Sina Akyol

Yayın tarihi: 21.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Sina Akyol

 

 1950 Ankara

Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi.

TRT’de program yapımcısı olarak çalıştı. Reklamcılık

yaptı. Yansıma, Dost, Forum, Meltem, Yazko Edebiyat

dergilerinde şiirleri yayımlandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Su Tadında (1980), Lokmanla Geçen Şen Günlerim (1982),

Haytalarla Hatmiler (1990), Ayda Tümör İzleri (1994),

Meğer Söz Gümüş (1996), Avluda (1996)

 

(BU KİTÂBIN CENKLERİ)

Geceleyin orman, çalar borazan.

Uyanır asker, tüfengine sarılır.

Boşa gayret! Üç beş Köstebek

namluları delmiştir.

                             ***

Geceleyin orman, çalar borusun.

Toplaşır manga, hüda korusun.

Esirgeyip korumaz; sırtın döner.

Dönmekle, telef olup ihvan,

şöyle tasvir edelim:

Meydan ölü, zından yesir,

küpler altun doluşur.

 

Ekleyelim: Bakın’dı kaçarlara!...

Savuşup cümlesi... ervahına yuf.

Ben de onlara şi’rile saldırıp

kafiye sapladım: bakıyetüssüyuf.(*)

 

İşte Kirpiler

buna pek sevindiler.

                             ***

Geceleyin orman, çalar kavalın.

Kaval ki şenliktir, Börtü Böceğe.

Eğleşip gelirler, Milli Cephe’ye

ve Sincap ve Baykuş ve Tilki Soyu.

(Haytalarla Hatmiler)

--------------------------------

(*) Kılıç artıkları

 

 

(ADI: ÇARLİSTON)

Şöyle ki. Nisan toprağına

cemresiz ve salâsız

ve gizli gömüldüler.

 

Olsun, süren filizlerine

ruhlarını verdik. Mesela:

bendeniz oğlu Mahir. Şadiye’den doğma.

İmdi.... on beş yaşında bir gençtir

ve namından

kat’iyyen hoşnut değildir.

 

Vay benim , vay’lar götürsün,

ey benim, ey’ler getirsin,

hüznü hazin gençliğim.

 

Dahi şunlar:

 

Cesur kalbim!..

Duyarlı yüreğim!..

Sağlam pabuçlarım!..

 

Elbirliğiyle eskiyorlar.

 

Zaten, onlar da eskiyeli,

mahur bir şarkıdır geçmiş.

Ephesus’ta Joan Baez’in

sevabına söylediği.

(Haytalarla Hatmiler)

 

 

YASTIĞIM

YORGANIM

Epey uzak yıldızda

epey uzak yıldızda

 

ben sapsarı uyudum

 

Kim değer bana? Kim-

sevinç olur?.. Kendi-

yastığım!.. Ürkütür.

 

Ey benim, benden-

derin toprağım!

Ört beni, kurdumla-

böceğim üşür.

 

Ben ölürken, ey hırkam!

Avluya köz düşer.

Göğsüm kadar söz düşer.

Gümüş olur.

 

 

SU TADINDA

– Yalnız değildim ki orda...

O çıplak

göğün altında,

sabahtı! ormana karışan

 bir sabah

gibi indim

nice güzel duyguyla...

 

Çoğaltarak beni, yan yana

geçtiler, tuhaf bir tıpırtıyla

giden sürü

uzakta, bir çizgi olunca,

yazdım erken

başlayan günü:

 

Mavidir

diye yazdım.

 

 

BABAM İÇİN...

Yaz bahçesi! Sefalı vakitler!

Rüzgâr narin! Hayat İnce!

 

Zamanın rengi

kıvamına erince,

 

Sofraya ardıç

dalı değerdi.

 

Sen, olgun kavun!

Ben, delikanlı peynir!

 

Hemhal olur söyleşirdik.

Genç babam, gencecik babam.

 

 

NİSAN

Dokunsam, diyordum

kadim sesli rüzgâra.

 

Tenha kıra uzandım,

göl hayatı inceydi.

 

Sürer,

yalın bir şiir.

 

Ekşi erik tadıyla.

(Haytalarla Hatmiler)

 

 

LOKMAN’LA GEÇEN

ŞEN GÜNLERİM

– Lokman, bize civanperçemi gerek!

bize mürver çiçeği gerek!

Bize turnagagasıçayı gerek!-

 

1. BÖLÜM

(TABABET İLMİ)

GİRİŞ

 

Lokman hekim der ki;

tababet ilmi,

zımni

ve karmaşıktır!

 

2. BÖLÜM

(LOKMAN’A KUŞLAR VE OTLAR

ÜSTÜNE AYKIRI SORULAR)

 

– Lokman, sence niçin

bazı kuşlar

yüksek uçuşur?

 

– Lokman, sence niçin

kuşlar ilmi

karmaşıktır?

 

– Lokman,

dulavratotu

sence niçin

dulavrattır?

 

3. VE

SON BÖLÜM

(LOKMAN’IN

CÜMLEKUŞLAR VE OTLAR ÜSTÜNE

GÜZEL BİR YANITI)

 

– Onlar günün erkenci gezginleridir

ve mümkün değildir onları anlamak!

 

 

LİRİKLER

(1)

Kışı bekliyorum, nergis çiçeğini.

onunla ovmak için, seni.

 

(3)

Derin su.. Böyle mi yazmıştım?

–Hayır, diyen sesi. Dipteki kumun.

 

(7)

Tırtılın

yaprağa söylediğini

dal

duyar.

 

(11)

Ustanın

çiviye vurduğu çekiç

onarır mı eşyayı?

 

Zaten, zehirdir söz.

Dolanır, kendini bulur.

 

(13)

Nakşı derin bir kadın.

Üşür ve işler.

Dağ: Çömelir.

Geyik: Düşer.

Avcı: Vurur.

Kurşun: Kaçar.

 

Dağda maral

sesi büyür.

 

(16)

İmdi, martılar da eklendi. Gün

çığlığa kesecek. Hazin salâ

neyi anlatsın? Hayat yürür.

 

 

 

UZUN YÜRÜYÜŞ

(1)

Susacak ve konuşacak ne çok şey var.

 

Mesela zakkum: büyüsünü yitiren bir

                                                    sözcük işte!

Bu yüzden.

çıkmıyorum kırlara.

 

Olur görüşelim derken bir dosta,

inançsız ve yalancı sesim

hayır, üzmüyor beni.

 

Zaten,

yıllar var ki.

şehir değiştirmedim.

Ve hayrettir,

yerli yerinde duruyor

bunca gök.

 

Duradursun...

Rüzgârlar da dineli

epriyen yelkenimiz

kefen bezimiz.

 

(2)

Onu fakat şöyle yırtıp

cart diye geçelim:

 

Saklı dehlizlerden

gizli koyaklara

 

yollar bulup yol eyleyip

yıllar sürüp gün eyleyip

 

çaşıt donlu uğru gezip

köyler basıp itler kırıp

 

tavuk çalıp tüyün yolup

derhal kesip çiğ but yiyip

 

beter olup cüzzam kapıp

kinin yutup inildeyip

 

ölen ölüp kalan kalıp

namlar verip namlar alıp

 

kurda kuşa yemler olup

isabetle kavuşalım:

 

menevişli mor sümbüllü

yayla çiçeği kokuşlu

 

esirgeyen dağlara!

esirgeyen dağlara!

 

(3)

(Bu meyanda,

 

Şafak söksün, gün ışısın,

biz inmeye devamla:

 

Nerelere şuralara:

 

Yamaçlara bayırlara!

Ovalara çayırlara!

 

..Hitamında:

 

Gümüş derelere...

Zümrüt yeşillere...

 

Şükürler olsun, konalım.

 

Konuldukta,

basübadelmevt’e varalım.

 

Vardık madem, anlatmaya devamla:)

 

(4)

Neyi fakat? Niçin? Ne hakla?

 

Şu hakla: Akşamın balkonunda

batan güneşi aziz şarâbı

yasak meyveyi, yeşil biberi

cemedip yazâriken,

aman!... kem talihe kör uçuş:

safalar getirdi bir ölü kuş!

Adını da düşelim:

Değil serçe! Değil martı!

Parmak uçları çengel tırnaklı.

dahası: emici safihayla kaplı.

ayacıkları kanatlı.

sık tüylü, derviş kılıklı

şirin veba kuşumuz!

Üstelik,

memeli

yumuşak

ve huffaş!

 

Onu yakıp kül edip

anlatmaya devamla:

Saksıdaki biberi!

Saksıdaki biberi

 

 

FELSEFE VE ABUZER

1

“Kuramsal doğrularla pratik yanlış

lar arasındaki çelişki delirtti Al

duzer’i!”

 

dersem eğer;

şaka değil,

                gerçektir sözüm!

Koyun siz de gerçek

                sözüme bir mim!

 

2

kuramsal doğrularla pratik yanlış

lar arasındaki çelişki delirttiyse

Alduzer’i;

Bizim ilden, sarhoş gezen, amca oğlu

Abuzer’i;

 

Hangi namert kuşlar bunlar?..

Hangi mel’un keçiler!..

Yiyip bitirdiler!..

Dağ yolunda bıraktılar!..

Küller, küller, küller başıma!

(Lokman’la Geçen Şen Günlerim)

 

 

 

SATEN

I

Sabah serinliğiyle yazıyordum; güneş

hınzır bulutla çekişiyordu.

 

II

Uyuyordum, uykunun kıyısında

usulca durdum.

 

Yastığına taze otlar bıraktım.

 

Biraz gümüş, biraz şiir ekledim.

 

Şenlensin diye om’zun,

ıslık çalıp çağırdım:

 

Gelen,

çayırkuşuydu.

 

 

BEN BANA ÜRYAN

Hangi tanemi

bin bir tane giyinsem,

ben bana üryan!

 

Sana soyundum.

Senin gülden memene

fakir yetiştim.

 

Nasip dedim, çok-

memen!... (Yedi uyurla

uykular uyur.)

 

***

 

Gezdim rüyanı!

Keskin gözüm arpacı-

kumrusuydu of!

 

***

 

Derûnundayım.

Saklındaki eşkıya-

yatağındayım

 

Bana kurşun mu,

bana yoksa nazar mı

incecik değer?

© 2018 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler