Sabri Altınel

Yayın tarihi: 19.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Sabri Altınel

 

 16 Nisan 1925 Susurluk - 18 Ekim 1985 İstanbul

İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdikten sonra

yabancı liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. Edebiyata Kaynak dergisinde

şiirle başladı. Zengin bir dize işçiliğiyle yazdığı şiirlerde yalnızlık ve yabancılaşma

gibi temaları işledi.

 

ŞİİR KİTAPLARI

İnsanın Değeri (1955), Kıraçlar (1959), Zamanın Yüreği (1982), Şiirler (1983),

Kentin Küçük Sokağı (Ölümünden sonra, 1995), Seçme Şiirler (1997)

 

NOTLAR

Durduk bütün gece

Hiçbir acıya varmadan kuytusunda yüreğimizin

Sessizlikler yığınında sabrın yanıbaşında

Zaman eğri bir kapı aralanan geleceğe

Yoğunlaşması insan sevgilerinin unutulan bir şeyin yaşanmamış sözcüğün

Toprakta buğunun yoğunlaşması ekmekte tuzun

 

Günün bir yerlerinde umudu vuramayacaklar

Alın terini vuramayacaklar inanmayın onlara

Zulmün kanlı ağzı toprakta

Tozlara bulana bulana kırıla kırıla kanlı elleri

 

Sümbüller karanfiller bir akşam üzeri ey memleketim halkım

Sonsuzu eler toprağa, umudun toprağına

Masalsı gerçekliğin tutar süreyi, gülüşün yankılanır kıyılarda

Sızar ılık teri özgürlüğün

Kavganın ve kanın akşamlarda

Yarınki yaşam uğruna                           

                                                   (Şiirler)

 

EY AŞAĞILARDA OYALANAN DENİZ

Kalabalıklar içinden geçer dükkânlar arasından

Aldanmış bir sabırla gecikmiş yürekle

İnce bir rüzgâr aşınmış zamanlardan

Ölüm gibi soluk açlık gibi yara

Silip her şeyi belleğinden

Artık yaşamayan belleğinden

Ve soğanlar asılı balkonlardan

 

Ey aşağılarda oyalanan deniz

Yaşamı sürüye sürüye geldiğimiz

Dönülmez yer öfke ve sessizlik

Ölü ellerin ötesinde düşüncenin ötesinde

Hamarat gücünde insanın bir başka ömrün içinde

Durgun kan yağmalanmış alın teri

Sokaklara boşalan alandan

Geçip giden ırmaklar gibi

 

Ey aşağılarda oyalanan deniz

Nasıl olsa varır insan özgürlüğe

Taçlandırır kendini ışıyan usuyla

Çılgınca aldanışlar kırık sevinçler

Akan durmadan akan yaşam

Aşar doğayı ve zamanı

Şafağa bulanan elleriyle

(Kentin Küçük Sokağı)

 

 

TAŞTAN SESTEN BİR DENİZE

Bakamam gözlerinin içine bakamam

Anıların bırakıyor seni

Sokaklar sessiz evler çarşılar arasında

Günlerin yanık kâğıtları arasında

Yaşamı daha kutsal kılmak görevi bizim

Güzü daha güz kılmak yazı daha yaz

Kanı ürperten yağmurlar

Sonra düşündüren sonra alıp götüren birdenbire

Taştan sesten bir denize

 

Sağır duvarları ardında gecenin

Ekmekler şirketler ardında

Solmuş acıma ve sevgi

Sisli insan yüzleri

 

Kırlangıç okları iner gök boşluğundan

Bilinmeyen rüzgârlar sonsuz zamanlar

Akar suların soğukluğu

Kokusu bitkinin madenin

Boş ellerin acı bakışların uğultusu

 

Kim getirdi bu ıssızı bize

Kim verdi soğuk külünü günün

Kapkara bir nehir gibi akan acıyı

Yavaşlığını türkünün

Yüreğin demirini kim

 

Duyuyorum kimsesiz kıyılarda

Uzayan sesini yüreğin

Yeni yaşamı duyuyorum başlayan isteği

Gece geçildi artık

Varıldı umudun şafağına

Ilık bir güz sabahında

Ölen ve yeniden doğan dünyada

 

 

 

DÜNYAYI ALIYOR SEVGİNİN AĞIRLIĞI

Yarı gecenin içinde eteklerinde dünyanın

Ay ışığı vurmuş kuma

Bunca deneyler bunca alın terleri

Geçiyor ölümün ötesine insan

Bir sonsuzluk sofrası gibi açılır doğa

 

Öfkeyi ve çamuru al burdan ey geleceğin insanı

Umutlar söz vermeler günün karnında

İyi bir ışık iniyor sessizce uyuyan denize

Korkuyu ve ikiyüzlülüğü al

Acı soğanı ve taşı

 

Toprakta kan ve ıssızlık aylardan haziran

İnce bir rüzgâr güllerin fısıltısı havada

Yorgun yürekler bölünen elleri havanın

Çocukların anımsamadığı bir zaman

Soluk bir zaman günlerin bilinmediği

Buğulu sulara düştüğü ölü bakışların

 

Dünyayı alıyor sevginin ağırlığı

Kapılarda bekleşen bebeler

Sürecek aydınlık topraktaki izi

Tuzun ve gücün şafağında yıkanmış

Geniş adımlarınız var artık güvenli sesiniz

Özlediğiniz bir yaşam var

 

Sonsuza gider yollar geçer insanlar

Karanlıktan ve içinden tartışmaların

Ve rüzgârla dolu çırpınan yürekleri

Gördük gördük düşlediğimiz yerdeki

Yağmuru inen uzak aynalara

Yıkanan gözyaşları gibi

(Zamanın Yüreği)

 

 

SİS

Geçiyorum kentin küçük sokağından

Evler yeni bir yolculuktaki gibi taşın

Çınlayan ıssızlığı siste nemli bodrumlar

Yaşamaların pası denize uzanan

Dağılan gökyüzü ötelerde

Ey yitik ada ey yüreklerin eskidiği yer

Balkonlardan çatılardan inen düşünce

(Kentin Küçük Sokağı)

 

 

KAR

Bu ağır saate, başkalaşan saate,

Göçebe bulutlar gibi evler yeryüzünde,

Dumanlı bir suda kımıldayan ışıklar gibi.

Beklemenin ağrıyan değişmezliği,

Doğumlarda uzak bir ağaç sessizliği,

Ellerin yavaş yavaş soğuduğu yerde.

 

Kar iniyor kapılara akşamdan beri kar,

Beyaz bir derinliğe götürür seni,

Beyaz bir hüzne sürükler, bir belleğe

Ölüleri unutan, ıssız ağıllar.

Gözyaşı tükenir yüzünde, yüzünde,

Çınlar yenik sessizliği yoksulluğun,

Kim görür ölümün sokağa indiğini;

Ağlar gecenin alanında çocuklar.

 

Yaşamları yağmalanmış insanların,

Ama incecik yürekleri

Yaralı ve çıplak bir ışık evlerde,

Eski duvarlara yansımış yazgıları,

Ömürlerin savrulduğu yerde

Korkuyla uyanırlar  geceyarıları

Artık başka bir yer yok gidecekleri.

 

Soğuk kışlar alır götürür bizi,

Uzaklaştırır kendimizden,

Boşalır evlerin içleri;

Kırık dökük düşler pencerelerde,

O rüzgârsız mezarlıklar gibi,

Sofraların azlığı ezik bir yürekle,

Görmüyor musun insanı insanı,

İnsanı,

Acı çağımızdaki insanı,

Günün içinde geleceğin başladığı yerde.

 

ÖĞLE

Yeni umutlar iniyor günün gözlerinden,

Bir çağın ucundayız artık,

Savruk dalları soğuk ağaçların,

İnce bir rüzgâr dolanır evlerde,

Tükenir ömürler,

        Gözyaşları çoğaltır ıssızı.

 

Haykırıyorum sağır bir öğlede,

Toza ve sıcağa bulanan bir öğlede;

Yanmış yakılmış anılar,

Islak duvarlarda yeşermiş yaşam,

Ve kamyonlar geçiyor uzaktan.

 

Direnen ve sıcak yüreği dinle,

Kim vuruyor bağlamalara kim

Sokaklarda, kapı önlerinde.

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler