Jazz Fotoğraflarının Aşığı

Yayın tarihi: 06.07.2006
Jazz Fotoğraflarının Aşığı

Jazz Fotoğraflarının Aşığı

Aykut Uslutekin

 

 

Dile kolay tam 60. sergi. Son 24 yılda çekilen binlerce fotoğraf, jazz’ın büyük ustalarıyla paylaşılan jazz ve fotoğraf üçgeninde kurulan dostluklar, anılar. Çoğu bu dünyadan göçüp giden jazz devlerinin ölümsüzleştiği ve hala çekildiği anın sıcaklığını taşıyan paha biçilemeyen fotoğraflar. Bunların hepsinin alt alta koyunca ortaya tek bir isim çıkıyor : Aykut Uslutekin. Bir yanda fotoğraf aşkı, öte yandan jazz müziğine duyulan büyük tutku. İşte bu iki büyük aşkın meyvesi olarak ortaya çıkan jazz fotoğrafları, Aykut Uslutekin’in neredeyse yaşama biçimi haline gelmiş. Hayatının en büyük tutkusuna dönüşen jazz fotoğrafçılığını nasıl başladığının hikayesini, Türkiye’nin en iyi jazz fotoğraf sanatçılarından biri olan Aykut Uslutekin ile konuştuk.

  

Öncelikle, bu jazz aşkı nereden kaynaklanıyor?

Rahmetli babam deniz subayıydı. Yurt dışından getirdiği makaralı kasetleri ve Duke Ellington jazz orkestrasının plakları vardı. Jazz müziğine kulak yatkınlığı çocuklukta, o kasetleri dinleyerek başladı. Jazz müziğini sevmemde ağabeyimin de büyük katlısı oldu.. Ağabeyimin Chick Corea, John Mc Laughlin, Weather Report, Mahavishnu, Jan Garbarek, Keith Jarrett ve Sarah Vaughan gibi sanatçıların plaklarından oluşan geniş bir koleksiyonu vardı. Biz hep bunları dinleyerek büyüdük.

 

Sonra fotoğrafa bulaştınız galiba.

1970’li yıllarda, bir fotoğraf makinesi aldım. Fotoğraf çekmeye başladım ve fotoğrafı çok sevdim. O kadar çok fotoğraf çekiyordum ki, film alacak param olmuyordu. Rahatça fotoğraf çekebilmek için işin kaynağında çalışmaya karar verdim. Askerden sonra, Kodak firmasına girdim. İlk sanatsal fotoğraf kaygım Ara Güler’e öykünerek başladı. Ara Güler’in korkunç bir fotoğraf dili vardır. Birkaç sene Ara Güler’in albümlerini, çektiği fotoğrafları, afişlerini topladım, takip ettim. Sanatsal yönümü böyle geliştirdim.

İlk defa jazz ile fotoğraf aşkını nasıl bir araya getirdiniz?

1982 yılında, İzmir Fuar Mehtap Çay Bahçesinde, Gary Burton Quartet konseri vardı. fiimdi orası, İzmir İsmet İnönü Sanat Merkezi oldu. O konseri izlerken ben niye bu konseri fotoğraflamıyorum diye düşündüm. Zaten fotoğraf aşkım üst boyutta. O gün ilk jazz fotoğraflarımı çektim ve o konserde sahne fotoğrafları çekmeye ve özel bir çizgi oluşturarak bunlardan bir dizi yapmaya karar verdim. 24 yıldır zaman zaman opera, bale, konser, tiyatro ve dans gösterilerinin fotoğraflarını çekmeme rağmen, tabii ki jazz fotoğrafları ağırlıkta. Herhalde bendeki bu aşk, müzikle beslendiği için de bu kadar yoğun yaşanıyor diye düşünüyorum. Bence sanatla ve kültürle beslenme, insanı insan yapan en önemli etkenlerden biri.

Bu 24 yıl içinde kaç tane sanatçının kaç fotoğrafını çektiniz diye sorsak, tahmini bir rakam alabilir miyiz?

24 yıl içinde, yurt içinde ve dışında izlediğim bütün jazz festivallerine gelen sanatçıların hemen hemen hepsinin fotoğrafını çektim. Çekemediğim her halde çok az olmuştur. 10 bine yakın sanatçının belki de 500.000’e yakın fotoğrafı mevcut. Bu arşiv, şu anda gerçek bir servet. Dizzy Gillipsey, Miles Davis ve Ella Fitzgerald’ın haricinde bu arşivde yok yok. 

Bu kadar muhteşem bir arşiviniz olmasına rağmen neden şu ana kadar hiç albüm yapmadınız?

Çok yoğun bir iş tempom var. İzmir Alsancak’da, sahibi olduğum Protek Fotoğraf Stüdyosu’nda çok yoğun çalıştığım için kendime zaman ayırıp da şu ana kadar bir albüm yapamadım. Geçen yıl, Akbank Jazz Festival’inin 15. yılı nedeniyle, böyle bir albüm yapıldı. Fikir, Akbank Kültür Müdürü Derya Hanım’dan çıktı. Ben Akbank Jazz Festivalini ilk kurulduğu yıldan itibaren izliyorum. 15 yılın kronolojik özetini içeren çok özel bir albüm oldu. Benim ilerde yapacağım albüm, çekmeye başladığım ilk jazz fotoğraflarından bu güne uzanan seçme çalışmalardan oluşacak. Orada ilk çektiğim jazz fotoğrafı ile son çektiğim jazz fotoğrafı arasındaki anlatım dili, bu süre içinde fotoğraftaki gelişim ve oluşturmaya çalıştığım çizgi de görülebilecek.    

 

Bu jazz fotoğraflarını, size göre bu kadar özel kılan nedir?

Ben sanatçının sahnede müzik aletiyle olan alış verişini yakalamaya çalışıyorum. Sanatçının, o an hissettiği duygular zaten müziğine ve yüz ifadesine yansıyor. Dolayısıyla çok sıcak, çok samimi fotoğraflar çıkıyor ortaya. Heyecanı, doğaçlamayı, o an sanatçının içinde bulunduğu ruh halini yansıtıyor. Mesela, çalmak istediği ve o an basamadığı bir nota varsa o anki kasılmalar, gerilmeler ya da yakaladığı frekansta duyduğu hazzın şiddetini net olarak görebiliyorsunuz. Jazz Festivallerinde üç dakikalık zaman sınırlamasında çekim yapmak zor ama bislerde, sanatçılar çok coşkulu oluyor. Konser sonunda, sanatçı kan ter içinde programını bitirmiş, alkışlar devam ediyor. Seyirci ısrarlı alkışlarla sanatçıyı tekrar sahneye davet ediyor ve işte o anda, bis parçasını çalan sanatçının duyduğu coşkuyu görmek lazım. Duygu yoğunluğu, heyecan, haz, zevk ve mutluluk aynı yoğunlukla fotoğrafa yansıyor. Bu coşkuyu yakalamak fotoğrafı çekeni de çok heyecanlandırıyor.  Genel olarak, gerek sahne fotoğrafları çekerken, gerek portre çalışırken insanlardaki o hissedilen ‘mutluluğu’ yakalamak istiyorum. Tıpkı Nazım’ın Abidin Dino’ya dediği gibi fotoğraflarda, ‘mutluluğun resmini’ çekmeye çalışıyorum.

60. serginizdeki fotoğraflara gelirsek, neler söyleyebiliriz?

Sergideki fotoğraflar son iki yıldır, yurt içinde ve dışında katıldığım bütün Jazz Festivalleri’nde çektiğim çalışmalardan oluşuyor. Sanatçıların sahnede, canlı konser esnasında çekilmiş fotoğrafları bunlar. Diyaframı açarak, enstantaneyle oynayarak, biraz da makineyi sallayarak ve poz süresini düşürerek elde ettiğim kareler. Formları bilinçli biçimde bozarak elde ettiğim soyut çalışmalar. Mesela, bir klarinet sanatçısının sahnede çalarken öyle bir anını yakaladım ki, sanki havada uçuşan notaları yakaladım ve fotoğraf karesine aktardım. Sonra bu notaları, kuşlara, göçmen kuşlara dönüştürdüm. Burada, bir klarinetin müzikle, notayla beraber, kuşlara ve özgürlüğe nasıl kanat çırptığının hikayesi anlatılıyor. Burada, sanatçının çaldığı müzik aletiyle sevişmesini, yaşadığı duygu yoğunluğunu ve bu duygu yoğunlunu seyirciye aktarırken kullandığı vücut dilini, soyut bir fotoğraf diliyle aktarmaya çalıştım. 

Neden hep canlı konserlerde çekmeyi tercih ediyorsunuz?

Provaları çekmeyi sevmiyorum çünkü provada sanatçı çok rahat oluyor. Konser anında, canlı gösterinin verdiği o baskıyla, çok daha doğal bir görüntü yakalama şansı oluyor. Konser sırasında çekilen fotoğraflar, sadece sanatçının o anki ruh halini vermiyor aynı zamanda sanatçının karakteristik özelliğini de yansıtmayı amaçlayan kareler oluyor. 20 yıl fotoğraf sektöründe çalışınca insan sarrafı oluyorsunuz ve insanların karakterini tahlil etme yeteneği kazanıyorsunuz. Bu, sahnedeki sanatçının bir an sonra ne yapacağını tahmin etmemi ve o an onun ne hissettiğini anlamama yardımcı oluyor. Mesela, bir solo çalışın ardından alınan alkış, müziğin en üst notalarına çıkarken duyulan haz, saksofonda oktav arayışı yapan sanatçının yay gibi gerilen bedeni, fotoğraf karelerine yansıdığı zaman izleyenlere çok şey anlatıyor. Konsere gitmeseniz bile, fotoğrafa baktığınız an neredeyse müziği, sanatçının çaldığı enstrümanın sesini, notaları duyabilirsiniz.

24 yılda o kadar çok jazz festivali ve o kadar çok sanatçı çektiniz ki, ister istemez insanın aklına anılar geliyor. Mesela, Betty Carter’dan başlayalım mı?

Betty Carter İstanbul’a iki defa geldi. İlkinde, İstanbul Jazz Festivaliydi. İkincisinde ise Akbank Jazz Festivali’ne, Açık Hava’ya gelmişti. O dönem, kanserdi ve dünyanın en önemli jazz vokalistlerinden biriydi. Son konserinde, çekmeye giderken çok heyecanlıydım. Üstelik üç dakikalık bir zaman sınırlaması var. Üç dakikada ne çektiyseniz elinizde o var. Çektiğim fotoğraf o kadar güzel olsun ki, hem Betty Carter beğensin, hem toplum beğensin, hem de ben kendim beğeneyim istiyorum. O üç dakikada bir video kamera gibi çalışarak çok sayıda fotoğraf çekerek, sanatçının en güzel kompozisyonu yakalamaya çalıştım. Hatta o sırada bir peruk takıyordu ve verdiği konser inanılmaz güzeldi. Artık bunun son olduğunu ve onu son kez gördüğümü biliyordum, bu nedenle çekebildiğim kadar çok pozunu çektim, çok yoğun bir çalışma oldu. Zaten o konserden bir iki yıl sonra da öldü. Ama bence o ölmedi, konser kayıtlarında sesiyle ve fotoğraflarda söylediği parçalarla yaşıyor.

Sanatçıların yüz ifadelerini bu kadar ayrıntılı yakaladığınıza göre sahneye yakın mı çalışıyorsunuz?

Ben sanatçılara ve izleyicilere çok saygılı olduğum için çalışırken hiç kimseyi rahatsız etmek istemiyorum. 300 tele ile seyircilerin oturduğu yerlerden çalışıyorum. Ya da çok uzaktan çekim yapıyorum. Bunun için konserden bir gün önce, mikrofonlar nerede, vokallar nerede duracak diye konser verilecek yere gidiyorum. Işığın nereden, hangi açılardan sahneyi göreceğini hesaplıyorum. Böyle bir takım matematiksel hesaplamalar yaparak sanatçının duracağı yeri, ışığı ve açıları hesapladıktan sonra kendime uygun bir yer seçiyor ve konser sırasında tıkır tıkır çalışıyorum. 

Hiç çekemediğiniz sanatçı olmadı mı?

Çekmek isteyip de çekemediğim pek sanatçı yok ama mesela, Keith Jarrett var. Çok kaprisli ve kaşesi de çok yüksek bir sanatçı. Senede dört, beş kez konser veriyor. İstanbul’a geldiğinde çok sevdiğim bir sanatçı olduğu için İzmir’den kalkıp konsere gittim. Tam kapıdan giriyorum, ‘fotoğraf yasak’ dediler ve kapıda fotoğraf makinemi aldılar. Tek kelimeyle şok oldum. Onun için İzmir’den gelmişim, çekmek için onca hazırlık yapmışım ve o konserde tek kare bile çekememiştim. Çekemediğim ender sanatçılardan biri oldu. Daha sonra, İstanbul Açık Hava’ya geldi. Yine çekim yasak ama bu sefer hazırlıklıyım. Konsere girdim, daha sonra ne yaptım ettim, fotoğraf makinesini içeri soktum. Açık Hava’nın orada bir sundurma var. Sundurmanın oradan kimseye belli etmeden istediğim gibi çektim. Yani, çekmek isteyip de çekemediğim hemen hemen yok gibi.

Sonra sanatçılara bu fotoğrafları gösteriyor musunuz? Tepkileri nasıl oluyor?

Adamlar çok şaşırıyor. Bunu sen mi çektin diye soruyorlar. Mesela, John Scolfield fotoğrafı görünce çok şaşırdı ‘Bu benim en güzel çıktığım fotoğraflardan biri. Siz çekmişsiniz. Mail adresimi vereyim, bana fotoğrafı gönderir misiniz’ dedi. George Benson şaşırdı, ‘Ben bu kadar yakışıklı mıyım? Ne yaptınız, fotoğrafa makyaj filan mı yaptınız’ diye sordu. Mesela, Craig Harris çok beğendi, çektiğim fotoğraf CD kapağı oldu. Fotoğrafların bir kısmı afiş, bir kısmı CD kapağı olarak sanatçılar tarafından değerlendirildi.

Biraz da yeni projelerinizden bahsedelim

Eylül ayı gibi Berlin’de bir sergi projesi var. Arşivimi biraz toparladıktan sonra, Amerika’da jazz’ın kalbinin attığı yerde New Orleans’da bir sergi açmayı planlıyorum. 

43-SAYI_01- Jazz Temmuz 2006 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler