Salih Bolat

Yayın tarihi: 24.07.2006
Mehmet Emin Yurdakul

Salih Bolat

 

 3 Temmuz 1956 Adana

Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Sosyal

Politika Bölümü’nü bitirdi. Hacettepe Üniversitesi’nde

yükseklisans doktora programlarına katıldı. Öğretim

üyeliği yaptı. Yapıt, Petek, Oluşum, Broy, Varlık, Yarın,

Düşler gibi dergilerde göründü. 1984 Akademi Kitabevi,

1986 Yaşar Nabi Nayır, 1990 Ceyhun Atuf Kansu şiir

ödüllerini kazandı.

 

ŞİİR KİTAPLARI

Yaşanan (1983), Bir Afişin Önünde (1986),

Sınır ve Sonsuz (1988), Karşılaşma (1993),

Uzak ve Eski (1995)

 

ŞARKI SÖYLE

bugün eve gitme yusuf şarkı söyle

dersten çıkmışsın bak elin yüzün tebeşir

yağmur yok dışarda hava çok güzel

gelirken bir çiçek çarptı alnıma

alnım bu yüzden ıslak

al bu şiiri önce dizelerine ellerini sil

dersten çıkmışsın bak elin yüzün tebeşir

 

yusuf beni dinlersen bize gidelim

karım var evde seni görünce sevinir

son günlerde bunalımlı bilirsin çocuk ev iş

çocuğa bir çukulata karıma bir nergis alırız

olmazsa bir şişe hitit’le ağzımızı kana bularız

 

sizinkilere haber verme istersen bir telefon aç

nasıl olsa tahmin ederler bizimle olduğunu

şöyle bir düşündüm de dünyayı ülkemizi kendim

kuşku ve korkuyla nasıl yaşarız böyle

bugün eve gitme yusuf şarkı söyle

 

 

YETER Kİ

kabul ediyoruz, saatlerle nesnelerin uzaklığını

günün değerini belirleyen yankıyı

dinmez çağıltısını dal ucundaki çiyin

söyleyin, gürültüsüyle gelsin gecenin yatağı

uyuyan ağaçlarıyla bir park nasıl bölünür

ikiye, üçe, daha fazla düş’e, gelsin.

 

kabul ediyoruz, güneşte ısınmış buğdayın sıcaklığını

çamın gövdesinde zonklayan budak, kabul ediyor

köstebeğin burnundaki toprak kırıntısı, kabul ediyor

yanmış kâğıdın karanlığı, kabul ediyor

yeter ki sürsün kanın serüveni!

 

 

ŞİİRLER ŞİİRİNİ ARAMAK

bırakılmış bir sonbahardı

şiirler şiirini arıyordum

lorca’yı ağlarken buldum rüzgârda

eylül güneşiyle tutuşan bir gitar sesiydi ispanya

 

bir elim sıcak denizlere değerken

bir elim buzul çağlarında

şili yangınlarında buldum neruda’yı

gülüyordu kasımpatılar arasında

 

şiirler şiirini arıyordum

acılarda ağrılarda ayrılıklarda

biliyordum uzak değil

pir sultan nâzım hikmet ve daha

 

gün eridi mor dağların ardında

gürültüyle uzaklaştı güvercinler

tam ulaşmıştım şiirler şiirine

sinsice bastırdı gece

 

böyle sinsice bastıran gecelerde uyumadım hiç

en yanık türkülerle kırdım sabahın sürgülü kapılarını

hasretle atıldı şiirin kollarına

yürek ve bilinç

 

 

GÖK

küpünde dinlenen şarap; yaz göğü

fazla bir şey istemiyoruz, yaşamaktan başka

anlamak istiyoruz, ters dönmüş böceği

dinlemek istiyoruz, taştaki yosunun türküsünü.

geceyle mühürlenmiş mektuplardır, yaşlılar

eski ölülerden haber veren, eski şeylerden

bakarlar, açık bırakılmış kapınızdan

bir at yapmak için ne gerekiyorsa, örneğin

kişneme, yele, sağrı, nal - binicisi bilinmez-

öyle bakarlar, fazla bir şey istemeden.

 

hep bu saatlerde bir gök geçer üstümüzden

nar ağacı nasıl çiçek açar, onu düşünür kadınlar

kedi nasıl gerinir, kundağı çözülen bebek nasıl, onu

derinliğinde ağustos’un, kımıldar kozasında uyku

alınıp götürülmüş oğullarımızın son yüzleri gibi

ve kayıp kızlarımızın, belleğimizden silinmeyen

bir gök: demire ve geceye bölünmüş.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                             

© 2019 Tüm hakları saklıdır.
Matbaacılar Sitesi No:115 Bağcılar, İstanbul
iletişim
Boyut Pedia Kategoriler