Kemalettin Kamu

Yayın tarihi: 18.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Kemalettin Kamu

 

 15 Eylül 1901 Bayburt - 6 Mart 1948 Ankara

Millî Edebiyat akımının gurbet ve hasret şiirleriyle ünlüdür.

İstanbul Erkek Muallim Mektebi son sınıf öğrencisiyken Kurtuluş

Savaşı'na katılmak amacıyla Anadolu'ya geçtiğinden ortaöğrenimini

savaştan sonra tamamladı. Anadolu Ajansı temsilcisi olarak Fransa'ya

 gönderildi. Görevinin yanı sıra Paris'te Siyasal Bilgiler Okulu'nda yükseköğrenimini

tamamladı. Rize’den milletvekili seçilerek meclise girdi. Ölümünden önce Erzurum

milletvekili ve TDK Terim Kolu başkanıydı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Kemalettin Kamu; Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri (Rifat Necdet Evrimer, 1949)

 

 

KİMSESİZLİK

Yıllardır ki bir kılıcım kapalı kında,

Kimsesizlik dört yanımda bir duvar gibi;

Mustaribim, bu duvarın dış tarafında

Şefkatine inandığım biri var gibi.

 

Sanıyorum saçlarımı okşuyor bir el,

Kıpırdamak istemiyor göz kapaklarım;

Yan odadan bir ince ses diyor gibi: "Gel!"

Ve hakikat bırakıyor hulyamı yarım.

 

Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın,

Kulaklarım komşuların ayak sesinde;

Varsın yine bir yudum su veren olmasın,

Başucumda biri bana: "Su yok!" desin de!

(Kemalettin Kamu; Hayatı,

Şahsiyeti ve Şiirleri)

 

 

İRŞAD

Sevgilim güvenme güzelliğine,

Senin de saçların tarumar olur;

Aldanma taliin pembe rengine,

Hayatın uzun bir intizar olur.

 

Sevgilim her insan doğarken ağlar,

Çiçeklerle açar, sularla çağlar,

Rehgüzârı olur bahçeler, bağlar,

Nihayet isimsiz bir mezar olur.

 

Sevgilim baksana bir yanda gülen,

Bir yanda gözünün yaşını silen,

Kimi benim gibi erir derdinden,

Kimi senin gibi bahtiyar olur!

 

Sevgilim senin de geçer zamanın,

Ne şöhretin kalır, ne hüsn-ü ânın,

Böyledir kanunu kahpe dünyanın,

Dört mevsim içinde bir bahar olur!

(Kemalettin Kamu; Hayatı,

Şahsiyeti ve Şiirleri)

 

ZAMAN İÇİNDE

 

            -1-

Gök uzak, yer uykuda,

Yalnız değilim ama,

Bir açık pencereden

Ay doluyor odama.

İçim odam gibi loş

Ürperiyor geceden,

Şurada yatağım boş,

Burada uykusuz ben,

 

            -2-

Gök uzak, gün uykuda,

Engin mesafelerle

Ay giriyor buluta...

Sesler hatırlatıyor

Bana uzak-yakını.

Durdurmak istiyorum

Saatin tiktakını!

 

            -3-

Ses yok, mesafe silik,

Odamda varlığımın

Bütün tüyleri dimdik.

Odamda iki kardeş

Bakıyor birbirine

Birisi can veriyor

Öbürünün yerine

Odamda iki kardeş

Biri dün, biri yarın.

 

            -4-

Dün koyu gölgeleri

Üzüntülü bir ömrün;

Beni bana benzeten,

Bütün benim olan dün.

Çağırınca ses veren

Derin bir kuyu gibi,

Yıkılmış kenarları,

Çekilmiş suyu gibi.

 

 

Ve bu harabezarın

Yanıbaşında yarın,

Gülüyor acı acı.

Değil bana yabancı

Bu beyaz, temiz yüzün

Ziyneti olan hüzün.

Taze çizgilerini

Yakından tanıyorum,

Sesini eserimin

Son beyti sanıyorum.

 

            -5-

Ben su istemiyorum

O karanlık kuyudan.

Bana en unutulmaz

Acıları uyutan

Bir baş dönmesi lâzım.

Ama kalbim duracak

Kapanacakmış ağzım.

Ah ey hulyalarımın

Aynası gibi dümdüz

Bana gülümseyen yüz!

Ey yazıma benzeyen

Bu yüzün çizgileri!

 

            -6-

Odamda iki kardeş:

Biri dün, biri yarın.

Ve ben aralarında

Bir köprüyüm onların.

 

(Kemalettin Kamu; Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri)

 

 

BİNGÖL ÇOBANLARI

Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.

Bu dağların en eski âşinasıdır soyum,

Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.

Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların

Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,

Her gün aynı pınardan doldurur destimizi

Kırlara açılırız çıngıraklarımızla...

 

Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni;

Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.

Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;

Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,

Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı;

Her adım uyandırır ayrı bir hatırayı:

 

Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,

Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;

Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,

“Suna”mın başka köye gelin gittiği akşam.

 

Gün biter, sürü yatar ve sararan bir ayla,

Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.

-Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,

            Diye hıçkırır kaval:

Bir çoban parçasısın olmasan bile koyun,

Daima eğeceksin, başkalarına boyun;

Hulyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,

Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı

Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an!

Mademki kara bahtın adını koydu: Çoban!

 

Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,

Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden

Anlattı uzun uzun.

Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun

Nadir duyabildiği taze bir heyecanla...

Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla

Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,

Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına!

 

                      (Kemalettin Kamu; Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri)

 

GURBET

Gurbet o kadar acı

Ki ne varsa içimde

Hepsi bana yabancı,

Hepsi başka biçimde.

 

Eriyorum gitgide;

Elveda her ümide.

Gurbet benliğimi de

Bitirmiş bir içimde.

 

Ne arzum, ne emelim...

Yaralanmış bir elim

Ben gurbette değilim,

Gurbet benim içimde.

 

(Kemalettin Kamu; Hayatı, Şahsiyeti ve Şiirleri)

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler