Sait Maden

Yayın tarihi: 20.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Sait Maden

 

 1932 Çorum

İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nü bitirdi.

Şiirlerini İstanbul, Türkçe, Soyut, Yazko Edebiyat, Somut, Varlık,

Gösteri gibi dergilerde yayımladı. 1950’de Varlık Yayınları’nın açtığı

çeviri şiir yarışmasında Baudelaire’den çevirdiği “Mocsta et Errabunda”

adlı şiirle birinci oldu. 1976’da Aragon’dan çevirdiği “Elsa’ya Şiirler” adlı

yapıtla Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü kazandı. Bütün şiirleri ve çeviri

şiirleri Çekirdek Yayınlarınca toplu halde basıldı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Açıl, Ey Gizem! (1997), Hiçlemeler (1997), Yol Yazıları (1997),

Bu Topraklar Anamın Yüzü (1997)

 

SÖZ! DIŞARI ÇIKMA SAATİ

Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.

 

Söz! dışarı çıkma saati. İşte gong.

Uçtu güneş - karga. Ateşte

ve taşta gong. Tutuşmuş çizmelerini

sıyırdı bir gölge ve bulutlara

astı kılıcını. Bu saat

dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.

 

Söz! öfkeni giy bacağına. Al çividen

kırbacını. İşte hergünkü

biçimleri gizemli bir el

sildi gözönünden parıltısıyla. Artık

dışarı çıkma saati. İşte yollarda

aynı kalıba dökülmüş yüz ayak, aynı

ipe geçirilmiş yüz kol koşmada

günlük sofrasına zırvanın. Artık

dışarı çıkma saati. İşte yollarda

birbirini çiğneyip çığrışır sesler

çekirgeler gibi sıçrayıp... İşte

kızıl bir ipliğe gelişigüzel dizilmiş

gözler sallanıyor havada, amaçsız bir el

 

evden ev kor gezdirirken

ve yıkıntı ve çığlık ve kül... Alçalan kuyu

ve yükselen baca üstüne şimdi

kapanıyor büyük bir çene

ve çıplak ağacından günlük edimlerin, kimbilir,

kopup savruluyor kimlerin yüzü.

 

Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.

 

Söz! giyin üstünü. Koy cebine

çıplak çeliğini hıncının.

Çiğne eski biçimleri bir bir ökçenle.

Resmini duvardan al aşağı tanrının. İndir

çağdaş yalvaçları çivilerinden. At

başını bir yana, gövdesini bir yana

bütün edebiyatın. Saat

dışarı çıkma saati. Fırla öfkenle

ölü yüzlerinden yapılma serin çarşaflar

üzerinde geviş getiren kente!

 

Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.

 

Bir sarnıça sonsuz hunilerden akıyor akşam.

Akıyor akşam... Akıyor akşam ve alarm.

Kızıl dilleri dışarda lambalar koşuşuyor

alanlarda. Savuruyor ölü göğün kağıtlarını

minareler. Ve rıhtımlara

ağır sandıklarla boşaltıyor karanlığı

vinçler, ağır çatırdılarla... Alarm!

Ve süzülüp indi çatılara son peygamberi

felaketin bir büyük karga.

 

Söz! dışarı çıkma saati. Giyin üstünü.

(Hiçlemeler)

 

UÇURTMA

Göğün ipini tutmuş koşuyor çocuk

savura savura denizi, al yeşil mor, kıyı boyunca.

Kapılardan içeri yaz doluyor döne döne

keskin bir adaçayı, reçine, kekik

kokusuyla, başdöndürücü

bir çingene çergisi çığrışmasıyla, gün günden uzun,

gün günden deli.

Dilimizde zaman av etleri tadında.

 

Akşamları kıyıda, demlenirken altında salkımsöğütün,

başı dizimizde uyuyor deniz, yorgun, güleryüzlü, güvenli

(Yol Yazıları)

 

 

ONLAR

Onlar onlar ışıyıp gecemizde ay kadınları,

ay kadınları,

onlar aşka örs alınları...

 

Onlar gecemizde ay kadınları,

ay kadınları,

ey sevinç testileri, ey ışığın en yalınları!

 

Onlar gecemizde ay kadınları,

ay kadınları,

Sedef kutularda kitlendi hep yarınları.

 

Onlar ay kadınları,

ay kadınları,

öfkemizin ifritine gebeyken saf karınları.

 

Ay kadınları,

ay kadınları,

oldular âh ölümün, zor demirin sırça kınları!

                                    (Hiçlemeler)

 

 

BOŞLUKTA

Köklerini yitirmiş yüzler,

bir boşlukta savrulan yüzler.

 

Yüzler, gecemizden içeri

günümüzden içeri yüzler.

 

Bir çığlığa açılmış, uzun

bir suskuya açılmış yüzler.

 

Kapısı yok, penceresi yok

o yıkık saraylar, o yüzler.

 

Yüzümüzde bilmediğimiz

bir tırnağın yırttığı yüzler.

 

Bütün köklerini yitirmiş

aramızda savrulan yüzler...

            (Açıl, Ey Gizem!)

 

 

DİRİLİŞ

Gölgesi bir gülüş gibi

dolanıyor gecemizde,

sarıca bir yaprak gibi

gölgesi dingin, rüzgârlı.

Gecemizde bir doyulmaz

tütsü gibi ta derinden,

kanadıyla yüzümüzü

okşayan bir melekçe dost,

alnımıza düşüp sık sık

iri düş damlalarınca

yokluğu bir gülüş gibi

dolanıyor gecemizde

yarı aralık bir kapı

gerisindeki bir çift göz

ürkekliğiyle, yağmura

açılmış bir el ayası

gibi evecen, kuşkulu,

düşen yaş gibi kirpikten

bir bakışma arasında,

koyu kıvamlı bir şarap

akışıyla sürahiden,

alev alev, kızılca kor

baskınıyla bir sevdanın

uyanıyor ağzımızda

ruhu, bal renginde ruhu.

            (Açıl, Ey Gizem!)                                                                                                                             

 

 

YÜK

Arasında bir düşün

ne ileri ne geri,

adım atsan uçurum

ya da gök perdeleri,

görünürde ne bir dam

ne bir deniz feneri

bu saran karanlıkta

surlarıyla her yeri;

ayağında yol tozu,

yüzünde ecel teri,

diz boyu bata çıka

ve bir kemik bir deri

nereye bu yolculuk

nerden ne günden beri,

kendi ölün sırtında

ağır bir kuş benzeri?

 

Etinde pençeleri?....

            (Açıl Ey Gizem)

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler