Nahit Ulvi Akgün

Yayın tarihi: 19.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Nahit Ulvi Akgün

 

 1918 Milas - 13 Kasım 1996 İzmir

Yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe

Bölümü’nde tamamladı. Ödemiş Lisesi, İzmir Karşıyaka Erkek

 Lisesi ve İzmir Atatürk Lisesi’nde felsefe öğretmenliği yaptı.

İlk şiiri, İzmir’de yayımlanan Akın gazetesinde çıktı. Bir süre

hece ölçüsüyle yazdı. Yeni şiir akımına bağlı ürünleri ortaya

koyarken değişik bir anlayış geliştirdi.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Leyla (1937), Irgat (1942), Sebep (M. Serpin ile, 1945), Birisi (1951),

Karanlıkta Bir Ağaç (1960), Gerçek Düş (1965), Evren Türküsü (1966),

Ağaçlar Uyanınca (1971), Eksilen Gökyüzü (1980), Güneş Açınca (1985),

Yolumuz Üstünde Bir Adam (1991)

 

 

BİRİSİ

Bir şey var aramızda

Senin bakışından belli

Benim yanan yüzümden

Dalıveriyoruz arada bir

İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki

Gülüşerek başlıyoruz söze

Bir şey var aramızda

Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek

Fakat ne kadar saklasak nafile

Bir şey var aramızda

Senin gözlerinde ışıldıyor

Benim dilimin ucunda

(Birisi)

 

BELMA'NIN SERÜVENİ

Belma yirmisinde taş bebek

Bastığı yeri bilmez hoppa

Yürür mü seker mi anlaşılmaz

Bir gülmesi bir konuşması var

Sanki kırılır dökülür haspa

 

Lâf mı dinler söz mü anlar

Böyle doğmuş anasından

Kalk sen var bir aylâğa

Tıngır elek tıngır tas

Ama sevişene samanlık seyran

 

Evde arama dirlik düzenlik

Oğlan dik kafalının biriymiş

Bir köşeye sinmiş durur Belma

O gülüşleri artık koydunsa bul

Üstü paramparça yüzü gözü şiş

 

Gazetede okumuşsunuzdur sanırım

Belmacığın başına gelenleri

Benim söylemeye dilim varmaz

Hem ağladı hem anlattı baştan

Eli elimde bir akşam üzeri

  (Ağaçlar Uyanınca)

 

DALGINLIK

Bir pencere açıldı kitabımın sayfasında

El sallayarak sen göründün

Satırlar takım takım evinin önünde

Ne güzel bu küçük askerler...

Fakat koyboluyorsun pencereden

Şimdi ağlıyor bütün harfler...

 

Sonra birden beliriyorsun

Elinde nakışlı mendilin, gülümsüyorsun

Ve başlıyorsun konuşmaya

Sesin ağlamaklı

Sesin yumuşak,

Anlattıklarına karışıyor kitabın anlattıkları...

 

YÜZLER

Oyuncu sahnede başlar oyuna

Bir yürür güler bir durur

Bir çizgi çizer bir nokta

Bir ağaç olur bir kuş

Bir dal kırılmış

Bir el uzanır çeker alır

Gülüşü gider tasası kalır

Bir el uzanır çeker alır

Sandalyesi gider masası kalır

Bir el bir el daha

Birbiri ardınca düşer yüzler

Bir biçimden bir biçime geçer

Her yüzü saygıyla takar yüzüne

Seyirciler oynar oyuncu yerine

Borular bir yakın bir uzak

Oyuncunun yüzü bomboş

Oyuncunun yüzü çırılçıplak

 

HER ŞEY YERLİ YERİNDE

Hiçbir şey değişmeyecek o gün

Göçüvereceksin bu insan kalabalığından

Gelmemiş gibi olacaksın dünyaya

Sanki bu odada sen oturmadın

Sen giymedin bu elbiseyi

Ağlamadın

Gülmedin

Yemedin bu ağacın meyvasını

Bütün maceran

Bir varmış

Bir yokmuş

 

KORKU

Soframa usulca düşen aydınlık

Havada birdenbire gül kokusu

Dört bir yandan sızan ışık-su

Çekip gider o eski karanlık

 

Dört bir yandan sızar ışık-su

Eşya yüzer ben yüzerim dalgın

Sevişmekten düşmüş gibi yorgun

Apansız yitivermek korkusu

 (Ağaçlar Uyanınca)

 

ÇAĞRI

Günlerin gürültüsünde nerde

Tut ki seviştik diyelim

Artık elim ayağım tedirgin

Zamanım seninle akar gider

Yaşamayı yeniler durur  sevgin

 

Gözlerinde o dayanılmaz çağrı

Öpüşmelerin en olgunu kaçamak

Tut ki kalkmış engeller aramızdan

Üstümüzde ay aydınlık gökler

Bir mutluluk içindeyiz umulmayan

 

GÖÇEBE

Nereye gittiysem yadırgadım yerimi

Canıma tak etti bu göçebe yaşam

Tam alışırken yurduma yuvama

Bir de bakıyorum saat tamam

 

Yüzümü iyiden iyiye tanıyorum

Elim ayağım benim de

Başkası çıkacakmış gibi karşıma

Aynalardan kaçıyorum şimdi

 

Zaman içinde böyle darmadağın

Ne mutluluğum belli ne mutsuzluğum

Bir düşteymiş gibi hafif

Sis dağlarından yuvarlanıyorum

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler