M. Sunullah Arısoy

Yayın tarihi: 19.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

M. Sunullah Arısoy

 

 23 Mart 1925 Şile/İstanbul - 18 Aralık 1989 İstanbul

Haydarpaşa Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Sümerbank’ta ve

Türk Tarih Kurumu’nda çalıştı. Gazetelerde günlük yazılar, şiirler

ve şiir üzerine yazılar yazdı. Ankara Televizyonu’nda edebiyatçıları

tanıtan programlarıyla tanındı. Barış gazetesinde günlük fıkralar yazdı.

Haftalık Aktüalite dergisinin başyazarlığını yaptı. Şiir antolojisi, roman

ve hikâyeleri vardır.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Garipler Treni (1948), Muhteşem Kavga (1951), Mustafa Kemal Türküsü (1953),

Yaban Mavisi (1956), Dışa Vuran Karanlık (1961), Yanlış Yaşadık (1970),

Sabrın Gülü (1980)

 

SONRASI HEB BU

Ya, ben ta nerelerden geldim, ne kirliydim;

Ucuz ve acemi resimdim, bilmezdi kimseler..

 

Arsız bir yağmurun altında, yıllarca çırılçıplak ıslandım;

Pas tuttum, seviler, yılgınlıklar, usançlar içinde...

 

                     Oturup, yağmur gibi ama güzel,

                     Bir güzel-güzel, hep ağladım!

 

Oy! Nasıl da yorgunum! Her yerim karanlık! Her yerim.. ufacığım;

Kırık bir testi gibi, unuttular beni, susuz bir çeşme başında!

 

Bu kaldırım taşı bakmıyor mu bana, hep ölüyorum;

Kaçıyorum, yalnızlığım çıkıyor karşıma! Hiç sevmiyorum...

 

                     Kapısızım derken ama hiç!

                     Bir Çarşambayı seviyorum.

 

Bir ben bilirim dünyada Suna’lı sabahların tadını!

 

                     Tutup yeniden yaşıyorum..

(Yanlış Yaşadık)

 

LÜTFEN BİRAZ AĞLAR MISINIZ?

Lütfen biraz ağlar mısınız?

Yaşamak nasıl ayıp değilse

Sevmek, sevişmek nasıl ayıp değilse

Bir ağacın çiçeğe durması

Bir ineğin buzağılaması

Diyelim bir sokak köpeğinin

Gözler önünde

Önlenmez bir tutkuyla

Ya da bir atın

Ya da, o güzelim eşeğin

Çiftleşmesi

Güne, güneşe, doğaya, insana karşı

Nasıl ayıp değilse

İşte öyle ayıp değil, inanın,

Lütfen biraz ağlayın..

 

Ki, insanlığınıza ulaşın!

(Sabrın Gülü)

 

NEDEN?

Bütün karanlıkları aştım da

Geldim sana takıldım

Işıktın.

Neden karardın?

(Sabrın Gülü)

 

MUSTAFA KEMAL TÜRKÜSÜ

I–         DÜŞ

                        Atamı gördüm düşümde,

                        Büyük beyazlıklar içinde...

                        Parlıyordu yine, gök mavisi gözleri

                        Sonsuz mânâ içinde!

Gökte bir bulut geziyordu;

Bir yanı kırmızıydı, bir yanı beyaz;

Batıya yönelmişti,

Belli, Doğu’dan gelmiş!

Gökte gezen bulut, gözümle gördüm;

Tıpkı, MUSTAFA KEMAL’e benziyordu!

 

El ettim, görmedi;

Ses ettim, duymadı;

Dövünsem de nafile

Aldıracak değildi...

Küskün bir hâli vardı bulutun,

Geldi, ağırdan - ağırdan,

RASAT - TEPE’nin üzerinde eğildi!

 

Bulut mu büyüdü birden,

Gök mü küçüldü, bilmem?

Mavi, aydınlık, şavklıydı gökyüzü,

Henüz, vatan çalışmaya başlamamıştı,

Sabahın en erken saatlerinde,

Vatan’ın gökyüzünü bu bulut kapladı

Sessiz, gürültüsüzce!

 

Bir yanı kırmızıydı, bir yanı beyaz,

Küskün bir hâli vardı bulutun,

Ama, aşkla, şefkatle bakıyordu

Vatan topraklarına!

Ağırdan - ağırdan geziyordu,

Batı’ya yönelmişti;

Belli, Doğu’dan gelmiş!

Gökte gezen bulut, gözümle gördüm!

Tıpkı, MUSTAFA KEMAL’e benziyordu!

 

 

UNUTMADIM

Ben o dağları

Senin doğup davar güttüğün

Senin yıllar yılı haldaş olduğun

Ben o dağları

Unutmadım

 

Kuyu suyuyla yunmuş avluların

Taş serinliği

İçe dönük, utangaç gelinlik kızların

Alyanak, süzgün ve çıplak ayak

Dolaştıkları, loş avluları

Unutmadım

 

İkindi, akşam, yatsı ezanlarının

Suskun dinlendiği

Körpe yüreklere ağırlık

Ve içsıkıntısı veren

Kandille aydınlatılmış

O esmer havaları, dinginliği

O ürperten karanlığı

O çoban köpeklerinin ulumalarını

Unutmadım

(Sabrın Gülü)

 

SABAH

Sabahı etmek zor,

Bitmiyor ki bu geceler;

Çocukların bünyesi içindir, anladım:

Vaktin sıkıcı uzunluğu,

Ya biz, bu uzun vakt-içinde,

Karanlığında gecelerin,

Nasıl yaşarız?

 

Bütün yeryüzü, bütün gökyüzü

En namuslu vaktini yaşar sabahları.

 

Aydınlıkla yıkanır,

Sabahtır affeden

Geceler boyu, hayasızca işlenen

Fenalık ve günahları.

 

Ağaçlar, kırda, dağda, şehirde

Sabahları alımlıdır.

Yeşiline gönül verdiğimiz çimen;

Koklayıp koklayıp da sevdiğimiz

Çiçeklerin her çeşidi,

Sabahları şebnemlidir

Hava sabahları saf

Biz, sabahları namuslu ve iyi

 

Sabah olmalı, hep sabah kalmalı

Yeryüzü, iffetli bir gül kurusu ışığında

Bütün yaratıkları dünyanın,

Sabahla sağ,

Sabahla dinç,

Kardeş muhabbetiyle selamlar birbirini.

Sabahın serinliği,

Dalgalanmalı daima.

Geniş ufuklarında dünyanın

Barış ve hürlüğün tek ümidi.

 

YASAK ACI

Korkulardan öte yaşamaktı güzel olan,

Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçti!

Gür ırmaklar gibi çağlayıp duran

O sınırsız düşler ülkesine demir attıran

Bizim arınmış aşklarla yüce şarkımızdı...

 

Ballanmış incirler gibiydik hani,

Hani gökte bulut, ilkyazdaki yelkendik

Hani kuştuk, ışıktık, hani biz..

Karanlık gülüşler içinde boğulduk!

 

Bu iki yüzlü yaşamanın acısı,

Bu gülerken ağlamak,

Bu fıkara, bu tutsak duyarlığımız..

Gelsin şarkılar diyoruz, avutsun bizi

Geceye renk veren bir ağaç yeşili

Bağrımızı dolduran şaşkın soluğumuz..

Gelsin diyoruz, geçmişin bütün iyi düşleri

Küçük, kırık, suçsuz umutlarımız...

 

O’dur dalgalanan, her günün burcunda

Her nakışta, her yazmada, her çizgide bin umutla bin

Daha nice söylenmemiş, el değmemiş gün görmemiş sızı

Kuytu ormanlarda gizlenmiş yabancı

Var ama bilmezsiniz, yasak, bin yıllık acımızı!

 

Bu daha böyle sürer mi dersin?

Bir yağ lekesi gibi, çirkin

Köylerin, kentlerin kıyısında, buruşmuş

Hiç gibi yaşamamak!

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler