Enver Ercan

Yayın tarihi: 24.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Enver Ercan

 

 21 Ocak 1958 İstanbul

Haydarpaşa Lisesi’nde okudu. Yeni Düşün dergisinin edebiyat yönetmenliğini yaptı.

Güneş ve Sabah gazetelerinde çalıştı. Yaptığı söyleşileri kitaplaştırdı, derlemeler

hazırladı. Varlık dergisinin genel yayın yönetmeni oldu. Şiir ve yazıları Yeni Olgu,

Yeni Düşün, Varlık, Hürriyet Gösteri, Milliyet Sanat, Broy, Güneş, Cumhuriyet dergi

ve gazetelerinde yayımlandı. Şiir ve öykü antolojileri çıkardı. 1997 Cemal Süreya ve

Yunus Nadi şiir ödüllerini kazandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Eksik Yaşam (1977), Sürçüyor Zaman (1988),

Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman (1997)

 

 

GÖK YÜZÜNÜ ÇEVİR BANA

bende bulduğun benim de aradığımdı

sarmaşıp inceldiğimiz o nokta

hadi tut elimden gezdir sokaklarını

ansızın yakalan sağnağıma

 

akşam kendini karartırken geliyorsun

komşular kimbilir ne diyor

günü soyunup beni giyiniyorsun

parmakların ışıkları dinlendiriyor

 

gök yüzünü çevir bana

gezinsin tutkunun alevden dili

uçarken çıkardığın o ses var ya

bütün sözcüklerin özeti gibi

 

tanrı bu geceyi korusun

(Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)

 

 

KİRLİBEYAZ

haylaz bir adamdan da başlanabilir sevmeye

Tertemiz kâğıtlara mürekkep dağıtır da

sonra gelip yıkanır teninle

 

kara bir adamdan da başlanabilir sevmeye

upuzun yola düşse gece korkar da

sonra gelip sığınır gölgene

 

ucuz bir adamdan da başlanabilir sevmeye

tepeden tırnağa yağma durur da

hep ‘bi dostluk’ kalır geriye

(Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)

 

 

SİZİN İÇİN GÜNLERDİR

PUL BİRİKTİRİYORUM

dün sesiniz kalmıştı durakta

arkanızdan yetişemedim

bari şimdi dinleyin lütfen

kanat uçup durmasın adımlarınız

günler var ki size niyetliyim

ama hep böyle durgun dudaklısınız

 

Çok mu gevezeyim -

haklısınız...

 

bir tarihiniz vardır elbette

peki ya coğrafyanız

küçük bir gezinti yapardık sizinle

sözcüklerinize kadar ıslanırdınız

yanlış anlamayın lütfen

birlikte kaynardı suyumuz

 

Çok mu cüretliyim -

haklısınız...

 

size dokunsam

- biliyorum - hükümet sarsılır ama

bir âh ile bu âlemi virân ederim ben de

divan şairleri bile söyleyemez bu lafı

inanır mısınız

öyle bakmayın lütfen

yalan söyleyecek değilim ya göz göre göre

hem bir tutuşursam dilimde patlarsınız

 

Çok mu serseriyim -

haklısınız...

 

ama siz tam da bu şiirin fikrisiniz

 

 

GECE

el ayak çekildi

gecenin gölgesine bir düş gibi uzandın

kızının üstünü örtmüştün

kolunda uyuyup kalmış karın

gölgen suya değse ıslanır şimdi

 

acemisin biliyorum

elin ayağına dolaşıyor günü denerken

bir gerçeğe parmak basar gibi

basamıyorsun da ölümün tetiğine

kırkyalan sözcükler kesiyor rüzgârlarını

onun için aylar var ki

zorla uyduruyorsun kendini her role

susturamasan da kafandaki o sesi

 

                             dün de bugün yarındı

                             dün de bugün yarındı

 

öfken de bundan

kibar şairlere gülmen de

 

tuhaf bir adamsın vesselam

canını sıkan bir sokağı

boyuyorsun da

                           kırmızıya

bir yaprak düşse dalından

altında kalıyorsun

 

hiçbir şeyin uymuyor kitaplara

 

ama gel bu sabah

karını öperek uyandır

işe mişe de gitme

kızına kahvaltıyı sen yaptır

sonra pırıl pırıl günü tak yakana

yeni bir hayatın önsözü gibi

kentin kalabalığına karışıp yürü

kimse korkmasın bakışlarından

üstün başın boydan boya gökyüzü

çocukların ellerine bulaşsın dursun

 

nasıl olsa

hâlâ güzel masallara inanıyorsun

(Sürçüyor Zaman)

 

 

MANZARA GÜLÜŞLÜ KIZ

öpüşmekte güçlük çeken bir kızdı işte

üstelik düşlerimden ödü kopardı

ne zaman farlar geceyi çizse

teni sakallarımda yanardı

 

soruları rahatlatan bir yanıttı belki

şimdi evde olsak

            ne güzel

yatıp uyumazdık derdi

ev türkçesi ışırdı sesinde

dilime dolaştıkça sözcükleri

 

acıyı andıran bir anı artık

odamın şaşkınlığı bundan

düştutan akşam saatlerine

usul usul damlıyor zaman

 

gökyüzünde tuhaf bir başdönmesi

(Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)

 

 

1

o gün sait faik’indi pera

kimbilir hangi öyküsündendi

            o insan kalabalığı

yüzünü seçiyordum yalnızca

aklımda bir asansör yalnızlığı

gümüş astarlı bir sözcük vardı dilinde

            hiç kullanılmamış

tadı hâlâ dudaklarımda

 

2

adımlarımıza uyardı bütün sokaklar

evler kenara çekilirdi

birden yağmur...

            düşerdi peşimize

serin odalarda harfleri

aşk ederdik birlikte

 

3

yıldızları havuza bakan

            bir bahçenin

çözülmüştüm büyüsüyle

 

o suya eğiliyordu

bir kuğu beliriyordu

 

kuğu mu benziyordu gelinciğe

yoksa gelincik miydi kuğu

 

aklıma bile gelmiyordu bu soru

 

sözcüklerin sessizliğe çekildiği

o çocuksu ikindide

            zaman

geçtiği her şeyi öpüyordu

 


4

Ne zaman kapıdan girse

kamaşırdı sözcükler

canımı tazelerdi sesi

içimde bir yalnızlık telaşı

çözülürdü ellerim

zamana uzanınca gölgesi

 

usulca ayartırdık işte

düzenli bir güz vaktini

 

 

5

başağın burcundaydı dünya

o da öyle

derin bir geceye terledik

yaprak serinliğinde

 

bir güvercindi

            kanadı

sözcükler yırtılırken

en sessiz harflerinde

 

çapaksız bir sabaha uyandık

başağın ikiz adı silinmişti teninde

 

 

6

aşknişan bir ânı

özenle karşıladı sirkeci garı

birkaç tren daha geldi

insanlar zaten oradaydı

 

bir kalemim vardı verecek

onunsa bu şiir oldu armağanı

 

üç harfli bir sözcük gibiydi yüzü

            gülüşü manzara

bir harf daha takınsa

            hece’lerdi adımı:

- ellerimi avuçlarında

yıllarca tutmaya hazırla

 

şarkılıydım o gece

sigaram keyifle tüttü

            düşlerimin arasında

 

7

parmak izlerimiz

yakışınca yan yana

baktım

bembeyaz bir gelincikti

            yanımda

cennete gitmeden de

şansa inandım

iyi kalpli bir sözcük gibi

yazılınca adıma

 

 

8

rüzgârın anılarını dinledik birlikte

usulca dolaşırken bütün geceyi

tek bir yıldıza basmadık ama

denizde yansıyıp durdu

gözlerindeki dalga deseni

eğilip sözcükleriyle öptük

bal zamanı bu mu anne diyen bir çocuğu

 

ay dalından düşerken

zambaklar gibiydi yüzünde uyku

ama hâlâ bayramını koruyordu sesi

                        gecelerden pazartesi

                        ayların en ağustosu

 

 

9

acıyan bir şey vardı aramızda

bütün sözcükler ağır yaralı

kırgın bir yaprağa gül arardık da

tenimizde güz dalgınlığı

 

imlâsını bilirdik de bilmesine

yine de yanlış hecelerdik hayatı

 

 

10

birbirimizi suçladık bir gün

affetmek için kendimizi

gece gelip sildi usulca

ağzımızdan sızan sözcükleri*

.....

 

(*)       Nasıl da kalabalıkmışız

            biz böyle iletişip durdukça

            bu yalnızlığa zaten zor sığarmışız

 

            arada mı kalmıştık, araya giren mi vardı

            biz öyle olsun istemezdik ama

            bütün yakınlarımız bizi yanlış tanıdı.

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler