Güven Turan

Yayın tarihi: 21.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Güven Turan

 

 2 Aralık 1943 Gerze / Sinop

Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu.

İngilizce okutmanlık, metin yazarlığı ve reklamcılık yaptı. Şiir yanı sıra roman, öykü,

eleştiri ve deneme çalışmaları da vardır. Dalyan adlı romanı ile 1979 Türk Dil Kurumu

Roman Ödülü’nü, Düş Günler adlı öykü kitabıyla 1990 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü, Bir

Albümde Dört Mevsim adlı şiir kitabıyla 1991 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Güneşler... Gölgeler... (1981), Peş (1982), Sevda Yorumları (1990),

Bir Albümde Dört Mevsim (1991), İkaros’un Uçuşu (1993), Toplu Şiirler (1995),

101 Bir Dize (1996)

SINAMA

Ekim yarıladı;

Güneş bir gövde sıcaklığıyla

Sarılıyor.

Çamur içinde akıyor ırmak;

Belli belirsiz aktığı.

“Sabah kuzeyden güneye

Akşam güneyden kuzeye akar.

Serttir,”

Dedi.

Yaşlıydı, yüzü

İçine kaçmıştı.

“Bu ağacı ben dikmiştim.

Kestiler...”

Hiç sürgün vermemişti

Oturduğu omaca.

“Şimdi nasıl akıyor?”

Kıpırtısızdı güz.

Beynim, yüreğim oradaydı;

Uzakta...

Gözlerim burada...

“Günün başında mıyız

Sonunda mı?” diye yanıtladı.

Bakmadan bana.

 

 

YEŞİLDEN KAÇAN

Öyle sıkıdüzen

Döşemişler ki mermeri

Kuşkusuz

Yer kalmamış ağaca

Kentlerinde

Bir asma örtmüş

Avlularını belki

Belki şu küçük

Ortası delik, yuvarlak

Döşeme taşı

Çevreliyordu

Kibar, utangaç

Hafifmeşrep gene de

Bir nar ağacını

 

 

BAKIŞIM

Balık denizden

Denizden ocağı canlı tutan

Tahta

Dağılan bir kayığın

Kıyıdaki izdüşümü

Olarak karşıma çıkan

Bir gün

Suya veririz

Kendi teknemizi de

Bir döküntü düşer

Bir başka kıyıya

Ateş olur akşam

Aşının altına

                          (Peş)

 

 

 

SARRAF

Eski mezarlıklar

Üç dinin tapınaklarıyla

Yaşıyor şehir

Kendini aldatıyor takvimlerle

Oyalanıyor yenilediğini sanarak

Yüreğini

Bir düşte binlerce yıldan beri

Esvap değiştiriyor durmadan

Çıkmıyor odasından

Habersiz değil gene de

Olup bitenlerden

Lodos ayıklıyor

Boğaz meyhanelerinden çekilen

Balıkları biliyor

Soluğu daralıyor

Yeni semt adlarını saydıklarında

Gelip gideni eksik değil hâlâ

Geceleri

Nicedir kaç yaşında gösterdiğini

Soruyor bana

 

 

GÖRÜNÜM

Bu çılgın geometrisi

Bir çocuğun rastgele dizip

Dağıttığı

Eski püskü küplerin

Yığını üst üste

Üst üste binmiş karanlık

Üzerlerine sıvaşmış ışık

Damlalarıyla

Geceyi bile ağırlaştıran

Kent

            (Sevda Yorumları)

 

 

KIŞ VE DÜŞ

Ocağı yakıp küle

Bir patates gömüyorum;

Çocukluğumu diriltmeye...

Şaşıyorum,

Donmuş çamaşırların

Hiç su bırakmadan

Çözülmesine,

Kar getirmesine

Güneşin.

 

Yeniden

Kuş peşine de düşebilirim,

Belki de.

            (Sevda Yorumları)

 

 

SEYRAN

Neler devşirmedim

O hercai güzden

Bol şimşekli gök gürültülü

Sağnakların ardından

Gökkuşağı ayçalı sabahlar mı

Başlamadı

Uzak sevişmeler mi düşlemedim

Yanımda uyuyan bir kadından

Umarsız boz sürgün

Diye mi adlandırmadım kendimi

Yeni bir yaşam coşkusunun

Hışımına uğramışken

Bir başka Eylülde şimdi

Diken diken bir mevsim

Sürüklenmekte

            (Sevda Yorumları)

 

 

MESEL

İlkyaz güneşi gebe bırakıyor

Dokunduğu yeri

Yeni açmış bir çiçeğin üstünde

Yeni peydahladı

Kitaplara bile adı geçmemiş

Böceği

Şimdi elimin üstünde

Yeni bir el nakışlıyor

Ağzın

İnce bir su akıyor

Hızla çitler arasında

Derin

Sürükleyip götürüyor

Ne çıktıysa önüne

Kıssadan hissesi yok

Bu meselin de.

(Sevda Yorumları)

 

 

KARANLIK GEZİNTİ

Bir köşesinden tutulmuş gibi yarı gecede

kopuk bir damar gibi vuruyor,

yalnızlığın, denizsizliğin, taş çağının yarası.

Savruk bir uykunun sarmaş dolaş yaşamasıdır,

 

eski, inik, bir davul gibi gürültülü.

Gidelim yeniden yaşamaya başlayınca:

Deniz yeniden yaşamaya başlayınca kıyılarda;

kıyıda bağlanınca sis düdüklerine, sis:

 

Yolculuk en doğal olandır.

Oysa denizlerdir en yakın kavgalara,

kaçılmadan karmaşık bir evrenin ardı sıra.

Atlardır: Cehennem, defneler ve kara

 

yavaş yavaş saklanır ardına.

Gelmediği izlerden acının çayırları

sürüp atar balıkları, yengeçleri, çakıl taşlarını,

bir tan yeri saklamış gibi günlerin yarışında.

 

II

Karanlık, ışığın olduğu yerlerde yaşar.

Yağmurlar yağar gibi geceyarıları.

Sazdan bir elin korkuluğu,

dolaştırır, akşamdan kalma bir maviyi göklerde.

 

Gidelim gel, gidelim. Gidelim,

düşüm korkumu bırakmıyor,

şimdi uzaklığı yakınlığına denk,

korsandır bütün düşlerin çocuğu.

 

Ses işitilmez kan akmadıkça yere,

yelin kestiği sessizlikten başka;

bir türkünün orta yerinden bölünmesi,

ayakların altında kırılan kumlara karşı,

 

nasıl konaklarım böyle durma,

kaç kış günü yola çıkıp yüzümüz uyanmadan.

Uçup konduğu günlerden kalma

sanki bir bilmediğim var.

                                               (Güneşler... Gölgeler...)

 

 

AYNA

Üç duvar arasında

Avluda

Asmanın altında

Oturmuş denize bakıyor

Düşünüyor:

Avluda asmanın altında

Oturup düşünüyor

Denize bakarak

Üç yanı duvar:

Asmanın altında:

Avluda:

Deniz karşısında

Düşünüyor:

            (Sevda Yorumları)

 

 

BAKIŞ

Bir gelmiş bir geçmiş

Uykumun arasında

Fırtına

Pencerenin önünde ıtırlar ezik

Yerde dalcıklar

Sapsarı dibi cevizin

İskele yok yerinde

Gene de

İsketeler bitleniyor tozun içinde

Toprak çatlak

Kavruk dağlar bulutsuz göğe

            (Sevda Yorumları)

 

 

KIRLENT

Kokularıyla Mayıs

Ve sesleriyle öğle sonraları

Akşamla... Akşam:

Ketenler ve baharlar

Sıcak ve soğuk

Yağmurlu bir ışık

Grinin aydınlığı

Kırlangıç göğsünde

(Sevda Yorumları)

 

 

BİRİKİNTİLER ANITI

Dumanlar sarmaşığı bir sevda

Örüyor geçeneklerimi

Uçurumlar taşıyan yaz

Dağılıyor denizin üstünde

 

Ağır yapışkan bunluğuyla düşler

Anılarımdan alıp kaynağını

Salıyor kuduz imlerini üstüme

İçimin balçığında tükeniyorum

 

Sokaklar kokuşuyor

Kimsede anlamını bulamadığım kentte

Beklemekten usanınca tohumu

Kendi yaramı deşiyorum

 

Bir ad umuduyla birleşince

Daha kolay uzuyor günler

Kızgınlık ter ve yorgunluk

İzleri bırakıyor kasıklarımda

 

Yalın yufka yaşamalardan geçip

Delici çağıltılarla

Katılaştırıyorum tortuları

Fazlasını bağışlayabilirim sana.

                                   (Güneşler... Gölgeler...)

 

 

BİR KENT VE KENDİSİ

Denize bakarken bile

Deniz düşlemek

İşte bu yaptığı çoktandır

Ve kendini bir kentte tasarlıyor

Sokaklarında tramvaylar dolaşan

Kesme sarı taş binalarda

Kararmış demir balkonlar

Güvercin sesi güvercin

Tersi camlarda

Ama düş bunlar

Ne karşısında ne

Yok

            (Sevda Yorumları)

 

 

 

BİR SEVDANIN İÇYÜZÜ

Şafağı arkama alıyorum.

Gece bitince

bitiyor şehrin uyanıklığı da.

Bir karabasana dalıyor,

kirli işlerle uğraşıyor,

unutuyor sevişmeyi.

Yorgunluk çökünce üstüne

ıssızlıktan,

geceyi beklemeye başlıyor yeniden;

parçalayan,

sınırlandıran

dört sudan

birinin yanına atarak kendini.

Şahidiyim. İzliyorum.

İtiyor beni,

yanına sokuldukça.

Gün bulaşmış üstüme,

çıkmıyor.

                                                 (Peş)

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler