Nevzat Çelik

Yayın tarihi: 24.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Nevzat Çelik

 

 1960 Boyabat/Sinop                                                                                                               

İlk ve ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1980 yılında İstanbul

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı UESYO’da okurken siyasal

nedenlerle tutuklanıp idam istemiyle yargılandı ve yedi yıl hapis yattı.

İlk şiir kitabı 1982 yılında cezaevindeyken yayımlandı. Bu kitabıyla 1984

Akademi Kitabevi Şiir Ödülü’nü aldı. Daha sonra 1987 Hasan Hüseyin ve

Poetry International ödüllerini kazandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Şafak Türküsü (1984), Müebbet Türküsü (1987),

Suda Seken Hayat (1990), Yağmur Yağmasaydı (1990),

Sevgili Yoldaş Kurbağalar (1998)

 

ŞAFAK TÜRKÜSÜ

1

beni burada arama anne

kapıda adımı sorma

saçlarına yıldız düşmüş

koparma anne

ağlama

 

kaç zamandır yüzüm tıraşlı

gözlerim şafak bekledim

uzarken ellerim

kulağım kirişte

ölümü özledim anne

yaşamak isterken delice

 

2

bugün görüş günü

günlerden salı

ıslak

sarı bir yağmur

ülkemin neresine bakarsa ay

orda yitik bir anne ağlıyor

sen aralıyorsun yağmuru

acıdan sırılsıklam alnına siper edip elini

sonra bir umut koşuyorsun

yüreğin avucunda

                  ısırırken

                   çırpıntılı gözlerini

(ah verebilseydim keşke

yüreği avucunda koşan

herbir anneye

tepeden tırnağa oğula

ve kıza kesmiş

            bir ülkeyi armağan)

koşma anne

birdenbire batacak olan

düş denizinde yarattığın umut sandalıdır

 

oysa benim için gece

ışık hızında koşan

kısa ve soğuk bir zamandır

bu yüzden boğuk seslerle geldiler bir şafak

uykusuz

            yorgun

                ve korkak

 

3

sanırım baytardı

yüreğimin depreminde rihter ölçeği çatlarken

ölebilir raporu veren beyaz önlüklü doktor

boşver hipokrat amca

üzülme ne olur

sen de üzülme

hücremin dörtbir köşesinde el ayak izlerimi

ciğerlerimde yırtınan bir çığlıkla hazır beklediğim

ve korkunç bir sabırla birbirine eklediğim

            korkak kahraman gecelerimi

düşlerimle sınırsız

diretmişliğimle genç

şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma

usulca açıverdi

            yanağımda tomurcuk

pir sultan’ı düşün anne

şeyh bedrettin’i

börklüce’yi

            torlak kemal’i

insanları düşün anne

düşün ki yüreğin sallansın

düşün ki o an

güneşli güzel günlere inanan

mutlu bir yusufçuk havalansın

 

4

sıcak omuzlar değerken omzuma

buz üstünde yürüdüm yıllar boyu

bayraklar ve türkülerle

kopunca memelerinden o mükemmel yaşama

kurşunlar sıktılar alnıma

açık alanlarda ağır

kartalların konup kalktığı

yalçın kayalardan biriydim

ölüp dirildim yeniden

güneşli güneşsiz akşamlarda

mutlu yarınlar adına

özgürlük adına ekmek adına

dirilip dönmesin diye hiroşimalar

tahtadan atlarının boynuna çıplak

                  ölümlerle yatmasın diye çocuklar

aç gözlerle bakmasın diye çocuklar

kardeşlik adına

havadaki kuş denizdeki balık adına

yürüdüm yıllar boyu

dönüp bakmadım arkama

ıraktı gözlerim çok ırak

izim kalır mı bilmem yürüdüğüm yolda

kalsa da silinir gider

yalnızca bir ağıt gibi çakılır

ardımca gelenlere gözlerimi yaktığım yer

yani benim güzel annem

alaşafağında ülkemin

yıldız uçurmak varken

oturup yıldızlar içinde

kendi buruk kanımı içtim

 

5

ne garip duygu şu ölmek

öptüğüm kızlar geliyor aklıma

bir açıklaması vardır elbet

 

6

geride

masa üstünde boynu bükük kaldı kağıt                                                                                 kalem

bağışla beni güzel annem

oğul tadında bir mektup yazamadın diye

                                             kızma bana

elleri değsin istemedim

gözleri değsin istemedim

ağlayıp koklayacaktın

belki bir ömür taşıyacaktın koynunda

 

7

yaşamak ağrısı asıldı boynuma

oysa türkü tadında yaşamak isterdim

çiçekleri kokmak, ırmakları akmak

yaz boyu çobanaldatanlara aldanmak

su başlarında aylak sektirmek kavalımı

sonra bir çocuğun afacan bacaklarında

anavarza kayalıklarına bakmak isterdim

o güzel günleri görenler arasında

bir soluk ben de yaşamak isterdim

bir de luvr müzesinde seyretmek gizliden

öperken siya-u jakond’u tebessümünden

işte o an saçlarından yakalamak dolunayı

 

ölmek ne garip şey anne

bayram kartlarının tutsaklığından

                                      aşırıp bayramı

sedef kakmalı bir kutu içinde

vermek isterdim çocukların eline

sonra

sonra benim güzel annem

damdan düşer gibi

vurulmak isterdim bir kıza

 

8

gecenin kıyısında durmuşum

kefenin cebi yok

koynuma yıldız doldurmuşum

koşun çocuklar çocuklar koşun

sabah üstüme

üstüme geliyor

yanlış mı duydum yoksa

erkenci bir horoz mu ötüyor

keskin acı bilenmiş

gitgide yaklaşıyor sonum

 

irim sözlerim yoktu söyleyecek

usulca baktım yüzlerine

bin yıllık iskeletleri çatırdayarak

göçtü ayaklarının dibine

kısacası güzel annem

bir çiçeği düşünürken ürpermek yok

gülmek umut etmek özlemek

ya da mektup beklemek

gözleri yatırıp ıraklara

ölmek ne garip şey anne

artık duvarları kanatırcasına tırnağımla

şaşkın umutlu şiirler yazamıyacam

mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamıyacam

baba olamıyacam örneğin

toprak olmak ne garip şey anne

ceplerimde el yerine birer balyoz taşırken

korkunç bir merakla beklerken

ve yüreğimin ırmakları taştır

                                   taşacakken

ölmek ne garip şey anne

uçurumlar ki sende büyür

dağdır ki sende göçer

ben bayrak derim çiçek derim

çam diplerine açmış kanatlarını kozalak derim

gül yanaklı çocuğa benzer

yine de

oğlunu yitirmek kimbilir

ne garip şey anne

9

beni burada arama anne

kapıda adımı sorma

saçlarına yıldız düşmüş

koparma anne

ağlama

kırıldıysa düş evinin kapısı

bütün kırık kapıların çağrılısıyım

kızların yanaklarında çukurlaşan

biten başlayan aşkların ortasındayım

her kavgada ölen benim

bayrak tutan çarpışan

her kadın toprağı tırnaklayarak doğurur beni

özlem benim kavga benim aşk benim

bekle beni anne

bir sabah çıkagelirim

bir sabah anne bir sabah

acını süpürmek için açtığında kapını

(Şafak Türküsü)

 

 

İÇERİ

düştüğünüzde çok şeyden ırak bir daha yaşayamayacaksınız çok şeyi

tutamayacaksınız kolundan kısa pantolonlu bilya çağında bir çocuğu

coşamayacaksınız bir kızın eteklerinde oyun rüzgârı uçurmasından

bir daha hiç kalkamayacaksınız belki demir kaşıklı beyaz bir sofradan

ve kanınız kaynasa da deli yalnız düşlerinizde tadacaksınız sevişmeyi

ama

dışarı baksanız da bakmasanız da avaz avaz sıçrayacaksınız camdan

ne zaman bir yaşıtınız düşse delik deşik süngü ucundan

(Müebbet Türküsü)

 

 

SINAMAK

biliyorum sokaklarda

kartopu oynuyor çocuklar

üşüdüm acıktım demeden

buz üstünde sınıyorlar

miniminnacık gövdelerini

tam zamanıdır

sınayın çocuklar

sokaklarda her zaman

buz tutmuyor kar

(Şafak Türküsü)

 

 

ÖĞÜT

bir gün eğer yolun

düşerse sorguevlerine

cinsiyetin yaşın rengin

farketmez kardeşim

yeter ki

tükür dilini yüzlerine

 

 

SAKLAMBAÇ

önüm arkam

sağım solum

            beton

hey toprak

neredeysen çık

(Şafak Türküsü)

 

 

BAHAR AĞRISI

bir bahar daha dönüp gidecek kapıdan

bir bahar daha sensiz yaşanacak

demek

bir bahar daha

insanlar asılacak şafakta

 

ben en çok şafakları ağlarım

(Müebbet Türküsü)

 

 

KUŞLARDAN ÖNCE KALKAN

palton yoksa ellerimi tut

kaportacı işçi çocuk

pusu kurmuş kapına

çakal gibi bir soğuk

(Müebbet Tüküsü)

 

 

AF

duvar duvar duvar

sana ne desem ki ah

incitmeden gözlerini mahkûmun

her taşını kırmalı bir bir

gerisi laf-ü güzaf

(Müebbet Türküsü)

 

 

ZİNDANDA GECENİN ÖNYÜZÜ

geceler ayaz olur

geceler yalçın olur

berbat olur hayın olur

kadın olur be kadın olur

katar katar geçerler de

dişi dişi sekerler de

biri ilişivermez yanına

vay be...

              (Şafak Türküsü)

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler