ARADAN UZUN ZAMAN GEÇTİ MARIA RITA EPİK

Yayın tarihi: 06.07.2006
ARADAN UZUN ZAMAN GEÇTİ MARIA RITA EPİK

ARADAN UZUN ZAMAN GEÇTİ MARIA RITA EPİK

 

 

Kadın İzmir’den gelmişti, müzisyendi. Erkek İstanbullu bir gazeteci idi. Birlikte oturdular. Kadın bir albüm yapmıştı. Adam ile tanışmalarına da o albüm vesile olmuştu, 12. İstanbul Jazz Festivalinde tanışmışlardı. Birlikte önce albümü tanıtan bir radyo programı, daha sonra da Jazz Dergisi için röportaj yapmışlardı. Radyo programı yayınlanmıştı ama röportaj kadının bilmediği bir sebepten dolayı hiç yayınlanmamıştı.

 Kadın Venüslü olmanın ve kadınlığın verdiği ustalıkla adamın ağzını bir vesile ile aramış ve o kasetin bir kazaya kurban gittiğini anlamıştı. Erkek ise tüm diğer Marslı erkekler gibi durumu bir türlü açıkça kadına anlatamamıştı. Ama, artık aradan uzun zaman geçmiş, tekrar bir vesile ile karşı karşıya gelmişlerdi. Adam sessizce teybini açtı ve kadın damla damla yaşanmış bir hayatı ses olarak cihazın kasetine üfledi:

İzmirliyim, Levanten bir ailenin kızıyım, iki dedem İtalyan, anneannem Yunan, babaannem Avusturya-Macar karışımı, işte böyle bir karışımla 1958 yılının 1 ocak günü dünyaya gözlerimi açmışım. Önce İtalyan ana okuluna gittim, daha sonra Gazi İlk Okuluna devam ettim. Özel Türk Lisesini bitirdikten sonra Ege Üniversitesi işletme fakültesine gittim. Annemi çok küçük yaşta kaybettim, bu olay hayatımı çok derinden etkiledi ve şekillendirdi. Babam hayattaki en iyi arkadaşım oldu. Müzik konusunda beni her zaman çok destekledi. Bu sohbette ona, bana verdiği tüm destek için teşekkür etmek istiyorum. Müziğe olan ilgimi ve sevgimi ilk defa “Nar gibi domates ve beyazpeynir” adlı şarkıyı dinlediğimde fark ettim. Benden 12 yaş büyük olan ablam evimize her zaman güzel müzikler getirirdi. Bu yüzden her zaman çok kaliteli müzikler dinleyerek büyüdüm. Daha sonra ailemize halamın damadı Mustafa Besimzade katıldı. O gitar çalıp şarkı söylüyordu, ben de aynı şeyi yapmak istedim. Fakat müziğin asıl büyüsüne kapılmam ilk bestemi yapmamla gerçekleşti. Bu büyüden hiç kopmak istemediğimi fark ettim, ve zaman içerisinde de hiçbir zaman kopmadım. Bu güne kadar bir çok şarkı yazdım ve hala da yazmaya devam ediyorum.

1979 yılında Türkiye’deki Eurovision fiarkı yarışmasını kazandım ama o yıl Kudüs’te yapılan yarışmaya Türkiye siyasi nedenlerle katılmayınca ülkemi temsil edemedim. Ama 21 yaşımda bir şöhret olmuştum, herkes beni tanıyordu. fiimdi düşünüyorum da, iyi ki o genç yaşta şöhret olmuşum, çünkü müziğin şöhret boyutundan hiç hoşlanmadığımı o zaman fark ettim.

İşletme fakültesini bitirince Amerika’ya gidip bir müddet müzik eğitimi aldım. Döndükten sonra Yamaha Müzik okullarının İzmir şubesini kurdum ve dört yıl boyunca yönettim. Orada edindiğim güzel tecrübe 1990 yılında benim kendi müzik okulumu kurmama sebep oldu. Maria Rita Epik Müzik Kursu 16 yıldan beri İzmirli gençlere müzik öğretiyor. Bu okul bir çok değerli öğrenci yetiştirdi, onunla gurur duyuyorum.

Bir albüm yapmak istiyordum, ancak geçen sene fırsat oldu ve “Aradan Uzun Zaman Geçti” albümünü yaptım. Bu ilk albümümün ne kadar satıldığını, hatta ne kadar basıldığını bile bilmiyorum. O albümü tamamen kendi maddi imkanlarım ile yapmıştım. Bir çok değerli müzisyenin katkısı oldu. Ama ne yazık ki yayınlayan firma işe hiç sahip çıkmadı, hiç tanıtım yapılmadı, hala bunun sıkıntısını yaşıyorum. 

Fakat bundan dolayı yılmış değilim, kafamda çıkartmak istediğim iki yeni albüm daha var. Ama onlardan daha mühim olanı şu. Halide Edip Adıvar için başlamış olduğum müzikali bitirmek ve onun sahnelendiğini görmek istiyorum. Böyle bir proje ile ilgilenmemin kökleri erken yaşta kaybettiğim anneme dayanıyor. Ölüme karşı bir hassasiyetim var. Halide hanım sadece bir yazar değil, bu ülkenin kaderinin şekillenmesinde önemli roller oynamış bir insan. Cumhuriyet gazetesinde okumuştum, 1994 yılında onun ölümünün 30. yıldönümünde mezarının başında sadece 10 kişi toplanmış, buna ve insanların nankörlüğüne çok üzüldüm. Onun hatırlanmasına bir katkı yapmak istiyorum ve bir müzik insanı olarak yapabileceğim en iyi katkının bu olacağını düşündüm. Müzikalimin yarısı tamamlandı, kalanını tamamlayabilmek için İstanbul’a gelip bana destek olacak bir ekip oluşturmam gerekiyor. Yakında bunu da yapacağım.

Garson gelince kadın sustu. Kahve söylediler. Marslı adam kaybettiği kasetin diyeti olarak Venüs’ten gelmiş misafirine bir kahve falı bakmaya söz verdi. Kadın bu sözü duyunca adamı affetmiş gibi yaptı. Kaset tekrar dönmeye başladı ve sohbet kaldığı yerden sürdü.

Müzik bana çok şey ifade ediyor. Müzik benim için bir hayatı algılama biçimi.

Ben önceleri hayatımı sadece müzik yaparak, yani konserler vererek ve şarkı söyleyerek  kazanmak istiyordum. Ancak çok çabuk bunun mümkün olmadığını gördüm. Müzik okulumu Yamaha müzik okulundaki birikimimle kurmuştum. İnsanlar beni tanıyor ve çocuklarını müzik öğrenmek üzere kolayca emanet ediyordu. Müzik okulu işinde bir potansiyel olduğunu böyle keşfetmiştim. Ama daha sonra benim bu hayattaki misyonumun müzik okulu yürütmek olduğunu da keşfettim.

Okulumda ağırlıklı olarak klasik müzik eğitimi veriliyor ama öğrenim bununla sınırlı değil. Biz o okulda çocuklara önce müziğin ne olduğunu doğru olarak öğretmeye çalışıyoruz. Bunu doğru öğrenen bir insan daha sonra Beatles parçalarını da, film müziklerini de jazz müziğini de doğru olarak çalabilir. Bu açıdan bakarsak çocukların önünde hiçbir engel olmuyor. Okulda en çok piyano öğrenimi ilgi görüyor. Daha sonra gitar, yaylı sazlar, saksofon ve flüt geliyor. Ayrıca müzikal formasyon dersi de veriyoruz. Bu tüm çocuklara toplu halde ve beşer dakikalık bölümler halinde verilen bir ders. Çok yüksek tempolu, müziğin çalgı dışındaki unsurlarını burada öğreniyorlar.

Kadın kahvesini bitirip fincanı kapattı. Adamın istediği şekilde üstüne bir demir para koymayı da ihmal etmedi. Fincanın soğumasını beklerken yeniden o ilk albüme döndüler.

Ben aslında toplumsal şarkılar yazan bir müzisyenim. Ancak bu şarkılarımı ileride yayınlanacak albümlerime sakladım, bu albümde daha fazla suya sabuna dokunmayan parçalar var. Albümün yapım aşamasında da bir çok sorunla karşılaştım. İzmir’de yaşamak çok güzel bir şey ama iş müzik kaydına gelince işler zorlaşıyor. Bir çok iyi müzisyen İstanbul’a göç etmiş vaziyette. Yaşadığım şehirde doğru dürüst bir kayıt stüdyosu bulmak imkansız. Bazı teknolojik azizlikler de oldu. Tam kayda gireceğimiz sırada bir parçanın bilgisayarda olmadığını fark ettik. Eskiden makara teyplere analog kayıtlar yapardık ve bunlar hiç kaybolmazlardı. Ama kayıt sırasında diğer her şey yolunda gitti. Sibel Köse ve Sibel Gürsoy gibi iki güçlü sesin albüme katkıda bulunması çok önemli idi. Yavuz Darıdere klavyeli çalgılar, Ayhan Öztoplu bateri çaldı. Mert Ali İçelli, Onur Puza ve Kunt Hepyücel bana gitarlarıyla eşlik ettiler.

Mixing ve mastering’i Milano’da yaptırdım. Sonra İstanbul’a geldim, Aura Records ve DMC müzik ile albümün yayınlanması için konuştum, ama Aura daha sonra geri çekildi ve albümü DMC yayınladı. Onlar da albümün kitapçığına müdahale ettiler ve iki sayfa çıkartılar. Yazık oldu, ama yapacak bir şey yok.

Sıra fala gelmişti, adam fincanı şöyle bir yokladı, “daha tam soğumamış, bari siz bana bu arada jazz size ne ifade ediyor onu anlatın” dedi.

Ben jazz’a çok yakın bir müzisyenim. Çocukluğumdan beri bu müziğe ilgi duydum. Albümümde de bir çok jazz motifi var. fiarkı yeteneğim olduğunu biliyorum ama doğaçlama yeteneğimin boyutu hakkında tam bir fikre sahip değilim. Gitar çalıyorum ama gitarist de değilim. Sanıyorum bunlar benim jazz yönünde ilerlememe kısıtlama getiriyor. Ama jazz’ı çok seviyorum çünkü bana özgürlüğü ifade ediyor. Ben kendim de bağımsız ruhlu bir insanım, jazz benim bu yönüm ile çok güzel örtüşüyor..

Jazz demişken asıl şunu söylemek isterim. Jazz da müziğin bir parçası, benim için müzikte önemli olan şey müziğin kendisi, müziğin icrasında yapılan atraksiyonlar asla müziğin önüne geçmemeli diye düşünüyorum. Bunu müziğe yapılan bir haksızlık olarak algılıyorum. fiey benim falım ne oldu....!

Adam fincanı eline aldı ve yavaşça çevirdi. Önce içine baktı sonra konuştu:

Bakın Maria hanım, çok yoğun şeyler yaşamışsınız, hayatınız acısıyla tatlısıyla dolu dolu yaşanmış. Önünüzde daha gidecek çok yol, ışık verilecek çok çocuk var. Siz bu ülkenin rengarenk kültür mozaiğinin güzel bir parçasınız ve sakın içinizdeki heyecanı kaybetmeyin. Bazen sıkıldığınız ve umutsuzluğa düştüğünüz anlar olacak, ama o zaman da çevrenizdeki çocukların gözlerindeki pırıltıya bakın, ve içinizdeki ateşi tekrar yakın. İnanın aynı enerjinin içinize dolması için aradan bu sefer  uzun zaman geçmeyecek.

Teyp bitti, fal bitti, ve adamla kadın aradan uzun zaman geçmeden tekrar buluşmak için sözleşerek kendi gezegenlerine döndüler.

43-SAYI_01- Jazz Temmuz 2006 » Konu Başlıkları

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler