Süreyya Berfe

Yayın tarihi: 21.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Süreyya Berfe

 

 1943 İstanbul

Ortaöğrenimini Çanakkale Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde bir süre öğrenim gördü.

Reklam şirketlerinde metin yazarlığı yaptı ve yayınevlerinde çalıştı. Düzlem, Zeren, Türk Dili, Yeni Dergi, Milliyet Sanat, Gösteri gibi

dergilerde şiirleri yayımlandı. 1966 yılına dek şiirlerini Kanıpak soyadıyla yayımladı. 1992 Cemal Süreya Şiir Ödülü’nü aldı. Hayatı

sorgulayan yalın şiirleriyle 1960 kuşağının önde gelen şairlerinden oldu. Çocuk şiirleri de yazdı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Gün Ola (1969), Savrulan (1971), Hayat ile Şiir (1980),

Ufkun Dışında (Toplu şiirleri, 1985), Şiir Çalışmaları (1992),

Ruhumun (1998)

KALFA

Aldım kalemi yazdım

Kalem ki ezbercilere göre benim “en güçlü silah”ım

Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, yazarın telif hakkı

ekonomik ve sosyal güvence

hastalık ya da ölüm halinde ortada kalmama vs. vs...

Sen sen ol bunları ezbercilere bırakma

 

Aziz nâşını bırak, düşündüğün son şiirin müsveddesini teypteki

sesini üstünde başında ne varsa hepsini,

kitapları dergileri gazeteleri, gerekirse resimleri

başkalarının “bozuk” dediği dengeni ve

rakının son dublesini bırak

Sen sen ol inandığın doğruları bırakma

 

Şöyle bir kalfaya kulak ver

Sarıbal sokağında oturuyor, epeyce olmuş askerden geleli

yalnız yattığı için sabaha karşı atıyor yorganı üstünden

çok geç uyuduğu için de

sabahleyin uyku gözünden yağmur gibi yağıyor

evlenemiyor ama seviyor kendisi gibi evlenemeyecek bir kızı

 

İkisinin de aylığı ayın onyedisinde bitiyor

kalfanın uçan kuşa borcu var, kızın yürüyen karıncaya

Her gece aynı şarkıyı söylüyor

“Bir yer ki sevenden sevilenlerden eser yok”

Neden devrimci bir sendikaya geçmeleri gerektiğini

anlatıyor arkadaşlarına

en sevdiği yemek, köfte piyaz ekmek

birbirlerine benzeyen devrimci kızlarla arası iyi değil

onları erkeksi ve fazla ukâlâ buluyor

sevmiyor onların bayıldığı türkücüyü

kurdukları cümleleri yadırgıyor

çok sigara içtiklerinden

çok konuştuklarından ya da çok sustuklarından yakınıyor

Elele tutuşup

Boğaz Köprüsü’nden atlayan sevgilileri bir türlü unutamıyor

 

sevişince serçe gibi değil fil gibi sevişiyor

ağır bir hastalıktan kalkmış gibi oluyor

yalnızlıktan kesinlikle hoşlanmıyor

yolda taşıtlarda meyhanede kahvede

hiç tanımadığı insanlarla konuşabiliyor

ne devrim ne hayat ne insan ne aşk ne şu ne bu

yalnız kitabî olan hiçbir şeyi anlamıyor

 

Bir de ezbercilere bak

Kendilerini, kitapları ama yalnız kitapları

vitrinleri, modaları izleyenlere

haketmedikleri, kendi güçleriyle kazanmadıkları şeylerle avunup

hüzün acı yalnızlık yabancılık anlaşılmama nutukları çekenlere

iç dünyalarını dış dünyalarını

değerlerini beğenilerini inançlarını

davranışlarını arkadaşlıklarını aşklarını ithale açık tutanlara

askere gitmemiş ve gitmeyecek olanlara

bütün ezbercilere

çürümekte olan ağaçtan meyve bekleyenlere bak

 

Mutlu evlilere, uykuları düzenli olanlara

ustalara, profesyonellere, mekaniklere, otomatiklere, naylonlara

bıraksan pahalı bir elbiseyle sevişecek olan karılara

koyversen güzel kokulu bir perukla evlenecek olan erkeklere

sidiği deterjan, teri plastik kokanlara

turfanda sebzelerle meyvelerin

pek seyrek çıkan balıkların adını

hayatın gerçek tadını bilenlere

Kalfa, bekar odasında, gece yarısı

sevgilisini borçlarını hayatını düşünürken

kapının önünden Mustang Mach I ile

international bir otelin odasına gidenlere bak

Ve bıkma usanma yılma bakmaktan

Şimdilik bak

Bütün olup bitenlere şimdilik bak

Ve gör

 

Dört aç gözünü

Düşün ki her soru sana da soruluyor

Her cevabın içinde senin cevabın da var

 

İşte aldım kalemi yazdım

Belki iyi ettim

Belki büyük hâtâ yaptım

Belki de kınayacak beni ezberciler

Sağlık olsun n’apalım

Kalem bu

Benim en acemi silahım

 

 

BİR DOST BULAMADIM

GÜN AKŞAM OLDU

Yorgunluktan başım düşüyor

Gökte kanadı ayrıç ayrıç bir kırlangıç

Dere gibi geçiyor içerimden

Ekmek kurumuş

Zeytin çekmiş yağını

Yürüdüm yutkuna yutkuna

Toza belendi miğdem

Gözlerim soldu

Armuda vardım yüksek

Bostana vardım ellerin

Köy hayat gibi ırak

Dönendim durdum

Bir dost bulamadım

Gün akşam oldu

 

Taze yavrum kan kusuyor

Dışarda eli kırbaçlı bir rüzgar

Hançer gibi geçiyor yüreğimden

Tezek tükenmiş

Oda çekmiş sıcağını

Düşündüm tütünü sara sara

Ağuyla dağlandı ciğerim

Yüzümün rengi durdu

Avrada baktım ağlıyor

Komşuya vardım susuyor

Kasaba devlet gibi ırak

Yol kapalı

Kalktım oturdum

Bir dost bulamadım

Gün akşam oldu

 

Amerikan buğdayı bereketli olmuyor

Ötede bizim buğdaydan sapsarı bir ırmak

Güneş gibi geçiyor düşlerimden

Öküzler zayıflamış

Toprak çekmiş elini

Eridim hilâl oldum

Sele karşı terim

Gücüm dondu

Tüccara vardım ürkek

Yakın köye vardım bakmıyor

Geçim bir kanlı tuzak

Sordum sordurdum

Bir dost bulamadım

Gün akşam oldu

Şehre inince keyfim kaçıyor

Her yerde yüzüme çarpan bir tokat

Eski bir kin gibi geçiyor gözüm önünden

Kapılar kapanmış

Hükûmet çekmiş ayağını

Bekledim köle oldum

Yere yapıştı dizlerim

Umuduma set kondu

Valiye vardım ödlek

Başkana vardım gülüyor

Belki çıkar diye evrak

Sustum oturdum

Bir dost bulamadım

Gün akşam oldu.

                           (Gün Ola)

 

 

NÖBETÇİ

Dağ başından bir ışık geliyor

Yansıyor gözlerimden şehre

Bozkıra köy evlerine

 

Yorgun değilim seninle buluştum

Bir mendil sevinç yolladım sana askerden

Sevdamın nöbetini tuttum bütün gece

 

Dağ başından bir yel esiyor

Dönüyor tüfeğimin namlusundan şehre

Fabrikalara harmanlara

 

Üzgün değilim anamla konuştum

Bir tokat izi yolladım ona askerden

Vurulan yeğenimin nöbetini tuttum bütün gece

 

Dağ başından bir su kaynıyor

Akıyor postallarımdan şehre

Sana izin tezkeremi yolladım askerden

Acılarımın nöbetini tuttum bütün gece

                                               (Savrulan)

 

 

SON AYLARIN ŞİİRİ

Ben sevince yeryüzü arınır

Yüzüme vurur gölgesi

Yüreğim aşkla beslenen başaktır

Açılır

Soymak ister kabuğundan bedeni

 

Ben ağlayınca serçeler uçar

Dünya küçülür gözümde

Durur önümde bir hüzün serpintisi

Yayılır

Yıkmak ister acıdan kuleleri

 

Ben gidince öfkem ayaklanır

Dindiremez onu çocuklar bile

Köpürür taşar ama yalnız kalır

Morarır

Yalnızlığın verdiği sessizlikle

                        (Şiir Çalışmaları)

 

 

GİTMİYOR

Sen olmadan gitmiyor

taptığım yalnızlık bile.

 

Sen olmayınca gitmiyor

yenilerini tanıdığım acılar bile.

 

Sen olmadan gitmiyor

bıktığım, usandığım ölümler bile.

 

Sen olmayınca gitmiyor

sokağa atılmış bir köpeğin hüznü bile.

 

Sen olmadan gitmiyor

nar ağacının altına çekilmek bile.

            (Şiir Çalışmaları)

 

 

GURBET

Ayışığı unuttu karları

Nerdeyse tipi çıkar

 

Yaralı bir keklik

Uçtu önümden

Bende kaldı kanadı

                        (Savrulan)

 

 

ZAMANLA

Düşününce uzaklarda olduğunu

öyle uzuyor ki zaman...

Bugün ne?

Hafta bitti bile.

Bana sorarsan daha günler var.

Ne acı

günlerle ölçülüyor ayrılıklar

 

Duyunca uzaklarda olduğunu

öyle duruyor ki zaman..

Saat kaç?

Gün bitti bile.

Bana sorarsan daha saatler var.

Ne tuhaf

saatlerle ölçülüyor ayrılıklar.

 

Bilince uzaklarda olduğunu

öyle ağırlaşıyor ki zaman...

Güneş doğdu mu?

Sabah bitti bile.

Bana sorarsan birkaç dakika var.

Ne korkunç

dakikalarla ölçülüyor ayrılıklar.

                        (Ruhumun)

 

 

 

ŞİİR ÇALIŞMALARI

17.

Sabah. Fena değilim.

Herşeyim yerli yerinde.

Okudum gazeteleri, baktım insanlara

döndüm önceki halime.

 

18.

Akşama kadar, gün battıktan sonra bile

didinip durmak...

Bir bilsem ne için?

 

19.

Rızk topluyor ana ve çocuklar

çöplüklerden, yollardan.

Dişi kaplan

yavrularını ava alıştırıyor.

 

20.

Olduğum yerden başlasam yaşamağa;

olduğumu sandığım yerden.

 

21.

Ne kadar sürecek bu dehşet?

Ne kadar yaşayacak

insanın karşısındaki insan?

Dursun. Son bulsun.

Çekmek istemiyorum her gün

değişik işkencelerini aklın.

 

22.

Her geçen yıl beni eşyasızlığa alıştırıyor

eşyasızlığı bana.

Soğuyoruz günümüzün gözdelerinden

ısınıyoruz yalına, yalınlığa.

 

23.

Sordum yeni doğmuş bir bebeğe:

-Boş zamanlarını nasıl değerlendiriyorsun?

-Annemin sütünü düşleyerek.

 

Bir mezarlıktan geçerken sordum ölülere:

-Affedersiniz. Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirirsiniz?

-«Gelecek»leri düşünerek.

 

25.

Yorgunuz.

Durup dururken ve

yaşayıp yaşarken yorulduk.

Hiç  kimse, hiçbir şey dinlendiremez bizi.

Ölene dek yorulduk.

 

 

KAYIP

Seni yitirmedim, kaybettim.

Cep saatimi yitirdim, seni kaybettim.

Gökyüzünün herhangi bir yerinde

herhangi bir gökyüzünde

kaybettim seni.

 

Kim kimi buldu ömründe?

Herkes başka bir günü düşündü.

Şöyle ya da böyle

ömründe olmayan dünü düşündü.

 

Yeryüzünde, hemen şurda

kaybettim seni.

Telâşta, korkuda kaybettim.

Hüzünde, coşkuda kaybettim.

“Mutluluktan ölebilirim” dedin, kaybettim.

 

Kim kimi tanıdı ömründe?

Herkes başka bir durumu düşündü.

Şöyle ya da böyle

ömründe olmayan umudu düşündü.

 

Kaybolan ne varsa onlarda, onlarla

geçen günlerden birinde, geçmişte

kaybettim işte, zaman sustu.

Zifirî karanlık bir mağarada

ürkek bir yosun ışıdı, kayboldu.

            (Şiir Çalışmaları)

 

 

 

RAĞMEN

Kayıp bir gün daha.

Çocuklar büyüyor, yaşlanıyoruz

seni seviyorum.

 

Soğuk bir çağrı daha.

Tanıdık bir boşluk, dağılıyoruz

seni seviyorum.

 

Gitti bir arkadaş daha.

Zaman ölüyor, duruyoruz

seni seviyorum.

 

Gizli-açık bir mutsuzluk daha.

Çok konuşuyorlar, sıkılıyoruz

seni seviyorum.

            (Şiir Çalışmaları)

 

 

 

ÇOK ARIYORUM SENİ

Ağlamam Turgut, ağlamıyorum.

Alnım kırışır.

Alnım neyse ne de

gönlüm buruşur.

 

Seni indirdim mi yataktan?

Çıkarsam aklım karışır.

İyidir Turgut

-lâf aramızda-

bize ağlamak yaraşır.

 

Bir gün olur her şey değişir.

Bakarım buralarda değilsin.

Hep böyle süreceğini sanırım

sürer gerçi, ama sonu değişir.

 

Denkleştiririm senden kalanları.

Buruşuk bir gül bize bakar kamaşır.

Sonra bir sana bir bana bakar.

Neden biliyor musun?

Medresenin yanındaki kışlanın

önü deniz

Bahçesinde çamaşır.

            (Ruhumun)

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler