Züccaciyenin Yeni Umudu Yeni Oteller ve Harcayan Turistler

Yayın tarihi: 09.09.2009
Zücaciyenin yeni umudu yeni otel ve harcayan turist

Zücaciyenin yeni umudu yeni otellerle harcayan turistler

 

Son 10 yılda ülkemize gelen turist sayısı, yıllık 1.4 milyon kişi artışla 26.3 milyona ulaştı. Turist sayısındaki artış zücaciye sektörü için de müşteri potansiyeli demek. Ayrıca turizm sektöründe yoğun olarak uygulanan ‘her şey dahil’ sistemi ile gelen yeni standartların da zücaciye pazarını büyüteceği tahmin ediliyor. Turizmde yapılan her yeni tesis ve fazla harcama yapan turisti çekmedeki başarı zücaciye sektörünün büyümesi için de önemli.

 

Halen ağırladığı turist sayısı ile dünyada 10’uncu sırada olan Türkiye, mevcut avantajları gözönünde bulundurulduğunda, turizmle bağlantılı yan sektörlere de etki ediyor. Turizm sektörü, bir ülkenin ekonomik refahına olduğu kadar sosyokültürel alışverişe de imkan sağlıyor. Döviz girdisi sağlama, istihdam artırma ve yaklaşık 40'a yakın yan sektörü birebir etkileme potansiyeline de sahip. Bu yönüyle turizm sektörünü ülkemiz için lokomotif sektör olarak değerlendirmek mümkün.

2008 yılında yüzde 12.83 artışla 26.3 milyon turist potansiyeli yaratan turizm sektörü, zücaciye sektöründe de önemli bir talep artışı sağlıyor. 1980’li yıllardan itibaren hızla açılan oteller, talebi önemli ölçüde tetikliyor ve zücaciye sektörünün özellikle gastronomi diye ayrılan bölümü gelişme kaydediyor. Türkiye’nin 5 yıldızlı otel ve tatil köylerine ürün pazarlayan zücaciye sektörü turizm sektöründeki dalgalanmalardan doğrudan etkileniyor.

Her iki sektör de kendi iç dinamiklerinde yaşadıkları olumlu ve olumsuz gelişmelerle birbirlerini tetikliyor. Camdan porselene, seramikten, metale birçok alt sektörü bünyesinde barındıran ve ağırlıklı olarak yerli üretime dayanan zücaciye sektörü de, turizm işletmecilerinin olmazsa olmaz ihtiyaçlarını karşılıyor. Dolayısıyla turizm ve zücaciye sektörlerinin karşılıklı iş birliği ilgi çekici sonuçları da beraberinde getiriyor.

 

Her Turist Aynı Zamanda Müşteri

İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından yayımlanan ‘Zücaciye-Turizm Sektörleri Ekonomik Etkileşimi’ isimli kitapta her iki sektörün birbiriyle bağı, fayda ve zarar ilişkisi inceleniyor.

Türkiye'deki mevcut perakendeci sayısı yaklaşık 5 bin. Ortalama olarak her perakendecinin ikram kesimine 10 bin TL, ev kesimine ise 150 bin TL yıllık satışı bulunduğu tahmin ediliyor. Ayrıca hiper ve süpermarketlerin zücaciye satışları toplam ciro içinde yüzde 5 pay alıyor. Bu da yaklaşık 250 milyon dolara tekabül ediyor. Dolayısıyla toplam zücaciye sektörünün yıllık satışlarının 1 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor.

Bugün Türkiye 27.5 milyon turist ile dünyanın en fazla turist çeken ilk 9 ülkesi arasında yer alıyor. Son 10 yılda ülkemize gelen turist sayısı yılda 1.4 milyon kişi artışla 9.5 milyona ulaşıyor. Bu da zücaciye sektörü için artan turist sayısı kadar ilave bir ürün pazarı demek. Ayrıca her şey dahil sistemi ile gelen yeni standartların ve turizme yansıyan kalite anlayışının pazarı daha da büyüteceği tahmin ediliyor.

 

Turizmin gelişmesinde ve kitlelere yayılmasında organizasyon çok önemli bir etken. 1990'lı yılların sonlarından itibaren uyguladığı ‘her şey dahil’ sistemine ülkemiz, yavaş yavaş da olsa bir standart getiriyor. Artık sistem sadece birkaç çeşit yemek vererek ‘her şey dahil sisteminde bir otel işletiyorum’ mantığının dışına taşmış durumda. Bugün özellikle dört veya beş yıldızlı otellerde, ana yemek salonu dışında, dünya mutfaklarının ayrı ayrı yer aldığı ‘a la carte’ restoranlar yer alıyor. Bu durum zücaciye ürünlerine olan talepte kalite olarak da artışa neden oluyor.

Turist kalitesindeki artış doğal olarak zücaciye sektörüne de yansıyor. Bunun için uzmanlar, öncelikle Türkiye'nin ucuz turist sarmalından çıkıp fiyatları yukarı çekmesi gerektiğini belirtiyor. Fiyatların yukarı çekilebilmesi için de farklılaşma ve hizmet kalitesinde asgari standardizasyon sağlanması öneriliyor.

 

Farklılaşma ve Kalite

Bugün turist başına gelirde Türkiye’nin yaklaşık iki katını kazanan ABD, turizm sektörünü deyim yerinde ise bir show business'a, rüya gibi tatil kavramına taşıdı. Farklılaşma ve kalite adına yapılan tüm bu yatırımlar gelirde de yüksek oranda artışa neden oldu. Bu durum sadece otel müşterilerine bağlı kalmadan ‘outsource’ müşterilere verilen ikram hizmetinin önemini de artırdı. Özellikle İstanbul gibi tarih, kültür, sağlık, kongre, din, eğlence ve alışveriş turizminin iç içe olduğu şehirlerde daha da önem kazanan bu hizmet şekli, otellerde ‘kuver’ diye tanımlanan müşterilere açılan servis sayısını çok yukarılara taşıyor. Kalite ve nicelik olarak artan bu yeni servis anlayışı, outsource hizmetler için kullanılan zücaciye ürünlerinin çok daha kaliteli olmasını gerekli kılıyor.

Turizmdeki farklılaşma ve müşteri odaklı hizmet gayretleri sıkça tasarım yenilemesine de neden oluyor. Geçmişte oteller ve restoranlar, yeme içme takımlarını dört beş sene kullanmak için alırken artık neredeyse her yıl yeniliyorlar. Hatta öyle ki, kış ve yaz sezonu olarak farklı takımlar tercih ediliyor.

 

Yeni Otel, Yeni Talep Demek

Turistik tesis yapımındaki artışın da zücaciye sektörüne yansıması bekleniyor. Yapılan hesaplamalarda beş yıldızlı bir otelin ilk açılışında zücaciye ürünleri ihtiyacının genelde 300-500 bin dolar civarında olduğu, bu rakamdan porselen ve cam ürünlerin yüzde 27-28, çatal-bıçak, tencere ve set üstü yardımcı ürünlerin yüzde 35-40, plastik ürünlerin ise yüzde 3-5 pay aldığı öngörülüyor. Zücaciye sektörü için büyük bir pazar olan bir otelin sadece açılışında ortalama 310 bin kalem ürüne ihtiyaç duyuluyor.

İlk kuruluş dışında yıl içerisinde de kırılma, kaybolma gibi nedenlerle de zücaciye ihtiyacı devam ediyor. Bunlardan cam ürünlerde yıllık kırılma ve kaybolmaya bağlı kayıplar yaklaşık yüzde 20-25, porselende ise yüzde 15-20 olarak gerçekleşiyor. Bu yılda 60-70 bin dolarlık bir talep demek. Hal böyle olunca işletmeler maliyeti düşürmek için ya kalitesiz ürünlere yöneliyor ya da üründen kaynaklanan kırılmaların, kayıpların azaltılması amacıyla yeni ürün tasarımına gidiliyor. Tabakların köşelerinin daha kalın, metal kaplamaların, dekorların bulaşık makinelerinde yıkamaya dayanıklı olması buna örnek gösterilebilir. İthal ürünlerdeki en büyük dezavantaj da burada ortaya çıkıyor. Kırılan ithal ürünlerin yerine konması çoğunlukla mümkün olmuyor. Ancak son 2-3 yıldır döviz fiyatları düşük olduğundan taşıdığı tüm risklere rağmen yurtdışından yapılan ithalat firmalara daha cazip geliyor. Bununla birlikte 2008’de döviz kurlarının yüzde 25 yükselmesi bu cazibesinin kaybolmasına neden oldu.

 

 

Satışın yüzde 16’sı turistik tesislere  

Türkiye İstatistik Kurumu’nun Girdi-Çıktı Araştırması’na göre turizm sektörü, 54 sektör ve alanda 11.2 milyar dolarlık mal ve hizmet alımı yapıyor. Bunun konaklama tesisleri tarafından satın alınan miktarı 5.5 milyar dolarken, lokanta, kafe, bar ve yeme içme gibi tesisler tarafından 5.7 milyar dolarlık mal ve hizmet satın alınıyor. 2008 yılına gelindiğinde bu gibi turizm tesislerinin toplam cirosu 20 milyar dolar civarında gerçekliyor.

Otel, lokanta, bar gibi turistik tesisler; inşaattan tekstile, gıdadan zücaciyeye, temizlik ürünlerinden mobilyaya kadar bir çok sektör için önemli bir pazar oluşturuyor.

Sözkonusu turistik tesislerin yan sektörlere katkısı zücaciye sektörü kapsamında değerlendirildiğinde; cam ve cam ürünleri imalatı, seramik ürünleri imalatı, lokanta, kahvehane, bar ve yeme içme yerleri, eğlence, dinlenme, kültür ve spor faaliyetleri, diğer metal eşyaların imalatı, metal işleriyle ilgili hizmet faaliyeti, plastik ürünleri imalatı, oteller, moteller, pansiyonlar, kamp ve diğer konaklama yerleri sektörlerinin turizmden etkilenme payı yüzde 15.84. Buradan anlaşılacağı üzere yukarıda belirtilen sektörlerde yapılan her 100 birimlik satışın yaklaşık yüzde 16'sı turistik tesislere yapılıyor.

 

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler