Nihat Behram

Yayın tarihi: 21.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Nihat Behram

 

 1946 Kars

Gazetecilik Yüksek Okulu’nda öğrenimini sürdürürken Ceza Yasası’nın 141, 146 ve 246. maddelerine aykırı eylemde bulunduğu savı ile tutuklandı. Bir buçuk yıl tutuklu kaldı. Vatan gazetesinde, Güney Yayınları’nda çalıştı. İlk şiirleri Soyut, Yordam, Yeni Gerçek, Halkın Dostları dergilerinde yayımlandı. Daha sonra ağabeyi Ataol Behramoğlu ile birlikte çıkardıkları Militan’da yazdı. Toplumcu şiire yeni soluk getiren şiir ve yazıları yanı sıra politik çalışmaları nedeniyle 12 Eylül döneminde TC vatandaşlığından çıkarıldı. 17 yıllık politik sürgünlükten sonra 1996’da yurda dönebildi.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Hayatımız Üzerine Şiirler (1972), Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar (1974), Dövüşe Dövüşe Yürünecek (1976), Hayatı Tutuşturan Acılar (1978),

Irmak Boylarında Turaç Seslerinde (1980), Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden (1982), Militan Şiirler (1984), Ay Işığı Yana Yana (1986), Yine de Gülümseyerek (1987),

Cenk Çeşitlemesi (1989), Hey Çocuk (1996), Ayaklanma Çağrısı (1998), Yalın Yürek (Toplu şiirler, 1998)

MANASTIR KUŞÇUSU

zor bir nakış gibi işliyorum

liseyi ve aşkı

hüzünden bir kanaviçeye

 

üveyikler ibibikler arıyorum

kandillerle gece çullukları

bana bir salgını çağrıştıran bıldırcınlar

lise öğretmenlerinin dolduğu odalardan

sarı asmalar ürküyor koştuğumda

 

kim bilir kuşların öldüğünü

rüzgâr geçerken selviler arasından

sepetime diken gülleri toplayıp

annemin güzelliğine üzgün

kuşlar vurduğumu benim

çağlalar çaldığımı

kimbilir hâlâ nasıl süslüyor beni

o yusufçuk sesleri

 

şimdi kumruların angutların kaçıştığı

çocukların mavi serçeler topladığı

aile albümünden bir yüreği

hızla soyunuyorum

hızla soyunuyorum karanlık koynumdan

liseli kitaplarımı

(Hayatımız Üstüne Şiirler)

 

 

UYKUDAKİ KORKU

Gece kuşları

ışığı tel tel koparıyor pencereden

 

Ay

yapraklarından

köklerine inmiş papatyaların

 

Çöllerin

kuru hışırtısını titreten bir yılan

sanki kıvrılıp kayıyor

gözlerindeki tümsekten

 

Kalbin geceyle bir gemide

 

Kapın ya açıldı ya açılacak

 

Duvarında her gün

gelincik yaprakları toplayan resim

ürkmüş, sığmıyor çerçevesine

 

Çocukların

düğün evlerinde dolaşan uykusu

zambaklar topluyor

yorgun dönerken bahçelerden

 

Oysa

ağaç kabuklarını dolduran nem

yıldızları saçlarından gizliyor senin

 

Her gece bir bekleyiş

kırılmak üzere örtülen kapıların

merdiven ayaklarıyla birleştiği yerden

ürperip çekiliyor

 

Her gece bir bekleyiş

onların oyulmuş göz çukurlarını perçinliyor

ayrılırken hüzünle bakacağın

başucundaki resme

(Hayatımız Üstüne Şiirler)

 

 

 

AZ EYLEMİŞ

Gökyüzüne ağız verip gecesini gün eylemiş

Ya neylesin gün görmeyen ya neylesin

Daraldıkça yüreğini zor eylemiş

Zaman olmuş hırçınlığı huy eylemiş

Ya neylesin durgun suda çağıltısız ya neylesin

 

Yorulanlar dili bülbül kini sümbül eylemiş

Yaş eylemiş şaş eylemiş düzenbazı baş eylemiş

Direnenler yılı yıla derdi derde taş eylemiş

Uykuları kuş eylemiş özgürlüğü düş eylemiş

Zaman olmuş sızıları usul usul boş eylemiş

Acıları aş eylemiş bir dilimi beş eylemiş

Yorulanlar salya sümük yalanmayı iş eylemiş

Direnenler dağı taşı ses eylemiş

Yaraları yürek yürek eş eylemiş

Yorulanı yorgunluğu leş eylemiş korkusuyla hoş eylemiş

Direnenin nicesini kara toprak oğul oğul göz eylemiş

Baharını güz eylemiş sevdasını köz eylemiş

 

Boyun büküp eğilenler yalanı yal dolanı yol eylemiş

Zulüm ile düğün dernek bar eylemiş

Direnenler günü güne diken diken sar eylemiş

Karanlığı dal eylemiş tomur tomur nar eylemiş

Gençliğini dar eylemiş hücreleri kan eylemiş

Duvar duvar yaz eylemiş zincirleri saz eylemiş

Söz eylemiş karda kışta nakış nakış söz eylemiş

Yüreğini söz eylemiş yiğit olan yüreğini söz eylemiş

Ya neylesin zulüm sana sabrı taşan ya neylesin

Dövüşmeyi yâr eylemiş az eylemiş

                                                               (Cenk Çeşitlemesi)

 

 

AKDENİZ’İN UĞULTUSU

ÜSTÜNDE

Akdeniz

yaslı deniz,

suboyu

uğul uğul

titreşen yüreğimin

tutuşan

dostu deniz...

Akdeniz

ufkun yanağında

uzanır maviliğin

acıyan tomurcuğa.

(Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden)

 

 

HAYKIR ACINI EY HALK

Haykır acını ey halk, başeğme haykır..!

Bir yol kavşağındasın ve ancak

yaraların haykırışlarla onarılır...

 

Bir yol kavşağındasın ve senin

değişmek için çırpınıyor kaderin.

Kuşan alnında biriken o kara teri,

sırtında şakırdayan kırbacı kopar

soluk al, ışıldat o mazlum yüreğini;

bak, korlaştı acıların, kozalandı

ey halk, parçala şu nankör suskunluğu

başkaldır artık...

 

Sevginin ve öfkenin uğultusunu

bağrına vura vura taşırken sana

karşılık gözetmiyor o gencecik insanlar;

ne barbarın tehdidi

ne dişleri kıran elektrik

dalga dalga yayılan o rüzgârı durdurabilir..

Bu direniş senin için ey halk;

bu çığlık, senin kollarınla

yıkılsın şu köhne dünya

ve coşkuyla yeniden kurulsun diye

çınlatıyor hayatı..

 

Bir yol kavşağındasın, fakat

mutlaka değişecek kaderin.

Bunu bekliyor ıslak çukurlarda

üşüyen şu yoksul çocuk,

bunu bekliyor gözevleri kurutulmuş analar,

bunu bekliyor zincirin oyduğu bilek,

bunu bekliyor açlık, kuraklık,

ılık ılık akan kan;

bunun için en genç yerimizi

ölümle tanıştırdık...

Kuşan kendini artık,

biraz da

gövdeni yüreğinle kırbaçla;

ey halk, haykır acını

bu kara dumanı dağıt...

(Hayatı Tutuşturan Acılar)

 

 

İSTANBUL SENİ SEÇMEYECEK

Birtakım karanlık adamlar şimdi

duvarları senin adınla karalıyor,

bu bana küfrü ve zincirleri anımsatıyor;

kanlı kâğıtlar halindeki gazetelerde

delik deşik edilmiş arkadaşların

yüzümüze çarpar gibi çıkan resimlerini;

hücreleri anımsatıyor bu bana,

ellerimizin nasıl çiğnendiğini.

 

Bütün tepelerinde bu şehrin,bütün çukurlarında

tenekelerle çatılmış binlerce evden

geceler bir iskelet gölgesi gibi geçerken

ve daha öğrenmeden çocuklar isimlerini

vahşetle göz göze bakışırken

ve tehdit ve tehdit ve tehdit

kırbaçlarken

en delikanlı atılışlarını gençliğimizin

ve yasakken grev, arkadaşlık yasakken

sen bu şehirde

kanla yatışan bir sinirle gezindin.

 

Bu şehir seni seçmeyecek

çünkü bu şehirde sana

örümcekler ve akrepler arasında

kopan kolları ve parçalanan bacağıyla

mahzenlere tıkılan bir insandan

her gece kan getirildi.

 

İstanbul seni seçmeyecek

bu söz çırpınarak içimde

elektrikle sarsılan kalbimden yükseliyor,

hançer gibi sıyrılıyor kırılan dişlerimden.

 

Bu şehir seni seçmeyecek

çünkü ihanet bir şehre zehir verir

çünkü senin varlığın bu şehri karartıyor

bağrında bir yara gibi taşıyarak öğrendi bunu

bu şehir.

(Dövüşe Dövüşe Yürünecek)

 

 

 

YAŞAMAK DEDİĞİMİZ FERYAT

Kalbini taşırken harcadığın kuvvet

ufacık elleri olan bir devin çırpınışlarıymış,

o dev ki: mızraktan yağmurlar altında dolaşarak

bileklerini incecik yasemin saplarına alıştırmış

 

Demek ki, seninle tanıştırdığım sihir

arpaların, kozaların, peteklerin,

aslına astarına aşk denilen,

burçlarında atmacalar, şahinler barındıran,

bağrın bağra çarpışından

başlayan sevdalı buluşmaların

ürünü bir sihirmiş,

o sihir ki: kanında öpüşlerin olduğu kadar

şerefli ayrılıkların kıpırtılarını da biriktirmiş

 

Şimdi beton üstüne serilmiş bir döşeğin kıyısında

bunları yazarken

şaşkınlıklar ve özlemlerle zenginleşen sözlerin

senden çaldığı sıcaklığıyla vedalaşmadayım,

ve - sevgilim- bıraktığım notu okuduğun sıralar

koyu bir gecenin çıngıraklarından

çok uzakta olacağım,

üstelik dağlarda, bayırlarda bile

zaptedemediğim o feryadı

çaresiz, oradan

parmaklıklar ardından taşıracağım

 

Şurada, kaçaklık aylarımın son günüyle

geçip gidiyor hayatımın bir dönemi...

İşte köşesinden köşesine dolaştığım şehir;

işte içime dolan hava;

böğürlerimdeki çılgın girdabı aldığım her nefesin..

gelişime kapı örtenler de oldu bu şehirde

yatak serenler de gecelerime

 

Sen gözlerinin maviliği gözyaşlarına bulaşan titreyiş,

yosunları dalgalarla kıyılara vuran kuvvet,

sen akılalmaz sarplıklardan fışkıran çiçeklerdeki fiyaka,

doğuruşların görkemini taşıyan şefkat,

cançekişler, gerinişler, intikam duyguları,

yetkinlikler, eriklerin ham lezzeti, körpelikler,

midyelerde incileşen kumtanesi: aynı hazla

yolumu gözle- geleceğim-

unutma ki

bu gidişler zaferi getirecek...

                        (Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar)

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler