Hüseyin Yurttaş

Yayın tarihi: 21.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Hüseyin Yurttaş

 

 1946 Foça

Edirne Erkek İlköğretmen Okulu’nu bitirdi. Van, Amasya ve İzmir’de on yıl

öğretmenlik yaptıktan sonra 1983’te istifa edip yayıncılık ve dağıtımcılık işiyle

uğraştı. Yeditepe, Dost, Oluşum, Türkiye Yazıları gibi dergilerde şiirleri

yayımlandı. Dönemeç dergisinin yayın kurulunda yer aldı. Anı-deneme

ve çocuk kitabı türünde kitaplar yayımladı. Şiir kitapları pek çok ödül kazandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

İlk İşim Uyanmak (1970), Gelincik Günleri (1977), Uzun Yollar Yolcusu (1978),

Uzunçalar (1979), Sanayi Çarşısı (1980), Gecede Kanat Sesleri (1984),

Çürüme (1986), Kod Adı: Mansur (1993), Kirli Tarih (1993),  Sevgiden Ötesi Cehennem (1995), 

Yirminci Yüzyıl Ağıtları (1996), Aşkların Gizli Defteri (1998)

ÇAĞRI

küçük, tombul bir çocuğun sevinci

nasıl sönerse

öyle çekilir hayat yüzümden

sen gidince

 

gelsen

şu kışkırtan bahar sıcağına uysam

sana soyunsam

 

bilirsin hiçbir yürek yaşlı değildir

aşk için

en büyük kuraklıklarda bile

çatlatabilir onun tohumunu

 

hadi, bana açıl

boş bir kâğıt gibi bembeyaz

çağır beni

sana birikeyim.

 

 

ALBÜMÜ KAPATIRKEN

bir aşk bir aşkı silerse

bir ölüm kapısını çaldırır öteki ölümün

 

canlar canı canımız gidince

kalır iki yaprağın arasında

acısı iç karartan bencillikler

birer gül kurusu gibi

yalanların son belgesi olarak

 

bir tanık değilseniz yaşama

resminiz tanık olamaz yaşadığınıza!

(Uzunçalar)

 

 

UYAN EY KIZ

uzun boylu o genç adam

o uzak şehre indiği zaman

seni düşündü ilk olarak

gece tenhalığında

 

şiirlere bulandı

uyku ve duman yüklü

bir sabahçı kahvesinde

sokaklara vurdu kendini

ardında kol gezen bir yalnızlıkla

 

uzaktın

uyku sularındaydın sen

yumuşaktı döşeğin

bulutlar gibi

nerden bilirdin ki

iki uykusuz gözün

senin için nemlendiğini?

 

okuduğu şiirdin

söylediği şarkı

nasıl yoğun yaşıyordu seni

bir bilsen

 

evet, ah bilsen

sıyrılıp çıkardın yatağından

yalın bir bıçak gibi

ince uzun

alev dili gövden

odalara dağıtırdı sıcaklığını

üşürdün

ve özlerdin onu

 

o uzun boylu çocuk

o şehrin en yalnız adamı şimdi

be kız

sen uyku sularındasın hâlâ

uyan artık!

 

 

ÖPTÜM ÇOCUKLUĞUMU

öptüm çocukluğumu

yorgun bir saatında gecenin

bir sesin ışıkları önünde

öptüm çocukluğumu

 

şimdi dönüp geriye bakmalıyım

silkeleyip ayaklarımın tozunu

güzün eğri yolu önümde işte

şimdi dönüp geriye bakmalıyım

 

hazır olmalıyım kötü güne

çünkü yağmur yürüyecek damarlarıma

yoksul gecelerimin soğuğuyla

hazır olmalıyım kötü güne

 

ama hep yürümeliyim

şiirin bayrağı altında

                                   (Çürüme)

 

 

RÜZGÂRA KAPILMA

bir daha rüzgâra kapılma

öyle uçuşmasın eteklerin

küllerim savrulur birden

sonra seni de tutuşturur alevlerim

 

bir daha rüzgâra kapılma

öyle toprak gibi dirilmesin tenin

tohum olup serpilirim

bulutları da indirme

bütün filmleri yakan o bembeyaz tenine

önce ben eririm

 

söyle güneşe

çekilsin kirpiklerinden

sataşmasın kulaklarının altındaki sarı tüylere

her hal-ü kârda

dövüşebilirim senin için

                                               (Çürüme)

 

 

GECEDE KANAT SESLERİ

1.

bir kanat sesidir

ay düşmüş ormanlarda

yankısı yıldızları çağırır

yalayıp geçer dorukları

ıslık gibi duyulur ufkun ardından

 

bir kanat sesidir

taşır kuzey ovalarının serinliğini

yağmurlarını karadeniz’in

safran buğdaylarını içanadolu’nun

bakar maviye çalan gözleriyle ege’nin

gülümser sevinçler yüklü beyazlığıyla akdeniz’in

 

2.

gecede kanat sesleri var

akan kuşların çığlaklarıdır

kar ıssızlığında kışlar bırakarak

düzler yokuşlar bırakarak

düşmüşler işte kara afrika yollarına

 

gecede kanat sesleri var

geçiyorlar terkedilmiş köyleri

yıkılmış kentleri, yok olmuş uygarlıkları

dualar gibi gizem dolu fısıltılarla

karışıyorlar bulutlara

 

nasılsa birden katılıyorum onlara

yükseliyorum bir damla su gibi

toprağımın kokusunu taşıyarak

ırmaklarımın coşkusunu taşıyarak

elsiz ayaksız

kolsuz kanatsız

uçmaya çalışarak

 

ülkem

yağmurlar emmiş bir tombul çocuk gibi

denizler koynunda

derin, soluksuz bir uykuda

yollarında, ırmaklarında, köprülerinde

damar damar akışan sevinç

dal dal uzanan öfke

yaprak yaprak dökülüyor hışmıyla gecenin

 

ülkem

belâsını baştacı ettiğim toprağım

deli divane eyliyor beni yücelerde

dönüp duruyorum işte

kanat sesleri arasında

 

3.

-burdan ötesi

gidilmez bir yolun, varılmaz durağıdır ki

aktığım mı, yürüdüğüm mü, uçtuğum mu

                                                               bilemediğim

kara afrika yollarında gece yolcusuyum

yoldaşım kuşlar tutmuş elimden

kanatları sırça, ‘gagaları gümüş’ kuşlar

karlı sonsuzlukların

tozutan tipilerin tezikmeleriyle

kanat vuruyoruz

 

burdan ötesi

gidilmez bir yolun varılmaz durağı da olsa

tutkum benim

orda küçük kulübelerdeki zenci çocuklarına

bataklık kuşlarına

geyiklerin seğirttikleri yamaçlara

bir selâm gibi varmak

bir akdeniz rüzgârı gibi onları okşamak

 

varsın bitmesin yolları! -

 

kaç yüzyılın demir hevenklerinin sallandığı

şu uygarlık bağından

göçüp giden

bir yavru kuş olayım ben

 

-ki burdan ötesi

uçulmaz uçurumlar da olsa

verip kendimi boşluklara

sıradan bir ölümün çok ötelerinde

ağmak sonsuza doğru

varmak dünya halklarının

            haramiler önündeki sofrasına

bir pençeyle alıp çalınmışı

güldürmek afrika çocuklarını

dünyayı ışıtan o bembeyaz dişleriyle!-

 

gecede kanat sesleri var

ben ordayım

 

ne bitkinim ne yorgun

esrimiş esiyorum

yıldızlar bahçesinde

            (Gecede Kanat Sesleri)

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler