Necati Cumalı

Yayın tarihi: 19.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Necati Cumalı

 

 1921 Florina / Yunanistan

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra avukatlık yaptı. Paris Basın Ataşeliği, İstanbul Radyosu redaktörlüğü gibi görevlerde

bulundu. İlk şiiri, Urla Halkevi dergisi “Ocak”ta çıktı. Şiir yanısıra hikâye, roman, oyun, deneme ve günce türündeki eserleriyle birçok

ödül kazandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Kızılçullu Yolu (1943), Harbe Gidenin Şarkıları (1945), Mayıs Ayı Notları (1947), Güzel Aydınlık (1951), Denizin İlk Yükselişi (İlk üç kitabı, 1954),

İmbatla Gelen (1955), Güneş Çizgisi (1957), Yağmurlu Deniz (Son iki kitabı ve yeni şiirler, 1968), Başaklar Gebe (1970), Ceylan Ağıdı (1974),

Aç Güneş (1980), Bozkırda Bir Atlı (1981), Yarasın Beyler (1982), Tufandan Önce (1983), Aşklar Yalnızlıklar (Toplu şiirler 1, 1985),

Kısmeti Kapalı Gençlik (Toplu şiirler II, 1986)

 

 

 

UZAK HAZİRAN

İki dudak arası bir zaman

Gözgöze geldikse geçerken

Mayıs’la Haziran arasında

Yağmurlu bir saçak altından

Aşktı uçup giden üstümüzden

Aşktı değip geçen yanımızdan

 

Uyanıp kış uykularından

Şubat’la Mart arasında

Eylül’le Ekim arasında

Yaz sularından kıyıya çıkan

İki adım arası bir zaman

Gözgöze geldikse geçerken

Günlük güneşlik bir kaldırımdan

Aşktı uçup giden üstümüzden

Aşktı değip geçen yanımızdan

 

Aşktı görmedik bilmedikse

Kimbilir hangi Eylül bir daha

Hangi uzak Haziran

(Güneş Çizgisi)

 

 

KARABATAK

Dalar gider pencereler önünde şimdi

Ilık yaz akşamlarını hatırlar

Vapurlar geçer bomboş güverteleri

Bomboş uzanan denizin üstünde

Aç bir karabatak dalar çıkar

 

Bilirim yalnızlık üşütür insanı

Kalp daima sevecek birini arar

Hatırlar bakışlarda kalan aşklarını

Avuçları hafif terli, yanakları al al

Ağaçlıklı yollarda akşam dolaşmalarını

 

İlk yıldızlar karanlık basmadan doğar

Hafif çiçek kokuları gibi uçar içiniz

Yavaşlar eve dönerken adımlarınız

Esen rüzgâra durur kulak verirsiniz

Bakışlarınız bütün kadınlarla karşılaşır

 

Daha önünüzde uzun bir yaz vardır

Bütün gün şurada burada gecikir oyalanır

Döner durur yatağında bütün gece

Ay ışığı, sıcak hava, tutuşturur kanını

Uykularını kaçırır en ufak bir düşünce

 

Şimdi rüzgârlar soğuk eser yüzünüze

Hüzün verir yağmur sularından geçen bulutlar

Bayırlarda yol alan posta arabaları

Şimdi birbirinden ayrı yaşar kurtlar, kuşlar

Sular çakıllardan ayrı akar

 

Dalar gider, gözleri büyür büyür de

Ilık yaz akşamlarını hatırlar

Avuçları hafif terli yanakları al al

Bomboş uzanan denizin üstünde

Aç bir karabatak dalar çıkar

(Güzel Aydınlık)

 

 

 

KISMETİ KAPALI GENÇLİK

                                                                Melih’e

Maçka’dan aşağı bir tütüncü tanıdık

Bir şişe rakı bir merhaba maksat hatır

Her akşam ayaküstü birkaç lâf atardık

Ardımdan o kalkar dükkânını kapatır

Ben açardım İstanbul’a karşı rakımı

 

İstanbul’a karşı iç iç düşün bu ne iştir

Günün bir yarısı çamur öbür yarısı

Durup dururken başlıyan o baş ağrısı

Bunca yıl yalan okuduk yalan dinledik

Aklına kim gelirse gelsin bağır ver veriştir

 

Üzgün kısmeti kapalı koca bir gençlik

Karşımızda canım İstanbul canım deniz

İçtik içtik kahırlandık bunca yıl dilsiz

Kimdik ki yaşamımızı berbat ettiniz

Sizlere el uzattık düşman gibi itildik

 

Fakat İstanbul dev gibi büyük bir şehir

İyi kötü ne günler görmüş geçirmiştir

Geceleri yorgun çocuklarının terli

Alınlarında o doğurgan ana eli

Dinlendirir dizlerinde ümitlendirir

 

Kimse alamaz elimizden bu ümidi

Bunca yıl bu ümit bizleri tutan dimdik

Neydik düne kadar daha üç beş kişiydik

Çektik kapıları çıktık evlerimizden

Meydanlara sığmıyoruz kardeşler şimdi.

   (Kısmeti Kapalı Gençlik)

 

SONUNA GELİYORUZ

Sonuna geliyoruz dostum

Eksiliyor soframızda

Bir bir iskemleler

 

Duyuyorum içimde

Yeşeriyor baş verip

Toprağa vereceğim tohum

 

Bu yaştan sonra her şey

Uzak yakın bana eşit geliyor

Toprağı daha bir seviyorum

(Ceylân Ağıdı)

 

 

DENİZ GÖRÜNÜR

Sonunda deniz görünür

Çamlıklı bir tepeden

Devrilir önünde gök

Denizle dolar boşluk

 

O iyileştirici derin

Uçsuz yoğun mavilik

Çok eski umudundur

Uzanır senin olur

 

Okşar rüzgârı yüzünü

Gülersin bilmeden niye

Niye yemin ettiğin

Söz verdiğin kime

 

Sonsuz denizin eliyle

Kutsandın bağışlandın

Denizsin artık sen de

Ey mutlu ölümlü

(Bozkırda Bir Atlı)

 

URLA

Diyelim bir masa var önümde

Elimde bardak

Oturmuş içiyorum

Bardak mı Urla mı tuttuğum?

 

Bardağı masaya

Tak!

Vurdum mu vurdum

Masaya dönüyorum

Urla, uzak, uzak, uzak!

 

Diyelim oturmuş yazıyorum

Birden duruyor kalem

Bir görüntü ak kâğıtlarda

Ev ev sokak sokak

Yine Urla oluyor konum.

 

Bir ağız mızıkam var

Üflüyorum

Re mi fa sol la

Bir si giriyor araya

– Ya Urla?

 

Bardak değil o baylar

Tak!

Masaya vurduğum

Hak arıyorum

Düpedüz hak!

Bütün mahpus kasabalar

Küçük ölü kentler

Soyulan tarla tarla

Onlardan biridir Urla!

 

Yavaş yavaş sarhoş oluyorum...

 

BABA EVİ

Durmuş bakıyoruz

Baba evine. Senin

İlk görüşün gelinim,

Alt yanı bir ev sana göre

Çatlak duvarın biri

Boyasız kapı pencere.

 

Bense sesler duyuyorum

Ayak sesleri merdivenlerde

Kapılar açılır kapanır

Pencerelerde saçlar gözler

Karşılar beni sevinçle

Uğurlar hüzünlenir.

(Bozkırda Bir Atlı)

 

LİRİKLER

XXIV

Geldin o yağmurlu gün

Islak iskarpinlerin

Çoraplarını çıkardın

 

Uzandığında çıplak

Diri güz çiçekleri

Dağıldı yatağıma

(Kısmeti Kapalı Gençlik)

 

 

ÇIPLAK

Bereketli göğüslerin

Dudakların aşkla ıslak

Cennetten kovulan ırmak

Yatağımda çırılçıplak

Her gece gürül gürül ak

Yıkık yönlerimi götür

Umutsuzluğumu yıka

Yarına beni değiştir

 

Geldiğin yerlerim yeşil

Gittiğin yerlerim kurak

(Başaklar Gebe)

 

GÜLER'İN AŞKI

Güler'in aşkı içimde

Gizliden gizliye gelişti

Tohumlar taneler gibi

Usul usul boy attı

Gündüz işimde gece düşümde

 

Güzdü, yağmurlar yağdı

Ovalar bayırlar yeşerdi

Nasıl oldu anlamadım

Yürüdüm, yanımda yürüdü

Adımlarım adımlarına alıştı

 

Şu İzmir'e gide gele

Aylar haftalar geçti

Çarşı, deniz kenarı, bahçe

Nerede gördümse Güler'i

Aklımda yazılı kaldı

 

Güler'in aşkı içimde

Meraktı sızıydı önce

Hasretti, gariplikti

Şimdi kollarımda arzu

Kanımda sıcaklık neşe

 (Güzel Aydınlık)

 

 

KIZILÇULLU YOLU

Hıdırellez günü, Kızılçullu yolu

Beni herkes severdi çocukluğumda

Arabacı yanına oturtur

Kırbacı bana verirdi.

 

Ben Fıtnat hanımın oğlu,

Zayıf bir kızı severdim

Gözlerinin içi gülerdi.

 

Hıdırellez güneşi,

Beraber tırmanmadık mı ağaçlara?

Siz kanatmadınız mı ellerimi

Elma çiçekleri?

(Kızılçullu Yolu)

 

 

GÖLGE

Ben senin gün ışığında

Saçlarını buğdaylar gibi uzar gördüm.

Gökler, denizler gibi bakardım

Gülen ağlayan gözlerine.

 

Ben senin ellerinin

Sıcaklığını duydum avuçlarımda

Yazlar, kışlar geçti unutamadım

Bilirdim, küçük kalbin

Nasıl iyilikle sevgiyle çarpar

Bilirdim neler düşünürsün susunca...

 

Ah, bir gün bir bulut üstümüze gölge edecek

Güzel yüzün, kaybolacak aynalarda sularda

Öyle sönen lâmbalar gibi alacakaranlıkta

Gelecek ölüme razı değilim.

 

Adını yazıyorum, saçlarını çiziyorum

Eğilip düşünüyorum boş kâğıtlara

Sensin işte, yalnız sensin sevdiğim

Her haline ayrı bir şiir söylemeliyim.

(Mayıs Ayı Notları)

 

 

YENİ BİR AŞKTAN ÖNCE

O zamanlar ben her gün

Vapurları karşılamaya giderdim

İstasyonlarda dolaşırdım

Tren saatlerinde.

Vaktimi parklarda,

Caddelerde geçirirdim

Ah, nerden bileyim?

Yeni bir aşktan önce dolaşıldığını

Böyle yerlerde.

(Kızılçullu Yolu)

 

 

EKSİK GÜNEŞLER

Kaç günümüz varsa şunun şurasında

O kadar güneşimiz var

Her günlük hakkımızdır mutluluk

Anla

Dün bugün eksilen güneşler

Ödenmez yarınla

(Güneş Çizgisi)

 

 

 

YAĞMURLU DENİZ

Bırakın beni

Dışarda yağan yağmurlar alsın

Yanısıra yağan yağmurların

Kaldırımların dibinden dibinden

Mutludur denize doğru giden

 

O her gün oyuklarından yere iner

Yaprak yaprak merdiven bir ağacın

Biraz dudak boyar biraz taranır

Önünde içi yağmur dolu bir aynanın

Çıkar adımlarını yağmurlara bırakır

 

Açıklarda denizin üstünde yüzen

Yağmurlarlayım ben

Aşk yorgunu dinlenen

(Yağmurlu Deniz)

 

 

 

SOĞUK KIŞ GECELERİ

Soğuk kış geceleri odama

Ansızın bir kadın hayali girer

İlerler yavaş adımlarla

Masamı düzeltir, omuzlarımı örter

Elleri güller beyazlığında.

 

Dışarda gece zifirî kara

El ayak ortadan çekilmiştir

Rüzgâr deli deli eser

Dalların gölgeleri sokak boyunca

Kaldırımlarda uzar, titreşir.

 

Sefih yüzler, kötü kişiler

Karanlıkta yaşayan kim varsa

Üşüşür  peşinden camlara

O bana şahin önünden

Kaçan yavrular gibi gelir.

 

Bak, der, ne haldeyim

Ne haldeyim bil

Ne arzum kaldı, ne hevesim

Kapılara duvarlara benzedim

Uyurum uykularım uyku değil!

 

Güzelim, kadınım, gülüm nergisim

Bilemedim, bir hata ettim bağışla

Bağışla, ne ettimse kendime ettim

Sen gideli gün günden tazelendi derdim

Sen gideli yüzüm gülmedi bir daha.

 

Dışarda gece zifirî kara

El ayak ortadan çekilmiştir

Rüzgâr deli deli eser

Dalların gölgeleri sokak boyunca

Kaldırımlarda uzar titreşir...

(Güzel Aydınlık)

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler