakası var mı?

Tam olarak değil sanırım, bir yandan da albüm iki CD’den oluşuyor. Aslında bu fikrin çıkış noktası  bu. Astrolojiyle ilgileniyorum ama, John  Coltrane kadar değil. O ciddi anlamda ilgilenirdi astroloji ile.

Genç müzisyenlerden beraber çalmayı istedikleriniz var mı?

Neden eski müzisyenleri sormadın (gülüyor). Çünkü yenilerden çok da fazla dinlemiyorum ama duyduğum yeni müzisyen çok var. Ama benim yaşımdaki müzisyenleri fazla duymuyorum çünkü herkes çok yaşlandı. Demek istediğim hala hayatta olan ve çalmayı çok sevdiğim müzisyenler var, McCoy Tyner onlardan biri, sonra George Coleman. Ya da zamanımızın harikulade piyanistlerinden diyebileceğim Ahmad Jamal.

Çağdaş kompozisyona ilginiz oldu mu hiç?

Bu sıralar klasik döneme daha ilgiliyim, son zamanlarda Mozart'ın bestelerini sıkça dinliyorum. Aslen batı klasik müziğine hiçbir zaman o kadar ilgili olmadım. Kendi müziğimizle, siyahi müzisyenler tarafından yaratılmış müziklerle  ilgili olmakla yeterli geliyordu bana. Beyazların Klasik Batı müziğine ihtiyacım olduğunu düşünmedim hiç. Aslında bu iyice alakadar olmayana kadar geçerli. Müzikal olarak problemler yaşadığım bir dönem oldu ve sonra Mozart’ın Sol Major Flut sonatına takılıp kaldım. Bana bir miktar yardımı dokunduğunu söyleyebilirim.

50-SAYI_02-Jazz Nisan 2008 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler