20. YÜZYILDA BİR AVANT-GARDE

Yayın tarihi: 26.07.2006
20

20. YÜZYILDA BİR AVANT-GARDE:

GEORGE GERSHWIN

 

 

Caz ve Klasik müzik türlerinin son derece başarılı bir sentezini gerçekleştiren parlak bir müzisyen olarak bilinir. Gershwin’in o dönem için büyük cesaret isteyen çalışmaları, günümüzde birer piyano, orkestra ve opera klasiği sayılmaktadır.

 

New York’taki müzik eleştirmenlerinin ‘ezberini bozan’, kafalarını karıştıran gözüpek ve yenilikçi çalışmalarıyla Gershwin, beklenebileceği gibi, kendi döneminin ‘anlaşılamayan’ bestecilerinden biri oldu. Buna karşılık bestecinin benzersiz müzik stiliyle, Amerikan müzik dünyasının kalbi ‘Tin Pan Alley’ ile New York’un dev konser salonları arasındaki uçurum üzerine güçlü bir köprü inşa ettiği söylenir. Gershwin’in klasik türde bestelediği eserler, her ne kadar yazdığı Broadway müzikallariyle kıyaslanamayacak denli azsa da, bestecinin belli bir dönemine ait olmaktan çok, göreli olarak kısa müzik kariyerinin içine serpiştirilmiş mücevherler gibidir. Zaten özellikle bu türdeki eserleriyle 20. yüzyıl müziğinin öncü dehalarından biri olarak kabul edilir.

 

Asıl ismi Jacob Gershovitz olan Gershwin 26 Eylül 1898’de doğdu. Rusya’dan göç edip Amerika’da evlenen Morris ve Rose Gershovitz çiftinin dört çocuğundan ikincisiydi. Aslında ailenin müzisyenliği için en büyük aday, bestecinin kendinden iki yaş büyük ağabeyi Ira’ydı.

 

Ancak heniz 12 yaşındayken annesinin ağabeyi için aldığı piyanoyla harikalar yaratınca onun da piyano dersleri almasına karar verildi. 14 yaşında, üzerinde çok güçlü bir etki bırakan hocası Charles Hambitzer ile çalışmaya başladı; Chopin, Debussy, Ravel gibi bestecilerin yanı sıra Arnold Schonberg’in ilk eserleri de dahil olmak üzere, klasik piyano literütürürün önde gelen simalarıyla bu sayede tanıştı. Hambitzer, ayrıca kuram ve kompozisyon dersleri alması için Gershwin’i Edward Kilenyi’ye de gönderiyordu. Besteci deneysel müzikle ilgilenme cesaretini bu hocalarından aldı. ‘Since I Found You’ ve ‘Ragging the Traumerei’ gibi klasik formlara bağlı kalınarak yazılmış ilk ragtime şarkılarını yazması da bu dönemde gerçekleşmiştir. Stil olarak henüz ham eserler olmakla birlikte bu şarkılar, iki ayrı türün birleştirildiği ilk denemeler olmaları açısından önemlidir. O dönemde Irving Berlin’in şarkılarına büyük hayranlık besliyor,  Franz Liszt’i ilk müzikal kahramanlarından biri olarak benimsiyor ve New York’ta sahne alan zamanın büyük piyanistleri Josef Lhevinne, Josef Hoffmann ve Ferrucio Busoni’yi kaçırmıyordu.

 

Bütün bunlara rağmen Gershwin 1914 yılında, kendisini ansızın bu müzik ortamının dışına attı; okulu bıraktı ve Tin pan Alley’de, evlerine yakın bir plak şirketinde çalışmaya başlayarak, bir anlamda müzik teorisinden müzik pratiğine geçti. Haftada 15  dolar kazandığı işi, bir çeşit müzik reklamcılığıydı; çalıştığı şirketin şarkılarını çalıp söyleyerek tanıtma ve satma işini üstleniyordu. Burada yaklaşık bir yıl çalıştı;  gün boyunca klavyenin başında geçen bu sürenin sonunda piyano çalış stili inanılmaz ölçülerde gelişti. Bir yandan da kendi şarkılarını ve piyano parçalarını bestelemeye başlamış, ama bu ilgisi herhangi bir teşvik görmemişti. Sonunda Tin Pan Alley’dan ayrılmaya karar verdi; artık ticari formüllere uygun şarkılar yazmak istemiyordu. Bunun yerine, bütün bir show’a müzik yazarak çok daha gelişkin bir müzikal beceri geliştiren Jerome Kern gibilerinin iş yaptığı Broadway’e yöneldi.

 

Bu amacına 1917 Temmuz’unda ulaşacak, Jerome Kern ve Victor Herbert tarafından yazılan bir Broadway müzikalinde prova piyanistliği yaparak, gösteri endüstrisinin ‘kabe’sindeki ilk işini üstlenecektir. ‘Miss 1917’ isimli bu show Century Theater’da sergilendikten sonra da  Gershwin aynı yerde çalışmayı sürdürdü. Bu kez, Pazar akşamları verilen bir dizi halk konserinin organzatörlüğünü ve eşlikçi piyanistliğini üstlendi. Bir besteci olarak sahip olduğu yeteneklerin etkili çevrelerce farkedilmesi de bu dönemde gerçekleşti. O zamana kadar yayınlanmış çok az bestesi olmasına karşın, Harm Publishing Company’nin sahibi Max Dreyfus’tan, besteleyeceği eserlerin telif hakkı karşılığında ücretli iş teklifi aldı. Daha yıl bitmeden, müzikleri Gershwin tarafından bestelenmiş üç müzikal birden Broadway’de sahne almıştı. Zaten çok kısa bir süre sonra da, Arthur L. Jackson ve Buddy De Sylva’nın da işbirliğiyle ilk tam Broadway müzikalini besteledi. Mayıs 1919’da prömiyeri yapılan ‘La La Lucille’ ile birlikte artık Gershwin, henüz 21 yaşına bile girmeden, yalnızca çok yetenekli bir piyanist olarak değil, ama aynı zamanda parlak bir Broadway müzikal bestecisi olarak tanınan, bir kaç şarkısı yayınlanmış ve ülkenin önde gelen bir müzik yayıncısının gelecekteki şarkılarını peşinen satın aldığı bir müzisyen olmuştu.

 

1920’li yıllarla birlikte Gershwin’in bir Broadway bestecisi olarak çalışmaları ilk meyvelerini vermeye başladı. 1920’de pop şarkıcısı Al Jonson, bestecinin Swanee isimli şarkısını söyledi; şarkı kısa zamanda ‘hit’ olunca, Gershwin de tek bir sene içinde 10 bin dolara yakın bir besteci telifi aldı. Hemen ardından 1920-1924 arasındaki beş yıl boyunca besteleyeceği şarkılar karşılığında yapımcı George White’la bir kontrat imzaladı. Başka yapımcılarla da sözleşmeler imzalayarak Broadway için üç, Londra’daki salonlar için de iki müzikal besteledi. Bunlardan Londra için bestelediği ve 1924’de sahnelenen ‘Primrose’ müthiş bir başarı kazanınca, aynı yıl içinde bu kez Fred ve Adele Astaire’in başrollerini aldığı ‘Lady Be Good’u yazdı. Bu eser aynı zamanda, bestecinin sözleri tümüyle kardeşi Ira’ya ait olan ilk çalışmasıydı. Bu şarkılardan ikisi, ‘Fascinating Rhythm’ ve ‘Oh, lady, be good!’, Amerikan şarkı repertuarlarının standardı haline geldi ve günümüzde bile öyle kaldı.

 

 

Ira ve George Gershwin Kardeşler’in 20 yıl boyunca hem sahne hem de beyaz perde için yaptığı besteler, ABD müzikal tiyatrosu kültürünün en saygın örnekleri arasında yer alır.

 

Müzik yorumcusu Nelson Riddle’ın, “yarının müziğinin dün yaptı” diye tanımladığı Gershwin’in besteleri ünlü caz şarkıcısı Ella Fitzgerald’ın da repertuarına girmiş ve sonuç muhteşem olmuştu. Gershwin Kardeşlerin ‘söz yazarı’ Ira, Fitzgerald’ın performansını dinledikten sonra, Ella’yı dinleyinceye kadar şarkılarımızın gerçekten de ne kadar güzel olduğunu farketmemiştim” diyecektir...

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler