Porsenelin Mucit Aktivisti Can Apak

Yayın tarihi: 09.09.2009
İstanbul Porselen’in Genel Müdürlüğü görevini yürütmüş, yıllarını porselen üretimine vermiş olan Can Apak, 20’yi aşkın kişi, k

Porselenin mucit duayeni Can Apak

 

İstanbul Porselen’in Genel Müdürlüğü görevini yürütmüş, yıllarını porselen üretimine vermiş olan Can Apak, 20’yi aşkın kişi, kurum ve kuruluşun ücretsiz danışmanlığının yanısıra Birleşmiş Milletler’e de danışmanlık yapıyor…

 

Can Apak, porselen dünyasının çok yakından tanıdığı bir isim. Apak, zücaciye dünyasında daha çok Paşabahçe’nin bugün kapalı olan porselen fabrikası İstanbul Porselen’in genel müdürü kimliğiyle biliniyor. Ancak Apak’ın renkli kişiliği bu görev tanımıyla sınırlı değil. Bir dönem TÜBİTAK’ta başkan yardımcılığı yapan Apak, bugün Birleşmiş Milletler Danışmanlığı, İntota Danışmanlığı gibi görevlerini sürdürüyor ve 20’yi aşkın özel ve tüzel kuruma ücretli veya ücretsiz danışmanlık yapıyor.

Apak, renkli bir karakter ve ilgi alanı sadece porselen ve seramiğin kadim bilgisi değil. Makinelere, ürünlere, maddelere bir bulmaca gibi yaklaşıyor, onları çözmeyi, yeniden üretmeyi yaşamının keyifli bir parçası haline getiriyor. Piyasa hakimiyeti ve analitik yaklaşımı sayesinde, çevresindeki her şeyi bir başka şeyle eşleştirme, insanların farklı sorunlarını çözme becerisi ise onu vazgeçilmez bir danışman haline getiriyor.

Apak, çalışmadan duramayan insanlardan… Ama onun için çalışmak, bir mesai ile sınırlı değil ve işinin tanımıyla da… Apak Türkçe dahil yedi dil biliyor ve beş dili kendi kendine öğrenmesi de bu ‘çalışma’ halinin bir getirisi. Bu ‘çalışma’ biçimi yaşamının bütününü kapsıyor ve konu sınırı tanımıyor. İlgi alanı zenginliğiyle sıradan insanlardan ayrılıyor.

 

Şişecam’ın Sınıvı

 

Apak, 10uncu olarak girdiği ODTÜ’nün Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun olmuş. Eğitim hayatı çalışarak geçen ve pek çok farklı işi öğrenen Apak, Şişecam bir sınav açıp, İngiltere’ye yollayacak öğrenci aradığını duyunca sınava girmiş. Sınavı kazanan Apak, İngiltere’de Cam ve Porselen üzerine eğitim almış. Döndüğünde ise kendisine eğitim olanağı sağlayan Şişlecam’da çalışmaya devam etmiş. Şişecam’ın kum işleme tesislerine varana kadar tüm üretim alanlarında çalışan Can Apak, cam imalatının her aşamasına hakim olmuş. Bu süreç onu Şişecam’ın porselen fabrikası olan İstanbul Porselen’de Genel Müdürlüğe kadar götürmüş. Şişecam’da Alev Yaraman ile birlikte Ar-Ge bölümünün ilk çalışanı olan Apak, bölümün yıllar içinde 60 personel çalışan araştırma laboratuarına dönüşümüne de önayak olmuş. Teknik konularda uzman olan Apak, araştırmaları yöneten, fabrikalarla teknik iletişimi kuran, teknik sorunları çözen görevler üstlenmiş. Araştırmadaki görevi, Remzi Ormancı’nın onu İstanbul Porselen’deki bir sorunu çözmek için uzun süreli görev değişimi önermesiyle sona ermiş. Apak, “İstanbul Porselen o zamanlar batmış denilecek bir durumdaydı. Fabrika randımanının yüzde 15’i kadar üretim yapıyordu ve ürettiğini ise satamıyordu. Beş ay sonra aylık 260 bin civarında olan üretimi 1 milyon 200’lere çıkardık. Ancak sorun bitmemişti. Üretim yapmak yetmiyordu; satış aynıydı. O zaman taksitli satış yapmayı önerdim. Taksitli satış başlatarak porselen sektöründen değil beyaz eşyadan pay aldık” diye anlatıyor o günleri.

 

“İnsan İz Bırakmalı”

 

Sektöre yıllarca emek verdikten sonra emeklilik yaşı geldiğinde, “İnsan 45’ine kadar iş kurarsa kurar,” deyip, serbest çalışmaya karar vermiş ve bir dönem horeca sektörüne tedarikçilik yapan bir şirkete ortak olmuş. Bu işi sürdürürken, TÜBİTAK’tan teklif alınca bunu vatan görevi saydığı için kabul etmiş. Geçici olarak başladığı işe üç yıl boyunca sürdürmüş. Bugünkü bakış açısını şöyle anlatıyor Apak: “İnsanın psikolojik olarak tatmin sıraları vardır. Beslenme, barınma, çoğalma… En sonuncusu ise iz bırakmaktır. Ben sanırım o ihtiyaca geldim. Karı koca çevre için çalışıyoruz” diyor.

Apak, bu konuda bir ‘toplantı insanı’ değil; o bir aktivist. Ama aktivitesi yine üretimle yakından ilgili. O her türlü geridönüşüm tesisi kurabiliyor! Apak’ın geridönüşüm alanındaki çalışmalarının arasında naylon torba, pet şişe gibi plastik malzemeleri mazota dönüştüren bir sistem de var. Bu tür atıklardan mazot üreten bir sistem kuran ve sistemin prototipini yapan Apak, yan ürün olarak karbon siyahı denilen yağlı kara da üretebiliyor. Çeşitli üretim alanlarında kullanılan bu maddenin de ticari bir değeri var. Çin’de icat edilen ve teknolojisi kurulan bu sistemi, Can Apak çözerek kendi sistemini kurmuş. Apak’ın bir buluşu da tuzluktan biraz daha büyük ama hayat kurtarabilecek kadar etkili bir oksijen deposu. Küçücük bir alet olmasına rağmen 20 dakika oksijen sağlayabiliyor. Çantada bile taşınabilecek kadar küçük bir şey olduğu için, her yerde bulundurulabiliyor. Can Apak, mucit kişiliği olan biri… Çözmek en büyük keyiflerinden ve uğraşlarından biri… “Bana bir madde verin” diyor, “Size bir gün içinde nasıl yapıldığını çözeyim.” Bugüne kadar pek çok maddeyi ve teknolojiyi çözmüş. En zor çözdüğü ise bildiğimiz bilardo tebeşiri olmuş. Silikat esaslı bir madde olan bilardo tebeşirinin bu kadar zor olmasının nedeni, silikatın çok farklı biçimlerinin olması… Akıl defterim dediği bir deftere buluşlarını not eden Apak, gençlerin buluş yapmasını sağlamak ve bu konuda cesaretlerini artırmak için kurulmuş www.benbuldum.com isimli bir internet sitesinin de editörü. Sitenin Canbabası olan Apak, orada gençleri buluşturarak  yönlendiriyor. 

 

Seramik ve porselen üretiminde neler değişti

 

Seramik ilk çağlardan itibaren, yaklaşık 70 yıl öncesine kadar hiç değişmemiş ve hep aynı şekilde üretilmiş. En ileri alet, çıkrığın motorlusu olmuş. Derken Almanlar alçı kalıbın üzerine çamuru sıvayarak yayan sistemi bulmuşlar. Sonra, bildiğimiz sıcak kafalı aletlere geçilmiş ve bir makine dakikada 10-12 tabak üretmeye başlamış. Yuvarlak şekiller tornada, diğerleri dökümle yapılıyor. İngilizler bir sistem bulmuşlar. Alçının gelişmesiyle ilgili. Basma sistemiyle üretilmeye başlanmış. Alçı çamura yapıştığı için, başka yöntemler geliştirdiler. İncecik delikleri olan bir alçı kalıp üretilmiş ve bastığı an hava vererek çamuru kalıptan uzaklaştırıyor. Bunu biz de yapalım dedik. Porselen çamuru, seramik çamuruna göre daha az plastiktir. Onun için çatlıyor. Sulu basmak lazım, sulu basınca da yamuluyor. Mucit tarafım ağır bastı ve sisteme vakum ekledim. Porseleni basarken vakumla çamurdaki suyu emiyorum, havayı basıyorum ayrılıyor. Bu pres, işi hızlandırdı. Derken Almanlar başka yöntemle çıktı. Çamuru, sıcak hava içine püskürterek kurutuyorlar. Çamaşır deterjanı da aynı yöntemle yapılır. Çamaşır deterjanına benzeyen bir malzeme oluşuyor. Makine elektrik süpürgesi gibi bir emiciyle depodan granüle ürünü alıp, kalıba götürüyor. Bu malzeme bir kalıbın içine dolduruluyor ve santimetre kareye 600 kilo gibi korkunç bir basınçla presleniyor. Preslenince kuru halde tabak üretiliyor. Kuru presle kurutma işlemi olmadan hemen sırlanabilecek ürünler üretiliyor. Bir adam koymanız başına yetiyor. Bu büyük bir aşama. Dökümle yapılan kayık tabaklar insanların gözüne batmaya başladı. Çok zaman alıyordu. 45 dakikada bir kayık tabak yapıyordunuz. Ve bir kalıptan günde iki tane çıkartısınız… Kalıpların kuruması lazım çünkü… Gözenekli malzeme var ya buradan basabiliyoruz ama emerek suyunu alırız ve birkaç dakikada bir tabak üretiriz. Bunu almak için robot alıcılar eklendi. 1500 kişilik fabrikalar 150 kişiyle çalışıyor. Basınçlı döküm sistemleri, sağlık gereçleri lavabo v.b hepsinde kullanılıyor. Bunu kullanmayanlar küçük atölyeler.

Eskiden Türkiye oldukça gerideydi. Fakat Avrupa işçilik fiyatları yüzünden fabrikaları kapattı. İngiltere’deki dev şirketlerden sadece bir tanesi kaldı. Türkiye onların teknolojilerini, makinelerini aldı ve modern sisteme döndü. Bizimle teknoloji konusunda yarışıp geçecek bir tek Japonya var. Bizi değil bütün dünyayı ezip geçebilir. Vardiyada üç kişiyle ayda bir buçuk milyon porselen üreten fabrikaları var. Ama bu bizim klasımızın dışında.

 

“Çin’de işçi 12 saat çalışıyor, evine de gitmiyor”

 

Çin ile seramiğin katmadeğeri yüksek alanlarında rekabet edemeyiz. Çünkü karşımızda el işine bağımlı olarak katmadeğeri yüksek malzemeyi üreten bir ülke var, Çin. Katmadeğeri yüksek malzeme yükte hafif pahada ağırdır ve Çin’den buraya gelmesi çok zor değil. Çin’den fayans, hela taşı getiremezsin ama elektronik getirirsin. Tabak getirirsin. Birkaç ay önce Çin’deydim, işçinin çalışma şartlarını gördüm. Bir Çinli işçinin vardiyası 12 saat. İkincisi Çinli işçi evine gitmiyor, fabrika yatakhanesinde yatıyor. 600 kişilik fabrikada 300 kişilik yatakhane var. Vardiya değişiyor. Bahçede iki kazan kaynıyor. Birinde pirinç, öbüründe de başka türlü bir yemek var. Her işçi bu şartlarda yaklaşık 1.5 yıl çalışırmış, sonra 800 dolar alıp evine gider, bir daha da gelmezmiş. Biz bunu yapamayız. Dolayısıyla bu alan bize uygun değil. Sofra eşyası bu alanın sınırında kalıyor. Halen düşük kaliteli ve dolayısı ile katmadeğeri düşük sofra eşyası üretiyorlar. Yol ve gümrük masrafları da eklenince fiyatları yüksek oluyor. Fakat kalitelerini artırırlarsa rekabet şansımız kalmaz. Bazı şeyler de var ki, gereğinden fazla para ödüyoruz. Bunları yapıp, önce Türkiye’ye sonra da civarımızdaki ülkelere satmamız lazım. Teknik seramikler mesela… Çok basit bir şey söyleyeyim, tekstil makinelerinin iplik gaydları. O kadar uzun süreyle iplik geçiyor ki, çeliği bile kesiyor iplik. Bu nedenle çok sert seramikten yapılıyor bu ürün. Türkiye’nin bu tür ürünleri yapması lazım… Ben ne yapayım diye baktım. Toptancıların çok fırsatçı olduğunu gördüm ve işe girmedim ama kuyumculukta kullanılan bütün seramik malzeme dışarıdan geliyor. Hatta ‘bu yapılabilse şahane’ dedikleri ürünler var. İzolasyon tuğlasından yapılan ve adi bir tornada çekilmiş bir kılıf var mesela. İzolasyon tuğlası ton hesabıyla yapılıyor Türkiye’de ama bu ürün yapılmıyor.

 

 

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler