Ayşegül Yeşilnil

Yayın tarihi: 06.07.2006
Ayşegül Yeşilnil

Ayşegül Yeşilnil

 

Ayşegül Yeşilnil’i tanıyanlar etrafına saçtığı pozitif enerjiyi ve yılmadan çalışma azmini bilirler. Hayata mı küstünüz? Bir sorun yaşayıp başa çıkamadınız mı? Yaptınız iş ne olursa olsun, zorlukları size külfet mi gelmeye başladı? Bu röportajı okuyun ve yaşama aşkının ne olduğunu görün, işinize sımsıkı sarılın. Yetenekli, akıllı, kendini ve yaşamayı seven, çağdaş bir Türk kadının tüm içtenliğiyle verdiği yanıtlar…

 

 

Türkiye’de kadın olmanın ya da kadın müzisyen olmanın zorlukları nelerdir?

Bu nasıl bir kadın olduğunuza bağlı biraz da. Kimliğiniz, karakteriniz, gücünüz, korkularınız, yetenekleriniz, inadınız, tutkularınız... İşte onlar sizi nerelere doğru yolculuğa çıkarıyor ve bu öylesine derin bir konu ki… Örneğin  hava karardığında sahil yolunda yürürken yaşadıklarınız, Türkiye’de kadın olmanın zorluğudur. Kim olduğunuz değil, yalnızca kadın olduğunuz için farklı davranış biçimleri ile karşılaştığınızda, yaşanılanlar zorluktur. Her şeyden önce güvene çok büyük gereksinim var. Atatürk sayesinde kadınların birçok ülkeden, çok daha önce haklarına kavuştuğu bir cumhuriyet Türkiye’sinde doğmuş olmanın ayrıcalığını yaşıyoruz. Ben Türkiye’de kadın olarak değil, Türkiye’de yaşayan bir insan, bir sanatçı olarak yaşadığımız zorlukları düşünüyorum. Hele hele yaşamını sadece sanat yaparak sürdürmeye çalışan insanların yaşadıkları gerçekten zorluktur. Kadın müzisyen olarak, 1987 yılından beri yorumladığım jazz müziği alanında, hala bir albüm  çıkaramamış olmam zorluktur. Ne kadar çok emek verseniz de, hayatınızı adasanız da, eğer bir jazz albümü sahibi değilseniz sizi davet etmeyi ve sanatınızı izlemeyi aklının ucuna bile getirmeyen, sığ düşünce sahibi festival yöneticileri ve  organizatörlerle, ne yazık ki aynı sektörü paylaşıyor olmak zorluktur. Henüz bir arabanız yokken ve İstanbul’un diğer ucuna jazz söylemeye, dolmuşla giderken yaşadığınız, çok farklı dünyalardan, çok farklı dünyalara yaptığınız keskin geçiş zorluktur. Yağmurda sırılsıklam ıslanıp, bir araba tarafından saçlarınıza sıçratılan korkunç bir çamur parçasını, şarkılarınızı söylemeden 15 dakika önce, ağlayarak jazz kulübün tuvaletinde yıkamak zorunda kalmak zorluktur. Hiç bir zaman kulisiniz olmadığı için, şarkı söylemeden önce konsantrasyon sağlayamamanız, şarkılarınızı düşünmeniz gerekirken, o anda size anlamsız gelen cümleleri mecburen dinlemek zorunda olmak zorluktur. Giysilerinizi olması gereken değil, olmaması gereken yerde değiştirmeniz zorluktur. Karda çok uzun bir yolculukla jazz kulübe gidip, kimsenin gelmemesi sonucu evinize dönmeniz, zorluktur. Aldığı riskleri müzisyenlere yükleyen kimi işletmelerin gecenin sonunda "kusura bakmayın" demesi zorluktur. "jazz’ı sevdirmelisiniz, bunun için fedakârlık size düşmektedir"ler zorluktur. Buzdolabınızda sadece su olduğu günleri de yaşamış olmak zorluktur. Eşi de idealist bir müzisyen olan bir kadın olmak da zorluktur. "Aaaa bu şarkılar dinlemek için olmuş diyen" egemen müzik piyasasının 9/8’lik prodüktörlerinin ofislerinden, düzgün cümleler kurarak ayrılıyor olmak zorluktur. Konser vermeye gittiğiniz şehirde, kıymetli müzisyen dostlarınıza da sizinle aynı standartta oda verilmezse konseri iptal edeceğinizi söylemek zorunda kalmak, zorluktur. Bazen de mesleğinde en fazla paylaşıma değer verip, hırslı olmamak zorluktur. Sonuçta  yaşadığınız her şey jazz’ın zaten "ta kendisidir"! Bunlar şu anda aklıma gelenler. Bir de ressam Ayşegül Yeşilnil olarak yaşadıklarımı düşündüm şimdi ve "Aman Tanrım!" diyorum, sonuçta hem jazz şarkıcısı, hem de ressam olarak yaşadıklarımı belki de kitap haline getirmeliyim. Uç noktada iki meslek... Nezih Yeşilnil'in çok sevdiğim bir cümlesi var: "Yanlış yolda, doğru adımlarla ilerliyoruz". Elbette ki yol çok doğru, seçkin ve çok kıymetli. Zaten sadece sanata olan inancım ve inadımla tutundum hayata. Tüm iyimser yaklaşımımla, dileğim şu ki, yaşamdan geçip gittikten sonra değil, henüz "yaşıyorken", çok daha fazlasını hak ettiğimizi bildiğim güzellikleri görürüz. Tıpkı Âşık Veysel'in deyişi gibi "Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece".

 

Ayşegül Yeşilnil kendini müzik piyasasına ya da camiasına kabul ettirmek için nasıl bir süreçten geçti?

Hiçbir zaman kimseye kendimi "kabul" ettirmek gibi bir kaygım olmadı. Sadece yüreğimden gelen sesleri söyledim ve bu da doğrudan başka yüreklere ulaştı. Paylaştığım muhteşem güzellikler oldu. Zorlukların yanında yaşanılan güzellikler de olmasa zaten nasıl bunca zamandır sanat üretiyor olabilirdim? Profesyonel olarak jazz söylemeye 1987 yılında Nezih Yeşilnil ve Önder Focan’la başladım. Zaten bunca yıldır en çok sahne aldığım, seslerinden çok şey öğrendiğim iki değerlim onlar. Beraber ne çok ses paylaştık. O kadar çok şeyi sahnede öğreniyorsunuz ki... Çok şanslıyım ki, ülkemizdeki en iyi müzisyenlerle müzik yaptım. Nezih Yeşilnil ve Önder Focan'ın yanı sıra, sahneyi en çok paylaştığım dostlarım Neşet Ruacan, Selim Benba, Deniz Dündar, Cengiz Baysal, Yahya Dai. Ancak yine ülkemizin değerli tüm müzisyenleriyle de, müziğimizi dinleyicilerimize sunduk. Ben  hepsini ailem olarak görüyorum ve aslında çok büyük bir aile de değiliz. 11 yıl önce sözlerini yazdığım, Nezih Yeşilnil'in  bestelerini ve  düzenlemelerini yaptığı "Rüzgara Şarkılar Söyle" adlı albümümde Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur'un da katıldığı neredeyse bir müzisyen ordusu çaldı, sevdiğim herkes. Ama kızanlar oldu bana "ben niye yoktum?" diye. Kısmet olursa 2. albümde yine sürpriz isimler olacaktır mutlaka, belki de çok sürpriz isimler… Çok fazla jazz kulüp çalışması ve çok konser yaptım. Müziğimde ise teknikten daha çok duygu ön planda oldu. Sadece duygularımı paylaştım. Neyse ki konser kayıtlarım var. Onlar en büyük hazine benim için. Dinleyicimle bire bir yaşadığım "ateş" burada işte. Suya yazı yazmadığınızı da sadece zaman içerisinde anlıyorsunuz. 19 yıllık sanat yaşamımı izleyen, 8 dernek ve vakıftan oluşan "İzmir'i Sevenler Platformu" hiç beklemediğim bir sırada bana hayatımın en anlamlı ödülünü verdi. Sonuçta,  beni çok duygulandıran nedenlerden dolayı, her iki profesyonel sanatım için bunca yıl adına verdikleri "Başarılı Kadın Önderi Onur Ödülü"nü aldığım zaman anladım bunu. Koskoca bir Atatürk resmi önünde yine üzerinde, Atatürk olan ödülü alırken, yaşadığım heyecanı  anlatamam. Demek ki birileri sizi ve gelişiminizi izliyor.

 

Başarılı kadın müzisyen sayısı az. Neden sizce?

 

 

Kadın ve sanatçı olmak büyük özverileri de beraberinde getiriyor. Evet, sayı olarak az. Ancak iyi bir genç kuşak da geliyor. Farklı müzik alanlarına da bakacak olursak, dünyada adını duyurmuş başarılı kadın müzisyenlerimiz var neyse ki. Kadın sanatçı, evini ve hayatı koordine etmekle, çocuk doğurup anne olmakla ve daha birçok şeyle bölünebiliyor ya da yavaşlayabiliyor, zaman kaybediyor. Sadece sanatına yoğunlaşabilenler mesleklerinde daha başarılı olabilme şansına sahip. Etraflarında sürekli  hayatını kolaylaştıracak insanlara sahip kaç kadın sanatçı var?

 

Türk kadınının hayattaki duruşu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Laik ve çağdaş Türk kadını imajının yurtiçi ve yurtdışına yerleşmesi gerek. Kadınlarımız hala ezik, hala dayak sorunları gündemlerde. Üstelik Anadolu topraklarının kadınlarıyız. Anaerkillik üzerine kurulu medeniyetlerin gelip geçtiği topraklarda doğmuşuz. Ne büyük bir şans ki, yasal haklara çok önceden kavuşmuşuz. Laik bir toplumuz. Düşlediğim ise, daha ayağı yere basan, güvenli ve eğitimli kadınların çoğunlukta olduğu  bir Türkiye. Ama her şeyden önce eğitim. Onlar anne olduklarında, çocuklarını bilinçli yetiştirecekler ki, günümüzde yaşanan akıl almaz yaraları saracak nesiller oluşabilsin. Sabahları TV kanallarında solucan gibi kıvrılarak, şuursuzca göbek atan kadınları gördüğümde "Tanrım ülkemdeki Türk kadını imajı böyle olmamalı" diyorum. Türk kadını çok pompalanan yoz kültüre değil, gerçek kültüre prim vermeli. Doğurgan, ana, anaç cinsiyetin, toplumun temel taşı olan aileyi yapılandırmasında önemi çok daha fazla söz sahibi olacağı alanlarda  varolmalı. Bilim, sanat ve sporda daha çok varolmalı ve meclisimiz çağdaş Türk kadınlarıyla dolu olmalı.

 

Ayşegül Yeşilnil, Ayşegül Yeşilnil olmasaydı Ayşegül Yeşilnil’i dinler ve beğenir miydi?

Çok ilginç soru. Şimdi, bedeninin dışına çıkıp bakan bir ruh gibi olmalıyım. Evet, severek dinlerdim. Sıradan şeyler yapmayan bir kadını, birisini taklit etmeyen, çılgın sürprizlerle dolu bir kadını, aynı şarkıyı hep farklı biçimde ve heyecanda söyleyen bir kadını dinlemek beni mutlu ederdi. Beğenir, hatta ba-yı-lır-dımm.. :) İşte o zaman, her iki sanatında da herkesten önce kendini şaşırtmayı seven, hiç bir zaman salon şarkıcısı zihniyetinde olmayan, son şarkıyı söyleme zamanı geldiğinde çok ama çok üzülen bir kadındır dinlediğim. Gözlerini kapatıp yüreğini sonuna kadar açan bir kadındır dinlediğim. Şarkısının bir yerinde, birden bire doğaçlama söylemeye başlayıp özgür ruhuna konuk olduğum bir kadındır dinlediğim. Bazen çocuksu, hınzır, kabına sığamayan, sınır tanımayan, coşkusu ve ritmik oyunlarıyla dinleyicisini şaşırtan, bazen de en derin aşk şarkılarına doğru dolu dingin bir yolculuğa çıkaran, bir kadındır dinlediğim. Düz çizgisi olmayıp, en dip ve en tepe hislerde, en tiz ve en pes seslerde gezinen, kendisiyle barışık bir kadındır dinlediğim. Sahnede çok müzisyen olsa bile tek bir ruha davet edici, birleştirici, kendini hep bir enstrüman olarak gören, duygularını öncelikle ekibinle paylaşan bir kadındır dinlediğim. Sıcacık ve en "sahici" hisleriyle söylediğini bildiğim bir kadındır dinlediğim. Kendini tekrarlama tuzağına düşmemek için, zaman zaman aniden ortadan yok olmayı seçen bir kadındır dinlediğim ve sevdiğim. Evet, bu ilginç soru dışarıdan kendime bakmamı  ve içimi seyretmemi sağladı. Ben de en içten duygularımı paylaştım sizlerle.

 

Türkiye’de müziğin gidişatı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu konuda birileri durmadan iyilik, birileri de kötülük üretmeye çalışıyor. Kocaman bir müzik mozaiğine sahibiz. Her çeşit müzik var ve kim neye ihtiyacı varsa onu dinliyor. Kaliteli müzik dinleyen insanların sayısı az değil. Ama onlar, ihtiyaç duydukları şarkıları çok özlediler. Bu noktada en büyük görev "yüce medya"mıza düşüyor. Nedeni ise, onların doğruyu ve iyiyi bildirmeleri ve seyrettirmeleri, popüler olanın dışında olan bitenlerle yakından ilgilenip ve bunu insanlara ulaştırmaları gerekir. Yapanlar var, ama sınırlı sayıda. Sektörler birbirine zincirle bağlı. Ancak doğru halkalar yan yana olmalı. İyiyi sunarsanız kulaklarınız kötü sesleri dinlemeyi bırakacaktır. Halkımız bunları hak etmiyor. Ekranlarda boy gösteren kağıttan yıldız kırpıntılarını yaratan zihniyet, bu işe emeğini, yıllarını vermiş gerçek sanatçılarla ki üzülerek "gerçek" sıfatı koyuyorum önüne, artık ilgilenmek zorunda. Söyleyecek sözü olamayan insanlar topluma ne kazandırabilir ki? Bu uyutma politikası fazla uzun sürdü. Sevgiler dondu adlı şarkımdaki gibi "Ve pireler tellal oldu". 11 yıl önce yazdığım şarkıların hala radyolarda çalınabiliyor olması, müziğimin eskimediğini ve birilerinin hala sahip çıktığını gösterir. Bu ise, ses ve sözlerinizin doğrudan kalbinizden çıkması ile doğru orantılı. İşte bu durumda, yaptıklarınız eğer sahici ise, diğer kalplere doğrudan ulaşıyor. Neden bunca yıl 7-8 tane daha albüm yapmadım? Bu soruyu hep alıyorum. Eğer hayata söyleyecek sözünüz  varsa söylersiniz, zorlamasız, hesapsız, kitapsız, tuzaksız. Bunca yıl biriktiler, ama şimdi sanırım zamanı geldi. Diğer önemli konu ise, korsan CD sorununun derhal çözümlenmesi gerek. Onca emek verilip ertesi gün yasadışı tezgahlarda olmayı kimse göze almak istemiyor. Prodüktörlerin, destek verecek kurumların, organizatörlerin, konser salonları yöneticilerinin ve medyanın tarihi görevleri var. Ülkesinin sanatını seven kültürlü insanlar elbette ve neyse ki var ama daha da fazla olmalı.

 

Müziğinizi neler besliyor?

Yaşadıklarım, bilgilerim, dünya görüşüm, hayallerim, hayal kırıklıklarım, umutlarım, dibe vurmalarım, sevinçlerim...

Türkiye’de jazz şarkıcılığı ve resim sanatını profesyonel olarak yapan tek kişisiz. Birbirlerine etkileri ve diğer sanatlara ilginiz? 

Yıllardır jazz resimleri çiziyorum. Müziği resmediyorum. Sonra masal-mitoloji  serisi geldi. İsveçli ünlü bir rock grubu olan "İubar", Stockholm’den kalkıp atölyeme geldiler. Onlar atölyemde performans yaptılar. İstedikleri ise, müziklerinden etkilenip resim yapmamızdı, ben ve Esma Erdok resimler yaptık. Bu harika proje sonucu ortaya çok emek verilmiş tablolar çıktı. Stockholm Rookie 2005 Müzik Festivali’nde barkovizyonda tablolar gösterilirken önünde konser verdiler. Bunlar farklı sanatların güç birliği. Tuvalin zeminine, şarkılarının Türkçe ve İngilizce sözlerini yazarak üzerine resmimi yaptım. Ülkelerimizi, sanatlarımızı birleştirdim. Sanatın birleştirici gücünün, böylelikle sınırları yok ettiğini gördük. Ayrıca, fotoğraf sanatını çok seviyorum. Profesyonel reklam fotoğrafçılığı alanındaki saygın isim, Mehmet Kısmet ile çalışmalar yaptım. Ben sanat yönetmenliği yaptım, platolar hazırladım, Mehmet Kısmet ise harika fotoğraflarını  çekti. Güzel Sanatlar’da okurken zaten 2 yıl da fotografi eğitimi almıştım. Durmadan fotoğraf çekiyorum. Ressam olduğum için ise tabii farklı kareler gördüklerim. Zaten, resim gibi bakıyorum. Son olarak, 1 ay önce "Kutsal 1001 gece hayvanları" adlı 16. kişisel sergimi açtım. 3 tablomun koreografisi Deniz Dener tarafından hazırlandı ve müthiş bir dans gösterisiyle sunuldu. Her zaman şunu söylerdim: “Neden şarkılarımız alkışlanıyor, ama sergide tablolar sessizlikle karşılanıyor?” İşte bu değişti. Dansçılar tablolarımla uyumlu, özel dikilmiş kostümler giydi. Aynı zamanda barkovizyondan da izlenebildi. Her dansın sonunda, üzeri parlak kumaşlarla örtülü tablolarım, alkışlarla açıldı ve çok anlamlı bir karşılama töreni ile "Kutsal 1001 Gece Hayvanlarım", bulutların üzerinden yeryüzüne indiler. Tarih boyunca şans, bereket, şifa, uğur getiren hayvanlarım, benim fırçamdan tekrar doğdular. Onları yaparken dinlediğim müzik ve yasemin kokulu tütsülerin eşliğinde tablolarım gezildi. Örneğin, denizatlarım tango olarak canlandırıldı. İşte burada dans, müzik ve resim sanatı iç içe ve farklı sanatların bir arada olması çok ses getirdi. İzleyiciyi heyecanlandırdı. Bu mizansene göre beni en sonunda, özgeçmişim okunup salona davet edene kadar konuklardan gizlediler. Konser verme coşkusu  gibiydi, rüya gibiydi. Ne mutlu ki bunları yaşayabiliyoruz. Şimdiden 2 üniversitede tablolarım ders olarak okutulmaya başlanmış. Bunları öğrenmek duygulandırıcı ve onur verici. 2,5 yıl boyunca, sabah 9'a kadar, elimde büyüteç ile 170 cm.lik resimler yaptım. Kimse beni zorlamadı, sadece içimden öyle geldiği için. Sadece içimi seyrettim ve rengarenk, pırıltılı resimler çıktı içimden. Çok araştırdım, okudum. Bu süre boyunca müziği hep dinledim. Hiç atölyemden çıkmadım ve en sevdiğim mekanlara gitmeden, sahne almayı bilinçli olarak durdurarak, arkadaşlarımı görmeden bir dönem geçirdim. Önce bana biraz kızdılar, ama sonra anlayış gösterdiler. Her şeyi ve herkesi özlemek istedim. Sadece Aralık’ta İzmir- Sanat’ta bir jazz konseri verdim. Evet,  anladım ki hayli özlemişim. Dinleyicim de öyle. Artık hasret bitti. Yakında harika projelerle dinleyicilerimle buluşma zamanı geldi. Müzik ve resim benim hayatımın ta kendisi. Yaşadıklarımı, yarattıklarımı, konserlerim ve sergilerimle paylaşıyorum. Akıp giden hayata  armağanım ise sesim ve renklerim.

 

Bildiklerinizi birileriyle paylaşma, aktarma isteği duyuyor musunuz? Bunun için neler yapıyorsunuz?

Evet, hem de nasıl duyuyorum. Bir hayalim var. Nezih ve ben eğitim vermeliyiz. Sıra dışı bir bina olmalı, sanat öğrenmeyi ve yapmayı kışkırtacak, ruhu olan taş bir mekan. Çok sevilecek bir sanat mekanı. Sanatın birçok dalından, kıymetli birçok arkadaşımız  burada bilgilerini anlatmalılar. Nezih Yeşilnil'in eğitmenliğine çok güveniyorum. Öğretme yeteneği üst seviyede ve çok sevilen bir hoca. Biliyorum ki herkes eğitmen olamaz. Sanatın yanında olduklarını sadece reklâmlarında söyleyen kurum, kuruluşların maddi destek vermeleri halinde elbette ki gerçekleşebilir. Bunu şu sıralar sadece hayal ediyorum. Bilirsiniz önce hayaller, sonra da gerçekleri gelir. Tıpkı boş tuvale bakıp üzerinde oluşacak resmi çağırmanız gibi. Hayatımız bir tuval bu kez... Umarım gerçek olur ve genç kuşakla birçok bilgiyi seve seve paylaşabiliriz.

43-SAYI_01- Jazz Temmuz 2006 » Konu Başlıkları

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler