Melih Cevdet Anday

Yayın tarihi: 19.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Melih Cevdet Anday

 

 1915 İstanbul

Ankara Gazi Lisesi’ni bitirdi. Toplumbilim öğrenimi için gittiği  Belçika’da iki yıl kaldı. MEB Yayım Müdürlüğü’nde çalıştı. Kitaplık memurluğu, çevirmenlik, öğretmenlik yaptı. Şiirleri Varlık, Yaprak, Yeditepe, Papirüs ve Yeni Dergi’de yayımlandı ve çeşitli dillere çevrildi. Orhan Veli ve Oktay Rifat’la birlikte Yeni şiirin öncülerinden biri oldu. Şairliğinin yanı sıra makale, özellikle deneme, roman ve oyun türünde önemli ürünler verdi.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Garip (Orhan Veli ve Oktay Rifat’la birlikte, 1941), Rahatı Kaçan Ağaç (1946), Telgrafhane (1952), Yanyana (1956), Kolları Bağlı Odysseus (1962), Göçebe Denizin Üstünde (1970), Teknenin Ölümü (1975), Sözcükler (Bütün Şiirler, 1978), Ölümsüzlük Ardında Gılgamış (1981), Tanıdık Dünya (1984), Güneşte (1989),

Yağmurun Altında (1995)

 

 

RAHATI KAÇAN AĞAÇ

Tanıdığım bir ağaç var

Etlik bağlarına yakın

Saadetin adını bile duymamış

Tanrının işine bakın.

 

Geceyi gündüzü biliyor

Dört mevsimi, rüzgârı, karı

Ay ışığına bayılıyor

Ama kötülemiyor karanlığı.

 

Ona bir kitap vereceğim

Rahatını kaçırmak için

Bir öğrenegörsün aşkı

Ağacı o vakit seyredin.

 

(Rahatı Kaçan Ağaç)

 

YAĞMUR

Birden serçelerle indi yağmur

Hangisi serçe

Hangisi yağmur

(Göçebe Denizin Üstünde)

 

SEVDA RÜZGÂRI

Amanın bana bir hal oldu

Bir hal oldu a dostlar

Amanın beni bir rüzgâr aldı

A dostlar bir rüzgâr aldı

Bu rüzgâr ne rüzgârı

Amanın sevda rüzgârı

Sevda rüzgârı a dostlar!

 

(Telgrafhane)

 

ANI

Bir çift güvercin havalansa

Yanık yanık koksa karanfil

Değil bu anılacak şey değil

Apansız geliyor aklıma

 

Nerdeyse gün doğacaktı

Herkes gibi kalkacaktınız

Belki daha uykunuz da vardı

Geceniz geliyor aklıma

 

Sevdiğim çiçek adları gibi

Sevdiğim sokak adları gibi

Bütün sevdiklerimin adları gibi

Adınız geliyor aklıma

 

Rahat döşeklerin utanması bundan

Öpüşürken o dalgınlık bundan

Tel örgünün deliğinde buluşan

Parmaklarınız geliyor aklıma

 

Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm

Kahramanlıklar okudum tarihte

Çağımıza yakışan vakur, sade

Davranışınız geliyor aklıma

 

Bir çift güvercin havalansa

Yanık yanık koksa karanfil

Değil, unutulur şey değil

Çaresiz geliyor aklıma.

(Sözcükler)

 

ANT

Senin üzerine babacan aydınlık

Her gün doğudan batıya yürüyen

Canımın yongası

 

Senin üzerine

 

Deniz toprak ağaç kuş gökyüzü

Kötü günlerden dönen çember

Gelecek güzel günlere

 

Gelecek güzel gün üzerine

 

Dökülen ter

Dökülen gözyaşı

Dökülen kan

 

Bunca yitik ülkü üzerine

 

Beynimdeki fosfor

Kanımdaki yuvar

Üreme gücüm

 

Öptüğüm dudak üzerine

 

Gerçeğimde düş

Düşümde gerçek

İnancım benim dikili ağacım

 

Senin üzerine

(Sözcükler)

 

KAPI

Ağacın yanından geçiyorum

Ağaç yerli yerinde

Dönüp bakıversem birdenbire?

 

Soğuk taşlara basıyorum

Bütün ısınıyor tenim

Bu yangın bu kıyamet ne?

 

Güneşi yanıma alıyorum

Açıyorum önüme denizi

Ağaç taş güneş deniz

Aç biilâç hepsi.

 

Ben de sizdenim ben de

Yerli yerimdeyim ben de ağaç gibi

Taş gibi soğuk

Güneş gibi sıcak

Rahat mı rahat deniz gibi.

 

Bir gün dedim ki kendi kendime

Gözlerim de varmış demek

Ellerim ayaklarım gibi.

Bunu aklımla buldum.

Önce ellerim ayaklarım akıllandı

Sonra ellendi ayaklandı aklım

Artık işbölümü hak getire.

 

Ben yıktım bu kapıyı ben

Deliler gibi hayvanlar gibi

Karşıma çıktı ansızın

O mutlu güvenli doğal

O yalansız duru ilk

Yitik evren.

(Sözcükler)

 

 

ALATURKA

Çık benim şair tabiatım, çık orta yere

Fakir güzelinden söyle

Hasret ateşinden çal

Çal, söyle benim derdimi sevdalı sesinle

 

Hep bilinen şarkılar gibi olsun

Hani, dil-i biçareden

Sun da içsin yâr elinden

Hani bilinen şarkılardan olsun.

 

Yeni sözler arama nafile

Derdim yeni olsa anlarım

Gel, hazırından söyle bu akşam

Üzme yetişir, üzme firakınla harabım.

 

Sonunda ah çekeriz derinden

Kim anlıyacak sahiden olduğunu

Sen söyle yalnız

Zülfündedir baht-ı siyahım bestesini

Dede’den.

(Sözcükler)

 

OLSUN DA GÖR

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör

Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör

Seyreyle gülü bülbülü

Çifter çifter aylar gökyüzünde

Her gece ayın ondördü

 

Kuşlar geçecek damların üstünden

Kuşlar konacak dallara

Kanat seslerini duyup uyanırlarsa

Gene kuşlarla uyusun çocuklar

Olanı biteni anlatma.

 

Hiç görmediğim şey bu

Kurdun gözü yılmış sürüden

Elmanın yarısı soğuk yarısı sıcak

Ağulu bitkilere dolanmış salkım

Güneşten yağmur boşanacak

 

Yetsin demir çağının beyliği

Yeni bir gün başlıyor demek

Yeryüzünde korkusuz yaşamak

İki milyar kişiye bir dünya

İki milyar kişiye iki milyar ekmek

 

Yazık olur bu düş yarı kalırsa

Barış günü insan hakkı yenirse

Köroğlu’nun sözü dinlenmelidir

Sivas ilinin Banaz köyünden

Pir Sultan Abdal dirilmelidir

 

Ah günüm yetse görmeye seni

Seni  övmeye gücüm yetse

Barış çağı altın çağ

Son ozanı ben olayım bu özlemin

Bu özlem bitse.

 

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör

Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör

Seyreyle deli ozanı

Baştan başa sevda baştan başa tutku

Dili baldan tatlı.

 

SONA ERDİ HER ŞEY

Kazıdın bir taşa adını

 

Taş ölünceye dek

Kimse ölmeyecek

 

Havada ayak izleri var

 

Ölüm burada tükeniyor

Kar da tükeniyor

 

Sonsuzluğa gidiyor kuşlar

 

Gizemliydi ay ve yeryüzü

Sevideki korkunç bakışma

(Güneşte)

 

AĞIZ MIZIKASI

Dün gece yatmak üzere iken

Evin önünden biri geçti,

Ağız mızıkası çalarak...

Ve bana çocukluğumda

Akşam üzeri mangal yaktığımız

Bahçe kapısını hatırlattı

Emniyet Sandığındaki evin...

(Rahatı Kaçan Ağaç)

 

BİR MİSAFİRLİĞE

Bir misafirliğe gitsem

Bana temiz bir yatak yapsalar

Her şeyi, adımı bile unutup

Uyusam...

 

(Rahatı Kaçan Ağaç)

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

 

1.

Kara gemi Okeanos ırmağının

Akıntısından kurtulup tanrısal

Denizde Ayaye adasına varınca

Onu kumsala çektik ve uykuya

Dalarak tanrısal şafağı bekledik.

Sabah sisi içinde doğan

Gül parmaklı şafak

Elpenor’un yüzüstü yatan ölüsünü

Bulmuştu ilk önce kıyıda.

Martı leşleri ve deniz kabukları arasına

Törenle gömdük onu kederli

Gönülle ve yanık yüzlü şaraptan

İçerek dinledik Kirke’yi.

 

2.

Tanrıçaların en tanrısalı

Güzel belikli Kirke eyitti:

“Sen Odysseus iki ölümlüsün

Hades’i gördün daha yaşarken

Güneş doğmayan neşesiz ülkeyi

Günlerce karanlıkta kaldın

Çünkü İthaca yaşatıyordu seni

Tanrısal denizde ordan oraya

Bin yıldır aradığın ada...

Konağının sarsılmaz temeli

İkarios kızı Penelopeia

Ve erdemli dölün Telemakhos

Bütün ülkün ve sevgin olan İthaca.”

 

3.

“İyi dinle söyliyeceklerimi

Her şeyi olduğu gibi anlatacağım sana

Ki yeni uğursuzluklar yüzünden

Denizler ortasında kalma bir daha.

Önce Sirenlere rast geleceksiniz

Koruyun onlardan kendinizi

Yabansı ezgilerle büyüleneceksin

Ordan çarçabuk uzaklaşmalı ki

Büsbütün yok olmasın İthaca.

Sirenleri aştıktan sonra kürekçilerin

İki yol çıkacak karşına birden

Acaba bunlardan hangisi?

Artık onu orda sen bileceksin!”

4.

Oysa İthaca’yı hiç görmemiştim

Penelopeia yoktu, Telemakhos da,

Ama İthaca kafamda onlardan kurulu idi.

Tanrıçaların en tanrısalı

Kirke’nin bile söyliyemediği

Bu yolu bulup geçeceğim;

Ama ne denli güç olursa olsun

Bilerek varmak istiyorum şimdi

Sirenlerin ezgilerini dinliyeceğim

Dedim ve büyük bir mum peteğini

Tunç hançer ucu ile ezdim çabucak

Tıkadım kürekçilerin kulaklarını bir bir

Orta direğe bağlattım kendimi.

5.

 

Kürekçilerim hasatsız denizi

Köpürttüler kürekleriyle,

Tez yürüyüşlü gemi gün batarken

Ulaştı Sirenlerin adasına,

Yüreğim kopacak gibiydi

Kanatlanıp uçacak gibiydi, ama

Sirenlerin izi bile yoktu ortada.

Yalnız bir ezgi, ta derinden

Ta içerimden gelen bir ezgi

Başladı yavaş yavaş yükselmeye;

O yabansı, o büyülü türküleri ben

Söylüyordum sağır gemicilere

Yalnız ben duyuyordum Sirenleri.

Kirke, bilge tanrıça, selâm sana!

Sağ salim geçtim kendimi.

(Kolları Bağlı Odysseus)

 

BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ

Hava ne kadar güzel öğretmenim

Yollar, ağaçlar, kuşlar ne kadar güzel

Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim

Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın

Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya

Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar

Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar

Hepsi hepsi ortada öğretmenim.

Ne olur biz de gidelim

Burda kalsın kitaplar

Burda kalsın iğneli karafatmalar,

Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar

Burda kalsın hepsi

Bomboş kalsın evler okullar

Hapishaneler, hastaneler...

Öğretmenim, sevgili öğretmenim

Sırtımıza alırız hastaları

Kimbilir ne özlemişlerdir kırları

Ya mahpuslar

Ne sevinirler kimbilir

Sarılıp sarılıp öperler adamı.

                                       (Telgrafhane)

 

DÜZENLİ DÜNYA

Bayılırım şu düzenli dünyaya

Kışı yazı

Baharı güzü

Gecesi gündüzü sırayla.

Ağaçların kökü içerde

Bütün ağaçların kökü içerde

Dağların başı yukarda

Bütün dağların başı yukarda

İnsanların aklı başında

Bütün insanların aklı başında

Beş parmak yerli yerinde

Baş işaret orta yüzük serçe.

Diyelim kalksa da serçe

Orta parmağa doğru yürüse

Ne haddine!

Yahut akasyanın biri

Başını toprağa daldırdığı gibi

Bir gezintiye çıksa

Merhaba kestane, merhaba çam

Selâmün aleyküm, aleyküm selâm

Kimsin nesin nerelisin derken

Lâf açılır mı bizim akasyanın kökünden

Bir uğultudur başlar rüzgârda...

Kökü dışarda, kökü dışarda...

Yahut ne olur koca bir dağ

Baş aşağı gelsin...

Aman Allah göstermesin.

Bayılırım şu düzenli dünyaya

Altta ölüler

Üstte diriler

Gel keyfim gel.

                                               (Sözcükler)

 

YANYANA DALGINLIK

Gözlerine bakıyorum

Denizden çıkarılmış bir tabaktaki kuş resmi

Dağınık köy evleri gibi orda burda

Sepetteki sümbül soğanı gibi gölgeli

 

Yüreğimiz öylesine aşmış ki düşüncemizi

Yarışı başlatan tabanca sesi gibi

Dudaklarımız koşuya çıktıktan sonra

Duyuyoruz söylediklerimizi

(Göçebe Denizin Üstünde)

 

TOHUM

Dört nala haberci ilkyazdan

Aşağıdan inceden beyazdan

Dumanı tüten sıcak tohum

Dolan kara toprağı dolan

Ulaş yeryüzüne ak tohum

 

Hey gücüne kurban olduğum

Dağ taş dinlemezim hey aman

Göster o gül yüzünü göster

Önce yeşil yeşil bak tohum

Sonra sarı sarı gülüver

 

Donansın donansın daneler

Kız oğlan kız, alaca kına

Tarlalar sebil tek bedava

Ver güzelim ver yiğitim ver

Pir aşkına fakir aşkına

 

Anladım farkı neden sonra

Tohumdan başka şeymiş bitki

Bu küçük deli fişekteki

Ne ki? Ağaç mı allı pullu

Yoksa ayrık mı, başak mı ki?

 

Kim bilecek... Kapalı kutu

Ama bulut, yağmur bulutu

Gelir kararır nerdeyse

Tohum altta nefes nefese

Kulağı gök gürültüsünde.

(Sözcükler)

 

 

ŞİİR YAZMAK

Kimi bir sözcükten yola çıkarım

Aç kalmış güzel bir kurttur o

 

Kimi bir düşünden ki

Kör bir gül gibi dönenir

 

Bedevi bir sabır gibiyimdir

Ey tesellisiz gece

(Göçebe Denizin Üstünde)

 

SES

Uyandım ki ses içinde kalmışım

Yüzüm gözüm ağzım burnum ellerim

Aralanan deniz kapısının sesi bu

Silkelenen güneş tavuğunun sesi

Diş rengindeki halatın gıcırdayan sesi

Ağaç biçimindeki ses borusunun,

Yarınki buğdayın, devinen kemiğin,

Tarihsel bileğin, direncin sesi bu

Oynaşan arabanın, kucaklaşan atların.

Baktım güneşte soğumuş karanfil gibi mavi

Bir yapı işçisinin kulağındaki kalem gibi güzel

Yağmurda ıslanmış namlu gibi yeğin

Serçe kanadı değmiş çamaşır ipi gibi esrik

Okul bahçesinde dolaşan güvercinler gibi

Kıyıda öpülen dudak, yağmurda öpülen dudak gibi

Gölgelere sokulan yüksüz dakikalar gibi

Kutsal oyuncaklar gibi

(Göçebe Denizin Üstünde)

 

SESSİZLİK TAŞLARI

Akşam senin katırlarla çıkılan köyündür

Gördüm tuzunu ununu davarını

Sallabaş bir tırtıl gibi karartı

Çıtırdıyor çekirdeklerinde göğsünün

Topluyor görüntünü parça parça

Düş de ağır geliyor insana yaşam da

Güzelliğinin azıklarını çıkar bir bir

Kuş sürüleri gibi uçuşan eteğini ser yanıma

 

Eski resimlerini gördüm gözlerinin,

Yağmurun ve  denizin, tanyeri ile dopdolu

Gördüm karadaki ve denizdeki direkleri

Eski ormanları buzların koruduğu

Bende kalsın efendilik yeter bana

Bakışlarının bir ırmak gibi doldurduğu

Sessizlik taşlarını dizeceğim şimdi

Dizlerinin baş döndürücü doruklarına

(Göçebe Denizin Üstünde)

 

İSA’DAN ÖNCE

Lesbia, Catullus’un sevgilisi,

Kuğu boyunlu, belki de esmer,

İsa’dan önce seviştiler.

Birinci yüzyılda, Julius Caesar’ın,

Cicero’nun yaşadığı Roma’da.

 

Ama Lesbia şimdi daha erinçli

Ölümsüz epigramlarında Catullus’un.

Hepimiz yaşadık, nedir ki zaman!

Ölüm insanla geldi dünyaya

İnsanla gitti dünyadan.

(Sözcükler)

 

 

YANYANA

Bu gürül gürül otların yanıbaşında

Ağacın gölgesine değdi değecek

Tam şeftalinin kokusu başlarken

Öpüşmiye kıl kadar bitişik

Akarsuyun burnunun dibinde

 

Bu zulüm, bu haksızlık, bu işkence

(Yanyana)

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler