Orhan Alkaya

Yayın tarihi: 24.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Orhan Alkaya

 

 1958 İstanbul

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni ve Marmara

Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda oyuncu olarak çalıştı.

Çeşitli kuruluşlarda ansiklopedi yazarlığı, editörlük,

danışmanlık yaptı. Şiirleri belli başlı edebiyat

dergilerinde yayımlandı; eleştiri yazıları yazdı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Parçalanmış Divan (1990), A! Etika (1991),

Yenilgiler Tarihi I (1994)

 

 

İLK DEFA SEVER GİBİ BİR BAŞKA SEVMEYİ

                                                                                              Nazlı’ya

bir şeyi ilk defa sever gibi

ayın tutulduğu her yerde ilk ay tutulması belki

içime bir bıçak ilk kez, kan nasıl da ılık

nasıl sorardım –

ayaklarım arzan bıçak gibi delerken küreyi

 

bir şeyi ilk defa sever gibi

gözçukurumda ilk kitabı görmenin mürekkep izleri

Neil Armstrong’un ayak izleri bilinemezlerimizi ezerken

bilincimizi ezerken bildiklerimiz

ağır yaralı bir tetiğin akla doğru sessiz bir yolu katedişi

 

bir şeyi ilk defa sever gibi

uzun kahve, koyu çiğ, ince damla, bir mucize kesinliği

artık bir söz bir sözü saracak kadar yakın

ve artık uçurum mutlak

bir ses bir sesi, çocuk unicorn’u, rüya ölümlü gerçeği

 

bir şeyi ilk defa sever gibi,

tanrısızlığın kandil geceleri, yanık levhaların tarihi

gözlerin gizli, parmakuçlarında topluiğne aşkları –sırça ölüm–

anısız bir öpüşme

her tarafı sünnet bir Asyalı nasıl ezer vişneçürüğü çimenleri

 

bir şeyi ilk defa sever gibi

ilk defa sever gibi diri meme uçlarını, taze dilini, yoğun tenini

arzın patlayacağı fikrini sever gibi serin ve kanlı bir histe

kurşunun kâğıda dokunduğu ânı

bir başka sevmeyi sever gibi şaşkın; aşkın el tutuşma saatleri

 

 

YENİLMİŞLER İÇİN İKİNCİ PARÇA

                                                           Yeşim Derman için!

peki beni kim intihar etti

kim tedavülden kaldırdı böyle erken

inlerken görülmem hoşlarına gitmedi mi

bir içevurum  fazla mı geldi bu sığlıkta

nasıl da dijital şimdi yakınlıklar

parlak kanatlarıyla gökyüzüne kaybolurken anka

kimse tanrıyım demesin, hepimiz sarhoş kaldık

varedene duyulan hasret gibi yoksul anda

nerde şimdi Burgonya Beyleri, Kara Şövalye

gölgeye dokunanlar nerde

böyle erken mi kesilecekti sözüm, tam da burada

ciltler dağıldı, dağıldı olmayan ne varsa

güzel sözcüklerim, Mallarme’m, Yahya’m nerde

beni de beni de beni de... intihar ettiler

dosya kapandı katilim nerde.

(Yenilgiler Tarihi)

 

 

 

IN MEMORIAM

IN LIMINE

çocuktum, zamanım çoktu, ölmeyecektim

başımı kitaplara sokup yürüdüğüm yollarda

kimi Peçorin, kimi ansızın sarsılırdı iklim

hiçbir düellodan kaçmadığım o eşsiz yıllarda

 

babası olan herkes kadar sakin dururdum

ölüme doğru koştuğum beyaz at üstünde

Hacı Murat, Enver, D’artagnan olurdum

o masal senin, bu masal hep benim içimde

 

Huzur bilmez Suad’dım, Romeo pek komik

ben böyle ölmem, hiç değilse dua ile Mecnun

öğrendim sonra, aşklar trajikti kahramanlar epik

kaldırımlar evim oldu; Halide’ye değil bana vurun

 

tek yol devrim’di, sapa sokakta yakalandım

ne vakit arasam arzu ile hâl arasında bir yer

dedemin sattığı koca evlerde gizlice yıkandım

Deniz Gezmiş Mahir Çayan devrim için öldüler

 

orman büyüyor, ekmek dağıldı, cinim kayıp

bir kez daha dönmek için o büyük aileye

yol karanlık, dil engel, yakınmak çok ayıp

ölsem eksik. kalsam... geç mi kaldım, ne

 

 

A! ETİKA

“bizi hep erdemlere ittiler” ve “kendi

isteklerime uygunluğumdur erdem” ise

ben beni ittim, bizdim

I

aşkın atasözleriyle bayağılaşmış esrik dehlizler

kara gülüşün ağısı, unutkan inanış

bir âna sığınan ölüm, labyrinthos, gözler

şiir formülleri: a yoktuydu, e idi, ö!

uyuklayan kedi mırıltılarıyla aydınlan ey! kalp

sen kısa sabah yürüyüşlerine söylenmemiş

birşeyler bıraktıydın; kim sordu

sabuklayan zihin dolambaçlarında etika

bir ova, bir nehir, bir yer adıydı: viva la vita

 

II

düz’gün anne dokusu unutulurken gömüsünde hayatın

sırdır kır sözüm yedi gök altında

gömülen büyük aile: es! çözülürdü ars

hars söner, asılır yedi askı çöldolabına

ayağımı toprağa vurduğum yerden fışkırırdı serâp

a! kör ölür savaş biter. Hektor’un cenaze şöleni

“atları iyi süren”... atları... ad... atikada hayat

est! indi sin yeryüzüne, sır döküldü: feryât

 

III

görmezlerdi, göstermezdik, büyür uçlarında uçurumun

uyumsuz ölüm yasaları uydururdu atonal tanrılar

dizboyu cinayet bono kırdırır: gülüş

üşüşür diplerde, gelirdi eşkenar sevicileri

agora ve ün! tokuşturmaları ıskalayarak

gelir ve sararmış sabah buluşmalarını bulur

ne dediydin neler oldu İthaka: dur!

 

IV

aziz Jean-Luc göstermişti, ansızın kesilir sürmekte olan

uy ve uydur erdem sözüne şehvetini

yoksul akşam kırıntılarında majör dalgalar muare

yalnızgezeri götürür limansız hollandalılar müzesine

sürgit taşıyacak mısın bu zıkkım izleği

ey hakik: öl ve dağılsın kentin belleği

 

 

BİR SORUNUN SONUNDA AYAKİZLERİ

sakin bir dalganın ayakizleriyle

koyulur yola ipucu avcıları, cehennem

eskitmiş dedektifler, orospular

bir fotoğrafın koynundan yeni çıkmış aşk tazeleri

daha kimler, bir dalganın ayakizleriyle

 

serin salınışıyla hep bakıyordur korku

kendi güzelliğinden mahcup yolcu

zencefiller sürünmüş âdettir diye

Fikriye bir Meyerhold treninden yeni inmiş

raylar boyu akıp gider ayakizleri

 

bir haberdir bu eskimiş akşamüstleri

ağlamaklı izler... kulaklarında

gümüş yorgunluklar taşıyan eski usûl avcı

bir gülüşün peşindedir, nasılsa yerleşmiş

azgın aşkın öpüşleriyle mor dudaklı dedektif

düşüncenin tarazlanmış aynasında cinayetler

belki daha karanlık şeyler arar

orospular onda kara bir deniz edası

tazeler, her şey onda vardır diye ardından koşar

 

son sözler bahçesinde arkasına dönüp

sakin bir dalga; nasıl başlar yeniden

bir dalganın ayakizleri? yalnız bunu sorar

 

 

ANLAMLAR-II

zamanın kıyısız gemisinde yanlış fotoğraflarım yoktur

yanmış fotoğraflarım yoktur zamanın pişman gemisinde

akşamı tırmalayan huzursuzluk bin yıl arkamdan gelir

kim gördü? yalnız bir fotoğrafta yanmış tek hatıra yoktur

 

hatırayı elleyen bir anne kadar yorgun ve uzaktayım

bıyıkları kendinde bir sokak kedisiyle ansızın paylaştığım

serüvenin ellerinde câm olan -sandığım ne varsa

beklenen dağılmanın yüzde bir yağmur gibi kırıldığı andayım

 

adımdan eksilen her yerde, kendimden kalan şeylerleyim

kimbilir kimlerle? yüzünü bir kez dahi görmediğim

ânı diri tutan ne varsa, acızamanda yaslandığım bir asâ

bir anlam kıyımında, yüzyıla eksilmeyen sözlerleyim

 

zamanın kıyısız gemisinde kaptanım ve miçom yoktur

bilinir, dönülecek yer yoktur zamanın pişman gemisinde

bin yıl, arkama dönsem, daha bin yıl arkamdan gelir

kim duydu? saklıdan kayda geçtiğim tek hatıra yoktur

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler