02 - Bedenimizi kullanırken neyi yanlış yapıyoruz

Yayın tarihi: 22.06.2006
Bedenimizi kullanırken neyi yanlış yapıyoruz

 

Bedenimizi kullanırken neyi yanlış yapıyoruz?

 

Kaybolan duygular

Modern insan, atalarının yüzleşmek zorunda olduğu tehlikeleri artık yaşamıyor… En son ne zaman büyük bir mamut tarafında kovalandınız? Günümüzde bu tip gerilimler için tercih edilen aktiviteler sinemaya gitmek, bungee jumping ya da rafting gibi ekstrem sporlarla sınırlı. Tüm bunların popüler hale gelmesi hiç şaşırtıcı değil, çünkü bu aktiviteleri gerçekleştirirken yaşadığımız fiziksel sinyaller, esas olarak atalarımızın yüzleştiği gerçek zorlukların birer temsili.

 

Modern yaşam, fizyolojik ve psikolojik sağlımızı koruyabilmemiz için yeterince mücadele içermiyor. Bedenimizi hep doğru sıcaklıkta tuttuğumuzda, aç değilken de beslendiğimizde, yorgun olduğumuzda değil de, önceden belirlediğimiz saatlerde uyuduğumuzda, gece olduğunda bedenimizi gündüzmüş gibi kandırdığımızda, bedenin biyolojik sistemi karışıyor.

 

İnsanoğlu yüzyıllar boyunca bu duygularla hayatta kalabildi. Tehlikelerden kurtulmada, susuzken su bulmada, acıktığında yemek bulmada duygularına güvendi. Bugün yine ordalar ama onları nasıl canlandıracağımızı unuttuk.

 

Bedeninizi doğru kullanmayı geliştirmeniz için yeni duyguları hissetmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Aristoteles bize beş duyu geleneğini miras bıraktı: Dokunma, tatma, koklama, görme ve duyma. Bu duyular bedenimizi kullanışımızla ilintilidirler ve bizi dünya hakkında bilgilendirirler. Ama asıl önemli olan Aristoteles’in de bize hatırlattığı devinim duygusudur.

 

Bu duygu bizi dış dünyadan çok, iç dünyamız hakkında bilgilendirir. Devinim duygusu vücudumuzu nasıl kullandığımıza dair bir farkındalıktır. Günümüz insanı, ne yazık ki bu duyguyu kaybetmiş durumda.

 

Stres

Modern tıp eski düşmanlarına karşı olan savaşını kazanmış olabilir (salgın hastalıklar gibi) fakat yeni düşmanlar su yüzüne çıktı. Bugün kanser ve kalp hastalıkları gibi ölümcül rahatsızlıkların çoğunun stres kaynaklı olduğu biliniyor. Yaşamlarımız atalarımızınkinden daha stresli değil mi? Onlar açlıkla, susuzlukla ve soğukla; bizse işsizlikle, taşınmayla, boşanmayla ve ev kiralarıyla başa çıkmak zorundayız. Her stres zararlı değildir, yaşamın bir parçasıdır. Stres olmasaydı bizi harekete geçiren bir şey olamazdı ve mücadele edemezdik. Aslında bize zarar veren stresin kendinden çok ona cevap veriş biçimimizdir, bedenimize nasıl döndüğümüz ve nasıl rahatladığımızdır. Asıl problem, atalarımızın yaptığı gibi stresten kaçamıyor oluşumuzdur. Hayat bizi eskisi gibi tehdit etmiyor olsa da, modern zamana ait sorunları çözebilmek çok daha karmaşık. Bir mamut tarafında ezilmek gibi ani bir tehlikeyle başa çıkmak birçok açıdan çok daha kolaydı; iki seçeneğiniz vardı, kalıp dövüşmek ya da deli gibi koşmak. Gelen elektrik ve gaz faturasına karşı belki benzer bir tepki gösteriyor olabiliriz, fakat gerçekte bu tür bir stresi aşması çok daha uzun bir zaman alacaktır.

 

Sonuç olarak; bedenlerimiz temel fonksiyonlarımız olan kavga etme ya da kaçma modunda harekete hazır olma halini koruyor. Bu stres hali ise savaşma görevi kadar hayati değil ve ne yazık ki, bağışıklık sistemimizi de etkiliyor. Teknik olarak bu durum, stresi kontrol etmemizi sağlayan ve bağışıklık sistemini kuran otonom sinir sisteminin bir parçasıdır. Harekete geçmemizi engelleyen anti stres hormonları kanımıza karışıyor. Rahatlamayı öğrenmek ve basıncı yenmek, hem stresi dengelemek hem de bedenimizi doğru kullanmak açısından çok önemli. Hem aklımız hem de bedenimiz aynı etkenler tarafından kuşatılıyorlar, bu nedenle her ikisini de eğitmemiz gerekiyor.

 

Rahat oturabiliyor musunuz?

Umarız oturamıyorsunuzdur! Ama bu durum çok uzun sürmeyecek. Çoğu zaman kötü bir şekilde tasarlanmış koltuk ve sandalyelere oturuyoruz. Fakat ergonomik sandalyeler bile bizim duruşumuz için problem yaratabilir. Çünkü hareket etmemiz gereken bir zamanda bile bizi oturmaya teşvik edebilirler.

 

Sadece bir gün içinde kaç saatinizi oturarak geçirdiğinizi hatırlamaya çalışın; evde, ofiste, arabada ve otobüste… Sonuç gerçekten korkutucu! Hareketsiz bir yaşam biçimi tüm kas sistemimizin dengesini bozuyor. Açıkça görülüyor ki, yeteri kadar hareket etmiyoruz.

 

Sportif faaliyetler ve spor sakatlanmaları

Şüphe yok ki her zaman olduğundan çok daha fazla bir spor bilincine sahibiz. Bu durum giderek çoğalan spor salonlarından kaynaklanıyor. Ne yazık ki, spor salonları gibi spor kazaları kliniklerinin de sayısı artıyor. Fitness kaynaklı kazalardaki artış daha çok egzersiz yapmaya başladığımızın ve bu sırada kendimize zarar verdiğimizin güvenilir bir göstergesi. Neden?

 

Problemin bir kısmı fitness rutinini yüklenebilecek kadar zinde olmamamız. Kaçımız yeni yılda aldığı kararla başladığı fitness sınıfını öncesine göre daha kötü hissettiği için yarım bıraktı? Orta yaşlı kaç futbolcunun spora geri dönüşleri bir sakatlanmayla sonuçlandı?

 

Problem, bedenlerimizi doğru kullanma kabiliyetini kaybetmiş olmamız. Egzersiz sırasında onları yanlış kullanarak bedenlerimizde stres yaratmaya devam ediyoruz. İster jimnastiğe, aerobiğe, yogaya gidiyor olun, ister bir takım sporu yapmaya başlayın, bedeninizi doğru kullanmayı öğrenmediğiniz sürece kendinize zarar vereceksiniz. Profesyonel atletler, sporcular ve dansçılar bile, kariyerlerinin başında bedenlerini bu şekilde cezalandırıyorlar ve yaşamalarının geri kalanında büyük sorunlar yaşıyorlar.

 

Bedenin doğru kullanımı

Bu kitabın amacı, akılcı bir beden çalışması aracılığıyla size bedeninizi doğru kullanmayı öğretmektir. Bu ‘doğru kullanım’, egzersizlerinizde olduğu gibi, günlük aktivitelerinizde de devam etmeli. İster profesyonel olun ister spora yeni başlamış, doğru hareket örnekleriyle tanışacak ve bedeninizi tekrar eğiteceksiniz. Burada öğretilen derslerden dansçılar, sporcular ya da spora yeni başlayanlar yararlanabilirler. 

 

Bunu yapabilmek, yani aklımızla, bedenimizle ve duygularımızla yeniden bağlantı kurabilmek için, zihin ve kasları birbirine bağlayan nörolojik yollar üzerinde çalışmalıyız. Bu nörolojik yollar bütün hareketlerimizi koordine eden sinir sistemimizi şekillendirirler. Bu hareketlerin bazıları bizim kontrolümüz altındayken, diğerleri otomatiktir; nefes alma eyleminin bilincinde olsaydık ortaya çıkacak zorluğu düşünün. Bilinçli kontrolümüz hareketlerimizin başlangıcıyla, bitişiyle, hızıyla, yönüyle ve şiddetiyle sınırlıdır. Böylece ne yapmak istediğimize karar verip gayret gösteririz. Eylemi kontrol edecek ve üstesinden gelecek kasların ve mesajları kaslara iletecek sinir yollarının seçimini sinir sistemimize bırakırız.

 

İşte bu nokta; doğru ve yanlış beden kullanımının, kötü alışkanlıkların, zarar veren kas dengesizliklerinin ortaya çıktığı noktadır. Yerleşik alışkanlıkları değiştirmek zordur ama hareketlerimizi eğitmeyi ve alışkanlıklarımızı dengelemeyi sağlayan nöromüsküler yolları düzenleyerek bu değişimi mümkün kılabiliriz.

 

Bu kitaptaki egzersizlerle aklınızı ve zihninizi verimli bir ilişki içinde bir araya getirebilirsiniz. Bunun için egzersiz hareketlerinin, nerede çalıştığınızın ve herhangi bir yerde baskı hissedip hissetmediğinizin farkında olmanız gerek.   

 

Bunu başarmak için beden farkındalığınızı geliştirmek, duyularınızı uyandırmak, ardından uyumlu hareket etmenizi sağlayacak egzersizlerle bedeninizi çalıştırmak zorundasınız. Bu yolla bedeniniz büyük bir ahenge kavuşacak. Enerjiniz gereksiz yere harcanmayacak ve etkili bir şekilde kullanılacak.

Pilates » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler