İlhan Berk

Yayın tarihi: 19.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

İlhan Berk

 

 1918 Manisa

Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptı. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü

Yayın Bürosu’ndaki çevirmenlik görevinden emekli oldu. Şiirin yanı sıra çeviri, deneme ve günlük türünde eserler

verdi. Şiirin çeşitli türlerini denedi. Kitaplarına her yıl yenilerini ekleyip Ankara, İstanbul ve Bodrum gibi kentlerde

verimli bir şiir işçisi olarak  çalışmalarını sürdürdü.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Güneşi Yakanların Selâmı (1935), İstanbul (1947), Günaydın Yeryüzü (1952), Türkiye Şarkısı (1953),

Köroğlu (1955), Galile Denizi (1958), Çivi Yazısı (1960), Otağ (1961), Mısırkalyoniğne (1962), Âşıkane (1968),

Şenlikname (1972), Taşbaskısı (1975), Atlas (1976), Kül (1978), İstanbul Kitabı (1980), Kitaplar Kitabı (1981),

Deniz Eskisi (1981), Şiirin Gizli Tarihi (1983), Delta ve Çocuk (1984), Galata (1985), Güzel Irmak (1988),

Pera (1990), Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum (1993), Avluya Düşen Gölge (1996), Şeyler Kitabı (1997),

Çok Yaşasın Sayılar (1998), Kült Kitap (1999)

 

 

AŞK

Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk.

Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu.

Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu

Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler

Nicedir bir pencereden deniz güzel değil

Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.

 

Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.

 

 

SUNU

Ben bütün çizgilerde oldum bütün o çizgilerde

Her sefer böyle geldi vurdu yaşamama bir deniz

Aldı bir yaşamadan bir yaşamaya kodu nasıl

Al bir çocuk vardı o korkularda o gecelerde

Büyük, ulu sular yudu beni çokum artık nasıl,

Bir deniz size de gelir vurur elbet anlarsınız.

(Kitaplar Kitabı)

 

 

ÇOK UZUN BİR GÜNDÜ

AŞKA DÖNÜYORDUM

Çok uzun bir gündü aşka dönüyordum

Çok uzun, yavrum, çok uzun seni sevmekten

İşte diyordum ilk öpüş işte masmavi yarığın

İşte yedisi sabahın ve ıslak ağzının

İşte eski bir otu kasıklarının ve karnının

İşte dilinin getirdikleri işte ormanlarım

İşte döşekte çırılçıplak upuzun uyanışın

İşte kayaya vuran eski gölgen eski sesin

İşte o ağzındaki esmer kuş o  yaban ırmak

Kal öyle diyordum böyle anadan doğma iç içe

Kal öyle ilkin orandan öpeceğim diyordum

Aşk ki karadır tek heceli bir sözcüktür

İşte tam böyle, sevdalım, tam böyle diyordum.

 

GALATA’NIN ESKİ BİR SOKAĞINDA

Kuşlar kalkıyor Aya İrini üstünden

Bir sap ot kulaklarının arkasında

 

Ben sonunda burdasın işte diyorum kendi kendime

Burda eski bir atlasın kesiştiği yerde

 

Bir kedi gözlerini dikmiş bana bakıyor

Ve aşağılarda gök ne kadar aşağılarda olursa

 

Ve karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor bir kadın

Ben seni düşünüp korkunç ince diyorum görmediğim boynu

 

Önümden çerçiler askerler bıçak bileyicileri geçiyor

Ve asık suratlı kazmacıları dünyamızın

 

Bir ses seninle aynı yarımadadayız diyor

Ve yitiyor sonra Galata’nın eski bir sokağında

 

Galata’nın eski bir sokağını tepiyorum ben böyle her akşam

Her akşam tabanımda senin çamurun

 

 

ÜÇ KEZ SENİ SEVİYORUM DİYE UYANDIM

Üç kez seni seviyorum diye uyandım

Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim

Bir bulut başını almış gidiyordu görüyordum.

 

Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün.

 

Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim

Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum

–Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum.

 

Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün

 

Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım

Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim

Karanfil sakız kokan soluğun üstümde duydum

 

Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun.

 

 

ŞİİR

        Sarı, o Çokgüzel, giriyor kentime

Koyuyor sesini balıkçıl ve yalnız

Nehirlerleyin o, yavaşça etime.

Kırmızı, karışıyor ağızlarımız.

 

        Göğü, bir ormanı gidiyoruz, Uzun

duyuyorum bunlar kirpiklerin. Buğday

Sonsuz Temmuz yüzün, o intiharım.

Bunlar oraların, Ey Aşkyüzlüm benim,

                                                                            Ey.

 

Bir aşkı gitmek var, şimdi sen osun

Cinselliğimizi büyütmek büyütmek

Dağlamak çıplaklığımızı göklemek,

 

Böyle seni suya göğe tutuyorum.

Seni artık korkunç karıştırıyorum.

 

-Uzar şimdi bizden bir gece Upuzun.

 (Âşıkane)

 

 

KIZILIRMAK

7 Ekim 1951

Bir soğuk, bir karanlık, bir ıssız geceydi

Otuz kişiydik, ağzımızı bıçak açmıyordu

Seni gördük kamyonun penceresinden

Keyifli keyifli akıyordun

Hepimiz tutup cigaralarımızı yaktık

Türkü söyledik

(Türkiye Şarkısı)

 

RONDO

Ben uyandım bir aşk demekti bu dünyada

-Sesin, bir gülü bırakmak gibi birşeydi.

Karaydım, kağıt gibiydim yaşamalarda

Adım görseniz her gün o denizlerdeydi

Bin yıl bir M sesiydim aşağı Mısır'da.

 

Ben vurdum sevilere belli değil miydi

Bin yıl seni açtım işte yalnızlığımda.

Ne zaman aydınlığında adım geçti miydi

         Bir aşk demekti bu dünyada.

 

Bir zamanlar yalnızlık güzeldi Mısır'da

Seninle yepyeni bir göktü gidilirdi

Baktım mı, büyürdü bir zambaktı anımda

Şimdi bir gölgedir uzar ovalarımda

Böyle uyanırdım ya uyanmak değildi

         Bir aşk demekti bu dünyada.

 

Ben şimdi bir şiirden geçenim çok eski

-Uyuyarak severek siz benim aşkımsınız.

Şimdi dünyada beni anmalara dursanız

Kimbilir denizi gösteriyorsunuz belki.

Görüyorum ne kadar büyük yalnızlığınız.

 

Durun beni daha ansıyın bir daha eski

Öylesine çok ki yenilensin sularınız

Ne varsa anımla genişliyen evrende ki

                    Bir şiirde şimdi yalnız

 

Sarı, hep aşktı açan benden bu dünyadaki

Çıplak daha uzun daha güzel daha ıssız.

Hâlâ vurur sizden bir yağmur gecede eski

Kalandı yalnızlığınız gibi rüzgârınız

O durduğunuz ön güzelliğim bir zaman ki

                    Bir şiirde şimdi yalnız.

 

Ülkem bölündü bu öğlemi sana ayırdım

Ben kentlerimi hep sana bakarak yapardım

Gecene derin kadırgalarımı bırakır

Öpüşünün o ıssız kentlerine varırdım

-Kleopatra bir gökyüzüydü geçmişte anladım

 

Sen ey benim uzak güzelim, Sur kırallığım

Sizden o gecelerde bir pencere açıktır

Hanlarım uyur, ben dünyada sana çıkardım

              Ülkem bölündü önüm yalnızlıktır

 

Ben dünyada bir senin yalnızlığına vardım

Geldiniz, seninle bir ikindilerdi kalır

Ey şimdi denizlere açılanlar yıllardır

Kentlerim düzen yüzü görmiyecek anladım

              Ülkem bölündü önüm yalnızlıktır

(Çivi Yazısı)

 

GÜNEŞİ YAKANLARIN SELÂMI

Bir zevk duyulmaz oldu, buranın rüzgârlarından

Hayat soldu bir günün enginlerinde yine.

Selâm! sonsuzlukların yorgun gönüllerine

Selâm: Güneşi içeren çocuklar diyarından!...

 

Bir ateş yakalım ki geçmesin hatta bir an

Ve sussun kurtlar, kuşlar bir gök gürültüsüyle;

Bir ateş yakalım ki, tutuşsun gökler bile

Ve Güneş içilsin o gün, kızıl çanaklardan!...

 

Varsın eskisin sesim kaybetsin ahengini

Geceler kıskanmasın aydınlığa süsünü.

Donatsın sonsuzluklar gibi gurubun rengini

Söylesin ve uzaklar baharın türküsünü...

 

Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden

Güneşi içelim mor şafaklar gecesinden.

Selâm! Sonsuzluklara, hasretli gönüllerden,

Selâm, güneşi, göğü yakanlar bahçesinde!...

 

AĞIT

Baktık bir evin bahçesi ilk defa bir evin bahçesi başını

            almış gidiyor

Bir çocuk Grenoble’da İtalyan mahallesinde bir çocuk

            görüyor ilk

Deniz kıyısındaki o her akşamki kahve birdenbire tutup

            batıyor

Ne varsa umutlu umutsuz sıkıntılı sıkıntısız o cumartesi ak-

            şamları, frengili ağaçlar çekip gidiyor

Yeşil zeytin, limon gibi bir İstanbul sarısı kalıyor geriye

Bir evin bahçesi ilk defa gülmüyor ilk defa büyümek istemiyor

Gece her taraf gece Katina’nın elleri gece en sevdiğimiz

            yerleri gece, gece hiç bitmiyor

Bağırmak sabahlara, akşam üstlerine bir pencereden bir deniz-

            den, bağırmak bağırmak

Uyandık Eftalikus uyandık İstiklal caddesi yok,

Beyoğlundaki güneş yok

Gökyüzü yok.

(Galile Denizi)

 

SONNET

Sahi siz mi geldiniz saksılarım ışıdı

Güzel ağzın belli çarşılardan geçmişsiniz

Bunlar Akad'da öyle defterler, kitaplardı

Cumartesi işte ellerinizi değdiniz.

 

Usumda ben sizinle ne güzel gökler tuttum

Büyüttüm kiliseler gibi yalnızlığımı

Baktım yazılarıma, kentlerime görüyorum

Siz getirdiniz bu şey padişah akşamını.

 

Böyle bir karanlık, f'li öyle birşeydiniz

Bize o sulardan bir o rüzgârlardır vurmuş,

Akad'da bir gül güler şimdi mektuplarda

"Bir Haziranla bir başka Eylül arasında".

 

"NE BÖYLE SEVDALAR GÖRDÜM,

NE BÖYLE AYRILIKLAR"

Ne zaman seni düşünsem

Bir ceylân su içmeye iner

Çayırları büyürken görürüm

 

Her akşam seninle

Yeşil bir zeytin tanesi

Bir parça mavi deniz

Alır beni

 

Seni düşündükçe

Gül dikiyorum elimin değdiği yere

Atlara su veriyorum

Daha bir seviyorum dağları

 

BEN SENİN KIRALLIĞIN

ÜLKENE YETİŞTİM

Ben senin kırallığın ülkene yetiştim

Kaldım gölge tanımıyan güzelliğinle.

Her sabah büyüten denizimizi böyle

Gülüşlerindi o ülkede bilmez miyim.

 

Sen o çıktığım sularsın, zencim benim

Denize bakan evler gibiydim seninle

Dur geliyorum ellerin ne güzel öyle

Beni şey et gülüşlerini bekliyeyim.

 

Sen gittiğim o ülkesin varılmıyorsun

Vurmuş sonrasız nasıl en güzel sulara

Güzelliğin balıkları gibi İstanbul’un.

 

Şimdi her yerde ne güzeldiniz o kalmış

Yankımız denizlere öbür kadınlara

Dünyada sizinle İstanbul olmak varmış

(Çivi Yazısı)

 

ÖLÜ BİR OZANIN SEVGİLİ KARISINI

GÖRMEYE GİTMEK

‘Kâğıtlar, kitaplar, dedi, nereye elimi atsam.

Kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir

Kiminde. Hem her şey şiirlerde değil miydi?

Bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde

Gider gelirdi.

                             Böyle yaşayıp gidiyorduk.’

Sesi,

      sanki çok ötelerden gelirmiş gibi

Ezik, suskun odaları dolaştı durdu.

Masada açık duran bir kitabı gösterdi sonra

Ölünün, son kez elini sürdüğü ve kaldığı.

‘Burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu,

Elinden kitabın düştüğünü gördük sonra.

Hepsi bu.’

                             Böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini

Alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden.

 

BİR ALAGEYİK

Kimsecikler yoktu gayet iyi hatırlıyoruz

Bir sabah biz erkenden geldik dünyaya

Ortalıkta büyük bir sessizlik vardı

Deniz kestaneleri ağır ağır nefes alıyordu

 

Baktık her şey hazırdı dünyada

Gökyüzü, dağlar, ovalar yerini almıştı

Her şey durmadan büyüyüp gelişiyordu

Anladık dünyadaydık artık

 

Hepimiz ayrı ayrı tutulduk dünyaya

Denizi görenler deliye döndü

Gökyüzüne bir bakışı vardı bir ceylanın

Bütün ömrümce unutmam

 

Bizden biraz önce gelmişlerdi sanırım

Gökyüzü dağlar ovalar

Gökyüzü dağlar ovalar

Daha yeni yeni kendilerine geliyordu

 

Asıl sevincimiz güneşi görünce oldu

Baktık bir geçtiği yerden

Adam boyu kalkıyordu otlar

Bir dokunduğu şey

Bir zaman kendine gelemiyordu

 

Bir sabah deniz kıyısında

Bir koruyu uyurken bastırdı

Deliye döndüğünü gördüm

Nasıl deliye döndüğünü bir korunun

Şarkılara başladığı hatırımda

 

Gökyüzünün bir perişanlığı vardı üzerinde

Yüzyılda silkip atılacak gibi değildi

Bu kadar yer kapladığı için dünyada

Belli utanıp sıkılıyodu

 

Daha o zaman bu gökyüzünün, ovaların

Dünyaya sımsıkı sarılacakları belliydi

Baş kaldıramıyacakları

Bir vakit yaşamaktan

 

Hiç unutmam akşama doğruydu yağmur yağdı

Bütün balıklar denizin üstüne çıktı

Hepimiz işimizi gücümüzü bıraktık

Tam beş dakika dünyayı dinledik

 

Her şey yavaş yavaş oluyordu dünyada

Sarmaşıklar yavaş yavaş uzuyordu

Bir pencere yavaş yavaş açılıyordu

Dünyanın içinden

 

Dağlara ovalara doğru koştu o gün kimimiz

Kimimiz nehirlere doğru koştuk

Fevkalâde sevinmiştik hatırımızda

Bugün işte bir bunu biliyoruz

(Günaydın Yeryüzü)

 

 

PAUL KLEE’de UYANMAK

Uyandım, çiçek gibi dayanılmaz güzel kızlar

Ad Marginem’den asma köprüler kurmuşlar İstanbul’a

Nehirler, aylar çevirmişler o Ayla’lar, Münibe’ler

Tümü bir uzak denizde A’lar, V’ler, U’larla

Gece sarı bir evde bir iki yaprak evlerinin önünde

Açtı açacaklar dünyamızı açtı açacaklar.

 

Bu denizi Ayla ayaklarını soksun diye getirdim

Bu dünyaları onun için açtım bu balıkları tuttum

Bir sabah çıkmak güneşler, aylar bir sabah çıkmak

Bir ağacı, bu evleri sarı ters bir kuşu düzeltmek

Edibe bu sokağı al götür görmek istemiyorum

Edibe bu evleri Edibe bu göğü bu güneşleri Edibe.

 

A’lar, V’ler, U’larla olmak Paul Klee’de uyanmak.

(Galile Denizi)

© 2017 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler